Müziği doya doya yaşamak için “dinle”

Gerçek hayat soyut gördüğün şeylerden doğar, bırak notalar yıldız olup üzerine yağsın...

Her gün beslenmek için günde en az 3 öğün yemek yeriz. Hatta Türk mutfağını düşününce bu beslenme öğünleri artar da artar. Peki fiziksel doygunluk bu kadar önemliyken ruhsal doygunluğumuzdan bi' haber nereye kadar sürer gider bu hayat?

Kalbimin ritmi

Neşet Ertaş'ın hayatını yazdığımdan beri kulağımda çalınan her notayı daha çok anlam yükleyerek dinler oldum ve ruhumun hissettikleri de buna bağlı olarak anlam kazandı. Kalbim bu hassasiyette koşup koşup bir anda duran, sonra yine bir anda yönünü değiştiren çocuklar gibi; bir uçurtmanın peşinden saatlerce koşacak gibi…

Ya müzik olmasaydı

Yeryüzü ile gökyüzü arasındaki mesafenin kilometre cinsinden hesabının mümkün olduğu kadar müziğin ruhumuza yaptıklarının hesabı belki. Kimine jiletler attıran Müslüm Baba, kimine yaşamayı öğütleyen Neşet Ertaş, kimini coşturan Serdar Ortaç şarkıları, kiminin ciğerini söküp alan Yıldız Tilbe, kimine aşkın tanımını yapan Sezen Aksu

Şimdi bir dur ve bunlardan hiçbirinin olmadığını düşün. Şah damarından seni sevmeyi beceren bir adamın aşkından, saç tellerine yumuşacık dokunan baba şefkatinden, mutfağının her sırrını yalnız sana dökebilen anne elinden, gökyüzüne gönderilirken ağaç dallarına takılan her uçurtmadan, seni terk etmemek için milyonlarca bahane uyduran dosttan mahrum kalmak gibi olurdu notasız bir hayat…

Düşünsene aşıksın, özledin, nefret ettin, kızdın, mutlu oldun ve senin yerine duygularını anlatacak notalar yok; kocaman boşluk…

Notalar her yerde

Müzik dediğin notaları derleyip toplayıp yeri gelip yediğimiz bir tabak makarnanın içine sos olarak ekleyiveriyor; yeri geliyor katlettiğimiz her masumiyete bir parça olarak ilişiyor. Müzik dediğin senin bulamadığın birçok sebebi senden önce bulup altın tepside yüzüne yüzüne çarpıyor.

Öyle büyük bir aşk sadece filmlerde olmaz. Bazen dinlediğin 4 dakikalık bir şarkının göz pınarlarından süzdüğü bir damlada saklı nota anlatır sana o filmlerdeki aşka çoktan sahip olduğunu. Bazen de 40 yıl beklesen göremezsin gözünün önünü. Tekrar tekrar yaşadığın her aşka, seni kalbinden öpmeyi bilen her sevdaya ancak notalarla batacaksın.

Üstün başın misler gibi insan çamuru…

Sen yeter ki fona al bir Sezen, gerisini kalbine bırak. Ağzına attığın bir kaşık lokmada, bir yudum suda, yeri gelsin bir kuru ekmekte sıcacık aşkını paylaşmayı öğretecek o notalar sana. Bazı şeyler sadece içinden gelince öğreniliyor; öylece bir anda, kendi kendine… Sonrası misler gibi insan çamuru!

Hadi tak kulaklığını şimdi, sonrası hep hayat, hep huzur. Sen tadını çıkarmayı bildikten sonra her nota emrine amade…

Her notanın size öğrettiklerini üzerinden zaman geçmeden anlamanız dileğimle…

Damla Karakuş

Kadinvekadin.net özel içeriğidir.

Yorumlar

YORUM YAZ