Prof. Dr. Bilge Uzun ile En Uzun Yollar Tek Adımla Başlar üzerine konuştuk

Bahçeşehir Üniversitesi Psikolojik Danışma ve Rehberlik ABD. Öğretim Üyesi Prof. Dr. Bilge Uzun ile yeni kitabı “En Uzun Yollar Tek Adımla Başlar”ı ve daha fazlasını konuştuk.

Bilge Hanım, kendisini "Yolunu bilgeliğe adamış bir bilge” olarak tanımlıyor. Misyonu doğrultusunda izlediği yolda bildiklerini paylaşmak için yazdığı En Uzun Yollar Tek Adımla Başlar kitabını yazmış. Hayatının başlangıcından bu yana örtüşen hikâyeler ve sonuçları ile destekli bu kitap ve hayat hakkında pek çok şey konuştuk. Sohbetimiz aktı gitti, bana nasıl da iyi geldi. Uzaktan bir söyleşi olsa da sıcaklığı yetti. Bir fincan kahvenizi hazır edin de size de iyi gelsin.

Keyifli okumalar…

Yolunu bilgeliğe adamış bir Bilge

- Bilge Hanım, merhaba! Sizi tanıyarak başlayabilir miyiz? Kendinizi nasıl tanımlarsınız?

Merhaba! "Yolunu bilgeliğe adamış bir Bilge” olarak tanımlamalıyım kendimi. Bilge, bilen demekmiş, öğrenmeye doymayan... Ama Bilge olmak için bilmek değil sadece, bildiğini aktarmak da gerek. Bu bilgelik yolunda kendimi arıyorum ben de. Yaşamıma yön veren ise öğrenme tutkusu...

- Aldığınız eğitimden ve akademisyenlik konuşalım mı?

Bahçeşehir Üniversitesi, Psikolojik Danışma ve Rehberlik Anabilim Dalı'nda öğretim üyesiyim. Lisans, yüksek lisans ve doktora eğitimlerimi Orta Doğu Teknik Üniversitesi, Psikolojik Danışma ve Rehberlik bölümünde tamamladım. Doktora sırasında 8 ay Almanya Humboldt Üniversitesi'nde misafir araştırmacı olarak Berliner hayatı yaşamış, Doktora sonrası burslu misafir öğretim üyesi olarak Londra Roehampton Üniversitesi Klinik Psikoloji alanında Londoner yaşamı deneyimlemiş bir akademisyenim. Uzaktan bakınca iyi okullarda okumuş, yurt dışında yaşamış bir akademisyen için varlıklı ve eğitimli bir ailenin çocuğu izlenimi oluşur ya, yok, hayır. Ben onlardan biri değildim. Ağzında gümüş kaşıkla doğmuş bir çocuk olmadım hiç.

- Nasıl bir çocuktunuz peki?

Üç çocuklu memur bir ailenin ortanca çocuğu olarak Tarsus'ta dünyaya geldim. Tüm yaşama sevincimi, okuma aşkımı bitmek bilmeyen enerjisiyle babamdan aldım. Babam tam bir kitap kurduydu. Bulduğu her şeyi okurdu. Bununla da yetinmeyip okuturdu. O aşkı yüreğime çaktırmadan yerleştirdi anlayacağınız. Pazar sabahları uykumu aralayan, babamın sesinden bir şiir ya da bir romanın en heyecanlı hikâyesi olurdu. Demem o ki bizim o küçücük evimizde, kelimelerini tonlayarak sesleyen bir Sheakespeare vardı hep.

- Başarılarınız da erken başladı değil mi?

İlkokula erken başlayan, o yıllarda başarıyı temsil eden elması ilk kızaran, okumayı temsil eden kırmızı kurdelesi ilk takılan öğrenciydim. Çünkü ben artık "şarkı dinlemek değil şarkı söylemek” istiyordum.

- Nasıl bir evdi?

Yüreği kocaman, ama kendisi küçücük bir evimiz vardı. Kardeşlerimle beraber uyurduk oturma odasında. Özenle taşıdığı odunları usulca yerleştirdiği sobada babam yakardı her sabah. Ortaokul yıllarında ders çalışmak için üzerimize battaniyemizi alıp soğuk salona geçmemiz gerekirdi. Geçmezdik tabii. Ortaokulda ailesine uyumlu, ama lisede asi bir çocuk olan ben, başarısızlığı ilk olarak ergenliğimde tattım. Hormonlarım mantığımla ters yönde ilerliyordu belli ki. Aşkı tattım ve acıyı. O yıl üniversite sınavını kazanamadım. Sınav sonuçları açıklandığında sırılsıklam aşık olduğum çocuk karşıma geçip "Artık seninle olamayız, çünkü sen üniversiteyi kazanamadın, Hatice ile ben ODTÜ'yü kazandık, onunla devam edeceğiz.” dedi. Üç nokta :)

- Hikâyenizle birlikte başarısızlığın yorumunu nasıl yaparsınız?

Başarısızlık geleceğin bir ölçütü değildir. Yeterli motivasyonunuz varsa yapamayacağınız ya da olamayacağınız hiçbir şey yoktur.

- Peki siz ne yaptınız? Hikâye nasıl devam etti?

Arkadaşlarımın başka şehirlere üniversite eğitimlerine gittiği o yıl Tarsus'ta bir başıma kendimi okumalara adadım yeniden. Bulduğum her şeyi okuyordum, gece ve gündüz. Çalıştım. Üniversite sınavına girdim. Sonuçlar açıklandı. Sonra? Sizce? ODTÜ'yü kazandım :)

- Ya sonra?

Kalbi hızla atan birinin tomografisini aldığınızda gördüğünüz şeydir yaşamak. İnişler çıkışlar vardır. Dümdüz akıyorsa o kalp, durmuştur artık. Benim kalbim durmamıştı. İniş çıkışlarım oldu. Üniversiteyi kazanmam bile beklenmezken iyi bir okulu kazandım. Çok başarılı olduğum söylenemez. Ortalamam arkadaşlarımdan düşüktü. Yeni bir sıçramayla akademisyen olmaya karar verdim. Yüksek lisans mülakatına girdiğimde lisans akademik ortalamam nedeniyle başarısız olacağım öngörüldü. Rol modelim bir hocamın teşvikiyle kabul edildim. Sonuç: Yüksek lisans ve doktora akademik ortalamam 4 üzerinden 4.oo'dı. Burada gizli bir mesaj var. Umarım alınmıştır. Üç nokta ☺

Neyse ki bir uyaran zihnimizi bedenimizin bulunduğu yere çeker

- "En Uzun Yollar Tek Adımla Başlar” adını verdiğiniz kitabınız buluşturdu bizi. "Bu bir fark'andalık (mindfulness) yolculuğu” olarak yer alıyor kapakta. Mindfullness'i pek çok röportajda dinledim. Tanımını bir de sizden dinleyebilir miyiz?

Mindfulness, dikkati bilinçli ve yargısız bir biçimde içinde bulunan an'a davet etmek demektir. Yani mi? Bu aslında bir ay'ma hali. Zihnimizin daldığı zamanlar vardır ya, hani o yaşanmış bitmiş, ama etkisinden kurtulamadığımız geçmiş anlar ya da henüz gerçekleşmemiş yakın da olsa gelecek zamanlar… Zihin bunların arasında dolanmayı pek sever. Bedenimiz başka yerde zihnimiz başka bir yerdedir çoğu zaman. Neyse ki bir uyaran zihnimizi bedenimizin bulunduğu yere çeker.

- Örnekler misiniz?

Dış bir uyaran düşünün, mesela bir toplantıdasınız ve zihniniz evde kaldı diyelim. "Camları kapatmış mıydım?”, devam eder, zihin bulunduğu yerden geleceğe doğru bile akıyordur "Yağmur yağacak gibi, hay Allah, halılar ıslanmasa bari”. Gördüğünüz gibi zihin kendince geziniyor, geçmişten alıp şimdiki zamana hatta olmuş var sayıp gelecek kaygılarına taşıyordur. Sonra bir anda dış bir uyaran onu toplantıya çeker. Size yönelik bir soru sorulduğunu herkesin bakışlarınızı üzerinizde olduğundan anlarsınız. Soruyu duymamışsınızdır bile. Zihniniz artık an'da ve toplantıdadır. İşte bu bir ay'ma hali, toplantıyı yöneten zihninizi an'a çekti. Ama zihniniz dış bir uyaranın etkisiyle bilinciniz dışında an'a davet edildi. Ne davet ama ☺

Özetle, mindfulness zihnin bilincinde olmak ve uçuşan zihni maksatlı olarak içinde bulunduğunuz an'a davet etmektir. Zihnin eğitilmesiyle zihinden geçen düşünceleri anbean izleyebilmek ve uçuştuğunu fark ederek şimdiki an'a davet etmektir.

- Günümüzde Mindfulness oldukça önemli bir konu. Bu kadar gündemde oluşunun sebebi sizce nedir?

Mindfulness yepyeni bir yaklaşım değil aslında. Şimdilerde, araştırmalar arttıkça her kültürde izleri görülüyor. Bu kadar popüler olmasının sebebi, Massachuset Üniversitesi'nden bir tıp doktorunun laboratuvar ortamında yaptığı araştırmaların bulgusu ve ardında sinir bilim çalışmalarının olması. Şimdiye kadar insanın duygu ve düşüncelerini anlayabilmek için onlarca çalışma yapılmış, ama belki de ilk kez bunların beyin üzerinde etkileri sınanmış. Bulgular Mindfulness uygulamalarının ruh, beden ve zihin bağlamında beyin üzerindeki etkilerini ortaya koymuş. Bu bulgular farklı alanlarda araştırılmaya devam etmiş ve ediyor. Mindfulness rüzgarlarının tüm dünyayı sarması bundandır bence.

- Bu kitabı yazma ihtiyacını neden duydunuz?

Mindfulness son yıllarda Türkiye'de de etkisi sıklıkla araştırılan bir yaklaşım. Sadece ülkemizde değil, uluslararası literatürde de bilimsel çalışmalarda, tezlerde ve akademik makalelerde yer almakta. Ancak bir gerçeğimiz var ki, bu tür akademik yayınları okumayan, kendilerini kişisel gelişim kitaplarında bulan bir kesim var. Bu doğrultuda kitabı yazmaktaki amacım, toplumu temsil eden tam da bu kesime hitap etmekti. Mindfulness kavram ve becerilerinin ne olduğu ya da olmadığına ilişkin literatür taramalarını zaten çeviri kitaplarda ya da tezlerde kolaylıkla bulabilirsiniz. "Madem bu kadar kıymetli bilgiler ve faydalı uygulamalar içeriyor, bunu herkes bilmeli” diye düşündüm. Bu nedenle kitabın kurgusunu günlük dilde, olabildiğince yalın halde ifade edilmiş bilgilerle, Mindfulness uygulamaları ve hayatın içinden gelen hikâyelerle bütünleştirerek sunmayı istedim.

Hayat siz planlar yaparken başınıza gelenlerdir

- İçinden geçtiğimiz süreç öylesine zor ki! Özellikle 2020 oldukça zor geçiyor. Siz bu konuda neler söylersiniz? Siz kendi yaşamınızda nasıl bir tavır aldınız bu konuda?

Hayat, siz planlar yaparken başınıza gelenlerdir. Yani hayatta çoğu şey planladığımız gibi gitmez. Bence 2020 yılının özeti bu ifadelerde saklı. Biz neler hayal etmiştik oysa, nelerle karşılaştık. Hayatta, yönetemeyeceğimiz durumlar her zaman karşımıza çıkar. Bunlarla karşılaştığımızda bazen öylece durup izlemek ve değiştiremeyeceğimiz bu durumlara uyumlanmak gereklidir. Hayatta sadece kendimizi değiştirebiliriz. Birinin ya da durumun bizi mutlu ya da mutsuz etmesi bizim seçimimizdir. Tam da 2020 yılında olduğu gibi. Hiç ummadığımız bir anda global bir salgınla karşılaşarak evlerimize kapandık. Benim tavrım "Direndiğin şey kalıcı olur, bırak aksın hayat kendi bildiğince, değiştirebiliyorsan ne ala, ama değiştiremiyorsan izin ver akışına” yaklaşımı oldu.

- En uzun yollar tek adımla başlar diyorsunuz. O tek adımın farkına ne zaman varıyoruz?

Lao Tzu'dan alıntılı bu söz aslında niyet etmenin önemine vurgu yapar. Hadi şimdi, siz, tam da bu satırları okurken, durup derin bir nefes alın önce. Kendi dünyanıza daha derin odaklanabilmek için gözlerinizi usulca kapayın. Zihninizden onlarca düşünce geçecektir. Hayallerinizi seçin arasından. Ne olmasını isterdiniz? Yakın geleceği düşünün örneğin. 2021 kapılarını açtı. Önümüzdeki yıllarda, nerede ve ne durumda olmayı isterdiniz? Zihninizden geçenlerden birisini belirginleştirin. Derin bir nefes alarak yüreğinizde hissedin bu arzuyu. Niyet edin. "Önümüzdeki bir yıl içinde...” diye başlasın sözleriniz "... olmasına niyetleniyorum. Hayırlısıyla gelsin!” Bu aslında ilk adım. Önce neyi istediğinizi belirlemek lazım. Hedefler niyetle başlar.

- Kitabınız 16 bölümden oluşuyor. Her bölümde de bir hikâye anlatıyorsunuz. Bu hikâyeleri nasıl bir araya topladınız?

Kitaptaki hikâyeler çoğu bana ait, ama kurgulanmış hikâyeler. Bölümleri yazdıktan sonra "Bu durumu benim gibi yaşayan onlarca kişi vardır.” diye düşünerek hikâyeleştirmeye çalıştım. Sadece bilimsel bilgi ile anlatılması herkes için uygun olmayabilirdi, ancak hikâyelerle bütünleştirilirse konunun ne olduğu daha açık anlaşılabilirdi. Konuların bir sırası olsa da hikâyelerin bir sırası yok. Konuyla bağlantılı olarak bazıları uzak, bazıları ise yakın geçmişten getirilmiş yaşam deneyimleri.

- Peki kitabın bölümlerini bu şekilde yazmayı en başında mı kurguladınız, yazarken mi şekillendi?

Kitabın bilgi içeren ilk taslağını tamamladıktan sonra 3-5 ay ara verdim. O arada çeviri olan ve olmayan neredeyse tüm kişisel gelişim kitaplarını okudum. Okuduğum kitapların üsluplarını ve kurgularını inceledim. Daha sonra kendi kitabımın kurgusuna karar verdim. Buna göre her bölümde mutlaka faydalı bir bilgi içeriği, uygulama önerisi ve somutlaştırıcı bir hikâye olması gerekliydi.

- Bölümlerin sonunda "Bunu deneyin!” diye öneri de veriyorsunuz. Okurlardan geri dönüşler nasıl?

Ah işte bu en çarpıcı nokta. Çünkü okurlar aslında "bunu deneyemeyecekleri” konumda olabilirlerdi. Bunun için önsözde "Şimdi ve burada kendinizle kalmaya hazırsanız bunu deneyin, şayet değilseniz kendinizle kalmaya en uygun olduğunuz zamanı belirleyerek uygulamalara geri dönebilirsiniz” diye bir yönerge ekledim. Okurlardan gelen geri dönüşler uygulamalar açısından bir "başucu kitabı” niteliğinde olmasıydı. İhtiyaç duyduklarında, kitabın işaretledikleri bölümlerinde geri dönerek uygulamaları deneyimlediklerini ilettiler.

Sağlıklı ilişkiler için ayrışmış bir benliğe ihtiyacımız var

- An'da kalmaktan bahsediyorsunuz. Sizin anda kalmak üzerine düşünceleriniz nedir? Bu konuda bireyin fark etmesi gereken ilk şey nedir?

Zihnimiz, alışkın olduğu şekilde geçmiş ile gelecek düşünceleri arasında uçuşur. Araştırmalar, zihnimizle bedenimizin günün sadece yüzde 40'ında aynı yerde olduğunu göstermiş. Ben de zihni sürekli uçuşan biriyim. Bu cümleleri yazarken bile aklımdan onlarca düşünce geçiyor inanın. Bunları gülümseyerek karşılıyor ve "Şimdi değil, görüyorsun çalışıyorum, daha sonra söz seninle olacağım.” diyerek zihnimi an'a davet ediyorum. Ah o düşünceler ısrarcı olmaz mı, oluyor elbet, ama her defasında zihnimi nazikçe an'a getiriyorum. Bence bireyin fark etmesi gereken ilk şey zihnine gelen düşüncelerin geldiği gibi gidiyor olması. Şimdi siz de zihninize gelen düşüncelere bakın, bırakın okumayı ve o düşünceye odaklanın, bir süre sonra onların gidip yenisinin geleceğini göreceksiniz. Oyun oynar gibiler. Oyuncu düşüncelere nazik cevabımız, onları ancak yargısız kabul ve nezaketle karşılayarak o anda yaptığınız şeyi yeniden odağınıza almaktır.

- Bir diğer önemli konu da iletişim. İletişim kurma konusunda sorunlarımız olduğundan yorgun yaşıyoruz gibi geliyor bazen bana. Bu konuda neler söylersiniz?

Sağlıklı ilişkiler için ayrışmış bir benliğe ihtiyacımız var. "Ben” olmadan "biz” olunmaz. Yani demem o ki, "kendimize temas etmeden başkasına edemeyiz”. Burada söz ettiğim "bencillik” değil. Bahsettiğim "başkacıl” olmamak. Diğer bir deyişle, önceliğimize başkalarını koymadan önce bizim ne hissettiğimizi, düşündüğümüzü ve neye ihtiyacımız olduğunu değerlendirmeye ihtiyacımız var.

- Yine bir başka konu da duygu yönetimi. Duygularımız konusunda bu kadar hassas olmamızın ve ne yapacağımızı bilemeyişimizin sebebi ne?

Ah siz kitabı okumuşsunuz, harika! Çünkü bu konu kitapta ince ince işleniyor.

- Evet, tabii okudum : )

Size şimdi 'nasıl hissettiğinizi' sorsam ne cevap verirsiniz? Hadi bir düşünün. Ben cevabı tahmin edeyim. Nasıl sorusunun cevabı "iyi” ya da "kötü”dür. Oysa ben size "ne hissettiğinizi” sorsam, ne dersiniz?

- Üzerine düşünüp öyle yanıtlarım tabii.

Değil mi, bu sefer duygularınızı önce tarayıp sonra tanımlanmaya çalışırsınız. İşte kilit nokta bu. Çocukluğumuzdan itibaren duygularımızı sınırlı ifadelerle etiketlemeyi öğrenmişizdir. Duygularımızın bedenimize yerleştiği yeri görmeden, yani beden sinyallerini almadan isimlendiririz. Haliyle bu, duygusal zekamızı da olumsuz yönde etkiler. Oysa duygularımızın neler olduğunu, bu duyguların bedenimizde nerelere yerleştiğini düşünecek olursak onlarla daha iyi anlaşabiliriz. Her duygu önce beden yoluyla bir mesaj gönderir. Örneğin, öfke duygusundan önce bedenimizde bir uyarılma hissederiz. Bir anda kan beynimize sıçramış gibidir. Kalp atışlarımız hızlanır ve vücudumuz kasılır. Ardından duygu belirir. Öfke... Beden sinyallerini okumayı öğrenmemiz duygusal okuryazarlığımızı geliştirir, bu da duygusal zekamızı güçlendirerek hem kendimizle hem de çevremizle daha iyi ilişkiler kurmamıza yardımcı olur.

- Peki ne yapmamız gerekiyor?

Öncelikle tabii duygularımızla temas etmemiz gerekli. Yargılamadan. Bir duygu gelmişse neden, nasıl diye eleştirmeden sadece o duygunun gelişini, bedende yerleştirdiği yeri ve onun bir misafir olduğunu değerlendirmemiz gerekir. Çünkü her duygu bir misafir. Tıpkı evimize gelen misafirler gibi. İstemesek bile güler yüzle karşıladığımız ve uygun bir odaya yerleştirdiğimiz birer misafir. Bazen gelen misafirin evimizde yerleştirdiğimiz odayı biraz olsun dağıtmasını göze alabiliriz. Çünkü biliriz ki onlar birer misafir. Gelir, mesajlarını bırakır ve giderler. Tıpkı, Mevlana'nın Mesnevisinde ilettiği gibi bedenimiz ev sahibi duygularımız misafir.

İnsan kısmı bir misafirhane,

Her sabah yeni birisi gelir,

Bir sevinç, bir bunalım, bir zalimlik,

Aniden farkına var bir şeyin, hepsi beklenmedik bir misafir.

Hepsini karşılayıp eyle,

Evini vahşetle süpürüp, bütün mobilyalarını boşaltan bir kederler kalabalığı bile gelse,

Her geleni alnının akıyla misafir et,

Olur ki yeni bir şey getirmek için boşalttılar evini,

Karanlık düşünce, utanç ve garez,

Hepsini gülümseyerek karşıla kapıda,

Ve buyur et içeri,

Minnettar ol her gelene, kim gelirse gelsin,

Çünkü bunların her birisi öte taraftan bir kılavuz olarak gönderildi.

Mesnevi, 5. Cilt, 3676

- Bilge Hanım, anda kalmayı beceremediğimiz için mi takıntılarımız oluşuyor? Bir şeyleri sürekli kafamıza takıp belki mutsuzluğa sürükleniyoruz?

Evet, ne güzel söylediniz. Tam da öyle. An'da kalamadığımız zaman ya geçmişte kalırız ya da gelecekte. Tıpkı Lao'Tzu'nun da belirttiği gibi, düşüncelerinizi izleyin... "Eğer depresifseniz, geçmişte yaşıyorsundur, eğer kaygılıysanız henüz bilinmedik bir geleceğin tasasındasınızdır, ancak eğer huzur ve barış içindeyseniz belli ki siz içinde bulunduğunuz an'dasınızdır.” Geçmiş ya da gelecekte yaşamak mutsuzluğumuza sebep olabilir. Çünkü geçmiş, değiştiremeyeceğimiz durumları içerirken, gelecek henüz gerçekleşmemiş -çoğu zaman olumsuz- senaryoları içeriyordur. Oysa şimdiki anda olmak bir beceridir. Ve bu aslında, çocukluğumuzda olduğu gibi hepimizde olan bir beceri. Sadece hatırlayıp yeniden uygulamamız gerekir.

- Planlarınız, projeleriniz nedir?

Misyonum her daim topluma faydalı bir birey olmak, yani aslında bir Bilge olabilmektir. Bu doğrultuda farkındalığa ve fark'andalığa ilişkin sosyal sorumluluk projelerim devam ediyor. Ve tabii, sevindirici başka bir haber ise ikinci kitabımın aşaması. En Uzun Yollar Tek Adımla Başlar kitabımdaki en çok ilgi çeken "havalimanında bir karşılaşma” hikâyesi "Buda'yı ararken Rumi'yi buldum” hikâyesiyle örtüşük şekilde mistik bir roman olarak karşınıza çıkmaya hazırlanıyor.

Damla Karakuş: Teşekkür ederim.

Prof. Dr. Bilge Uzun: Ben teşekkür ederim.

Kadinvekadin.net özel içeriğidir.

Yorumlar

YORUM YAZ