Yürünmüş Bir Yoldan Arta Kalanlar dijital sergisi üzerine söyleşi

Sanatçı Diren Demir ile iki şehrin hafızasını sentezlediği ‘Yürünmüş Yoldan Arta Kalanlar’ adlı sergisini konuştuk. İstanbul ve Amsterdam, iki şehir olarak hangi noktadan bağlanıp nerede farklılaşıyor?

Diren, genç bir sanatçı. 'Zorunda kalmadıkça sabit hayata geçmemeyi tercih ediyorum.' diyor. Paulo Coelho'nun Hippi kitabından esinlenerek çıktığı yolculukta iki şehrin mekânlarından bakarak hafızasını tutmuş. Sergiyi dijital ortamda yayınladı. Gazetesanat.com'da yayınlanan bu serginin süresi dolmak üzere. Kaçırmadan bir göz atın derim.

Şimdi Diren'le şehirlerin, mekânların hafızası üzerine söyleştiğimiz keyifli sohbetle baş başa bırakıyorum sizi. Hafta sonuna lezzet katacak sohbeti bir fincan kahve eşliğinde okumanızı da öneririm.

Keyifli okumalar…

NOT: Yürünmüş Bir Yoldan Arta Kalanlar dijital sergisini buraya tıklayarak ziyaret edebilirsiniz.

Diren Demir - Yürünmüş Bir Yoldan Arta Kalanlar dijital sergisi üzerine söyleşi

Bireyler arası bir temas için elimizde bir tek dijital kalmıştı

- Diren merhaba, nasılsın? Asıl sohbetimize başlamadan önce biraz kendinden bahseder misin? Kimsin, neler yapıyorsun?

Şu sıralar Türkiye'nin güneyinde gezintilerime devam ediyor ve göçebe olarak yaşıyorum. Zorunda kalmadıkça sabit hayata geçmemeyi tercih ediyorum. 22 yaşındayım. Disiplinlerarası çalışan bir sanatçı ve yazarım. Hala heykel bölümünde eğitimime devam ediyorum, sanat yolculuğumda da tıpkı asla bitmeyen fiziksel yolculuğumda olduğu gibi insanlara dokunmaya, kapatılan şeyleri gün yüzüne çıkarmaya (ifşa etmeye) ve duvarlarımızı yıkmaya odaklanıyorum. Bu amaçlar bazen politik, aktivist bazen de kişisel ve içsel kavramlarla üretimlerime tezahür ediyor. Bu yüzden 'Nasılsın?' sorusu kendime her gün sormak zorunda olduğum en önemli ve güçlü sorulardan birisi. Kendi oluşumu bildikçe ve keşfettikçe ilham bulabiliyorum, böylece bu bedensel hareketlilik ve gezginlik hali benim için içi boşaltılmış ve indirgenmiş bir turistik deneyimin çok ötesine geçip evrene kendimi açtığım, içsel bir yolculuğa dönüşebiliyor. Bu süreçte gelip geçen tüm haller ise, zaten sadece geçici oluyor. Ama yine de iyiyim diyelim. Sen nasılsın?

- Teşekkür ederim. Eksik kalacak tabii; ama iyiyim. Zira sen öyle derin yanıtladın ki… Artık bir normalleşme sürecine geçsek de bir pandemi yaşadık/yaşıyoruz. Bu dönem senin için nasıl geçti/geçiyor?

Karantina süreci benim için arkamda bıraktıklarımı tekrar ele aldığım, tamamlamadıklarımı tamamladığım, denemediklerimi denediğim bir süreçti. Üst ya da orta sınıf kitlenin eve kapanma ve karantina sürecine dair ilk tepkilerinden birisi olan 'içe dönme' ayrıcalığını tatmış ve bundan şikayet etmemiş olsam bile, eve kapanmanın da aslında birçok insan için bir lüks olduğunu biliyorum. Böyle bir noktadan geleceğe baktığımda ise yukarıdan inme bio-politik bir distopyanın olasılığı beni korkutuyor... Gezgin birisi için global hareketliliğin kontrollü şekilde azaltılmış olması da oldukça kötü.

- Bu süreç özellikle bizi dijital ortama sürükledi. Bu dijitalleşmeyi özellikle sanat açısından nasıl değerlendiriyorsun?

Bu süreçte sanat deneyiminin dijitalleştiğini, sanat kurumlarının online olarak daha aktif çalıştığını gördük, çünkü bireyler arası bir temas için elimizde bir tek bu kalmıştı. Ancak bir sanat eseri doğası gereği bulunduğu mekânla da iletişim halinde olmalıdır, mekânı da bireyi de dönüştürebilmelidir... Dijital ortam -mekânı dijital ortam olan eserler haricinde- herhangi bir eserin izleyici ile kurduğu iletişimi tek bir kanaldan aktarabilen, indirgeyen ve bedeni içine alabilen mekânın sunduklarını vaat edemeyen bir alan... Giderek dijitalleştiğimiz bu çağlarda bunu söylemek oldukça cüretkâr olabilir; ancak şu anki durumumuzda mekânın sunduklarını (veya daha iyisini) sunabilecek, eserin izleyici ile kurduğu bağı dijital yollardan geliştirebilecek yöntemlerde ustalaştığımızı hiç sanmıyorum. Bu durum gelecekte değişebilir belki...

Diren Demir - Yürünmüş Bir Yoldan Arta Kalanlar dijital sergisi üzerine söyleşi

Ben sadece onların gitmeyi planladıkları rotayı tersten gidiyordum

- Sen de dijitalde çok güzel bir sergi hazırladın bizler için. 'Yürünmüş Bir Yoldan Arta Kalanlar' adını verdiğin bu sergi bir röportajda buluşturdu bizi. Bize bu serginin senin için ne ifade ettiğinden bahsederek başlayalım mı konuşmaya?

'Yürünmüş Bir Yoldan Arta Kalanlar' adlı fotoğraf serisi çalışmam -aslında en çok da fotoğraf olmasından ve paloroid formatında olmasından ötürü- dijital ortamda herhangi bir şekilde sergilenmeye uygundu. Tabii ki yine fizikselliğin sunabildiği geniş olanakları kullanıp fotoğraflar-konumlandırma-mekân arasında bir oyun yaratabilirdim; ama 'Yürünmüş Bir Yoldan Arta Kalanlar' bu avantajlardan feragat ettiğimde de değerini koruyacak olan bir çalışma olduğu için dijital ortama uygun idi.

- Bu fikir nasıl çıktı?

Projenin fikri yola çıktığım bir sırada yanıma almam gerektiğini hissettiğim bir kitap üzerinden çıktı; Poulo Coelho'nun Hippi adlı eseri. Türkiye'de uzun süre birlikte gezdiğim bir dostumu Hindistan'a yolcu edip arkasından da ben gitmiştim. Hindistan'da da beraberce vadileri, ashramları ve tapınakları gezdiğimiz bu süreçte birbirimizle iyi geçinemedik ve yollarımızı ayırdık. 70'li yıllarda geçen kitapta da Paulo kendi yol deneyiminden ve bu yolu paylaştığı insandan bahsediyordu. Sanırım geçen yıllar ve hangi rotada olduğun fark etmeksizin birçok gezgin için yol deneyimi aynı dersleri, aynı farkındalığı ve öğretiyi sunuyor. Yolda olmak hem çok kişisel hem de çok evrensel bir olgu. Bu sebeple Paulo'nun bu kitabını daha derinden hissedip anlayabildim diyebilirim.

Diren Demir - Yürünmüş Bir Yoldan Arta Kalanlar dijital sergisi üzerine söyleşi

- Peki neyi amaçladın?

Kitap her ne kadar İstanbul ve Amsterdam odaklı olsa da, Karla ile Paulo'nun amaçları Hindistan'dan geçip Katmandu'ya ulaşabilmekti. Ama planları ters gitti, ben sadece onların gitmeyi planladıkları rotayı tersten gidiyordum.

- Fotoğraflarınla bu iki şehri birbirine bağlayarak kültürlerarası konuşulmamış bir belleği açığa çıkarıyorsun. Kitap ve sonrası senin için nasıl gelişti? Aklından ilk geçen şey ne olmuştu?

Fotoğraflar Karla ve Paulo'nun birlikte geçtikleri, edindikleri anılara şahitlik etmiş olan mekânlara dayanıyor. Kitapta ana konu mekânlar değildi, mekânlardan üstü kapalı bahsediliyor veya genel bilgiler veriliyordu. Ben buralardan küçük ipuçları toplayıp nerelerden geçebileceklerini, nereden bahsettiklerini hem harita üzerinden hem de binaların tarihi üzerinden yaptığım araştırmalar ile saptayabildim. Bu mekânları hem İstanbul'da hem de Amsterdam'da bulup kitabın akışına göre her birini ziyaret ettim ve fotoğraflarını çektim.

- Mekânların ortak noktası neydi? Bu proje sana ne kazandırdı?

Bu mekânların tek ortak noktası, bu iki kişinin bireysel belleklerinde izler bırakmış olmasıydı, bu belleği kamusal alan üzerinden işleyerek bireysel olan ile toplumsal olanı birbirine yakınlaştırmayı amaçladım. Şehrin yapısının da şekillendirdiği iki gezgin arasındaki bu ilişki dinamiğini dokundukları (veya dokunuldukları) mimarileri fotoğraflayarak sundum. Böylece bu şehirlerin hafızasına bir detay daha katabilmiş oldum. Bu proje ayrıca Amsterdam'da "Be Mobile, Create Together” sanatçı rezidans programı sırasında Rast Theater bünyesinde geçirdiğim ve performanslar sunduğum süreçte Amsterdam şehrini derinlemesine tanıyıp anlayabilmemi ve fiziksel mobilitemi şehrin içinde de sürdürebilmemi sağladı.

Diren Demir - Yürünmüş Bir Yoldan Arta Kalanlar dijital sergisi üzerine söyleşi

Paulo için buraları özel kılan Karla idi

- Bize araştırma sürecini ve bu fotoğrafların çekilme hikâyesini anlatır mısın?

İlk önce kitaptan topladığım ipuçlarını birleştirdim. Bazen mekânlar hakkında "Dam Meydanı”, "Kraliyet Sarayı” gibi açık ve net lokasyonlar da bulunuyordu. Bazıları ise üstü kapalı anlatılmıştı. Mesela Karla'nın Dam Meydanı'ndan kısa bir yürüme mesafesiyle sinemaya ulaşıp film izlemesi ile alakalı olan küçük bir cümleyi seçip Amsterdam'da 70'lerde de var olmuş eski sinemaları araştırdım ve bunlardan Dam Meydanına yürüme mesafesinde olanları bir araya getirdim, diğer olasılıkları eleyince geriye sadece tek bir mantıklı yer kaldı; The Movies.

Karla'nın arkadaşı ile oturduğu Coffee Shop vb. diğer mekanlar için de aynı yöntemi izledim. Kitapta mekânlarda geçirilen süre 1-2 saat bile olmuş olsa bu insanların bireysel hareketliliğini kaydetmek adına her birini saptayıp ziyaret etmeye çalıştım. Bu izleri takip ederken bazen kendimi mimari yapılarda bazen de sokak, cadde ve hatta köylerde buldum...

- Şehirler, caddeler, sokaklar, onların fiziksel olarak seninle buluşması… Görüyorum ki mekânların bir dili olduğunu keşfetmişsin. Bu iki şehir sanatçısının belleğinde hangi değerleri oluşturdu?

Paulo için buraları özel kılan Karla idi... Ben de geçirdiğim yolculuklarda (özellikle de Hindistan'da) birlikte olduğumuz insanlarla birlikte bulunduğumuz mekânlarda oluşan bireysel hikâyemizin kişisel evrenlerimizde, mekânları da dönüştürdüğünü keşfettim. Benim için önemli olan kısmı burasıydı. Bunun yanı sıra bu mimarilerin ve alanların kendi objektif tarihleri de, hem bu çalışma hem de benim için önemli noktalardan birisini teşkil etti tabii ki...

- Peki İstanbul ve Amsterdam'ın birbiri ile bağı neydi?

Bence bulunduğumuz şehir hepimizin ilişki dinamiğini derinlemesine etkiliyor. Sadece ilişkilerimizi değil, bizzat yaşama deneyimimizi de... Bu gerçekten yola çıkarak Faucault ve şehir planlamacılığı ekseninde tüm bu dinamiklerin iktidarlar tarafından yönlendirilmeye çalışıldığını, bedenimizin hareket rutininin yine bio-politik eksende kontrol edildiğini okuyabiliriz...

"Yürünmüş Bir Yoldan Arta Kalanlar” çalışması şehir içi hareketliliğin bu iki farklı şehirde bir ilişki dinamiğini nasıl etkilediğini de ortaya çıkartıyor. Bio-politika bu işimde öne çıkan kavramlardan birisi olmadı, daha bireysel ve hatta apolitik denilebilecek olan Paulo'ya ait romantik bir deneyimin üzerine kurulu olduğu için. İstanbul ve Amsterdam'ın bağına gelecek olursak, bence bu iki şehrin ortak özelliklerinden birisi insana benzer dinamikleri sunabiliyor olması.

- Ya aralarındaki en büyük fark?

Bence Türkiye'de ve İstanbul'da herhangi bir sanatsal amaç için sokağı ve kamusal alanı kullanabilmek çok daha kolay. Amsterdam'da bu bazen neredeyse imkansız ya da çok zor, benim için başta bocaladığım yerlerden birisi bu oldu. Hollanda'da bu tarz işlerde -bir mimarinin fotoğrafını çekerken dahi- birçok bürokratik yazışma gerekebiliyor. Dolayısıyla bu çalışmanın Amsterdam kısmında araştırma-bulma-fotoğrafını çekme döngüsünün yanı sıra bürokratik konuşmalar ve mailleşmeler de oldukça zamanımı almıştı. İstanbul'da ise bu döngü çok daha kolaydı.

Çalışmada da ön plana çıkardığım şehir ve ilişki dinamiği konusuna gelecek olursak da; şehir enerjisi ve hafızası benzer dinamikleri yaratsa da toplumsal kültür bakımından bence İstanbul'a kıyasla Amsterdam çok daha özgür, akışkan ilişkiler / toplumsal bağlar yaratabiliyor.

Diren Demir - Yürünmüş Bir Yoldan Arta Kalanlar dijital sergisi üzerine söyleşi

Biz bu coğrafyada dönüşüm ve yıkımı birbirine karıştırıyoruz

- Bu mekânları araştırıp fotoğraflarını çekerken neler deneyimledin? Bizimle paylaşacağın detayları dinlemek isterim.

Ben şehir içinde kaybolmayı çok severim. Bu çalışmayla şehri çok daha yakından tanıdım ve ızgara sokakların beden hareketliliğini sadece spesifik noktalara yönlendiren yapısının beni götüremeyeceği yerlere gidip oralarda da kaybolabildim.

Bir keresinde Karla'nın oturduğu Coffee Shop'un fotoğrafını çekmek için araştırmamı yapıp gittiğim mekânın önünde fotoğraf çekiyordum. Mekân, dünyanın ilk coffee shop'u olan Mellow Yellow idi ve içeride çalışmalar yapılıyordu. İçeriden Türk işçilerin Türkçe konuşmaları ve çalışırken açtıkları Türkçe şarkıların sesleri duyuluyordu. İlk önce tadilat var sandım; ama daha sonra ben fotoğraf için doğru açıyı ararken yanıma bir adam geldi, biraz sohbet ettik. İtalyalı olduğunu ve buranın kapanıp yakında bir İtalyan Restoranı olacağını söyledi. Mellow Yellow'un kapanmaması için internette yazılan daha birçok haber gördüm, Amsterdam Belediyesi de aslında önemli bir kültür mekânı olan bu alanı korumak için hiçbir şey yapmamış.

- Şehirler dönüşürken hem insanlar, hem de o mekânlar hayallerinden vazgeçiyor gibi geliyor bana. Sen şehirlerin dönüşümlerini nasıl değerlendiriyorsun?

Biz bu coğrafyada dönüşüm ve yıkımı birbirine karıştırıyoruz. Kentsel bir "dönüşüm” o kentin kendiliğinden var olan toplumsal dokusunu daha da açığa çıkartabilen, koruyabilen veya değerlerini geliştirebilen çalışmalar ile mümkün olabilir ancak. Bizim bugün kentsel dönüşüm olarak ifade ettiğimiz şey, bireysel ve toplumsal hayatın o bölgedeki tüm kültür, doku, hafıza ve anılarla birlikte yıkılıp yok edilmesidir. Hal böyle olunca bireysel evrenlerimizde yaşattığımız anılarımız, şehir belleğinde kendilerini yaşatacak bir yer bulamıyor. Şehir hafızasının önemli bir bölümü zaten hali hazırda bireysel yaşanmışlıklar üzerine kuruludur; sokak isimlerimiz, anıt evlerimiz, hatta bazen halk hikâyeleri şehir dahilinde baktığımız, ama göremediğimiz noktalarda tezahür bulur...

Amsterdam ve Hollanda'nın büyük kısmı bu konuda çok daha hassas. Zaten şehirde tarihi olmayan neredeyse hiçbir bina yok, birçoğu yıllar önce kırmızı tuğla fabrikalarında çalışanların emeğiyle inşa edilmiş olan estetik yapılar ve şehir halkı bunun hala farkında. Eğer dünya tarihine izini bırakmış birisinin yaşadığı bir alan olmuşsa bu Amsterdam'da bakılıp görülemeyen bir olgu değil, direkt olarak müzeleştirilen bir kültür mirasına dönüştürülüyor.

- Çektiğin fotoğraflardan senin için en özeli hangisiydi? Hikâyesini paylaşır mısın bizimle?

Paulo'nun kitapta bahsettiği en özel alanlardan birisi eskiden bir kilise olan, ardından Hippiler tarafından işgal edilip bir konser ve kültür merkezine dönüştürülmüş olan, Pink Floyd'dan Kurt Cobain'e birçok efsanevi müzisyenin geçmiş olduğu Paradiso adlı -kilise yapısının hiç zarar görmediği ve vitraylarının bile aynı kaldığı- eski mimari idi.

- Peki bizi bekleyen yeni projelerin var mı?

Şu aralar Art Space Project adlı galeri projeme devam ediyorum. Bunun yanı sıra önümüzdeki günler lgbtiq+ Tarihi Atölyeleri ve seminer dizileri sunuyor olacağım. Sonbahar için kendi başıma üzerinde çalışacağım "İfşa'nın Sanatı” adlı, politik ifşalar ve çağdaş sanat arasındaki bağları açımlayacağım bir araştırmam da olacak.

Damla Karakuş: Teşekkür ederim.

Diren Demir: Teşekkürler :)

*

Damla Karakuş

[email protected]kadinvekadin.net

Instagram: biyografivekitap

Kadinvekadin.net özel içeriğidir.

Yorumlar

YORUM YAZ