Kendini dünyanın tek sahibi gören insan, gezegenine yaptığının cezasını mı çekiyor

‘Kapının Ardındaki Ben’ ve ‘Hokus Pokus’ romanlarının yazarı Güneş Altunkaş, dünyanın gündemindeki Koronavirüs hakkında düşüncelerini, duygularını, kadinvekadin.net okuyucuları için kaleme aldı…

Bir gün olup da böyle bir başlık atacağım hiç, ama hiç aklıma gelmezdi. Şimdi anladık mı bu dünyanın tek sahibi biz insanoğlu değilmişiz, her şeyi yapma hakkımız yokmuş. Egoistliğimiz, sosyal kıskançlıklarımız, ihanetlerimiz, zalimliğimiz, caniliğimiz bu sefer Tanrı'yı fena kızdırdık. Yardım dilemek için ne kadar ona yüksek sesle seslensek de kendimizi hırpalayıp duyurmaya çalışsak da artık bizi duymazlıktan geliyor, hatta evinin kapılarını bile artık bizlere açmıyor. Şükretmek için ne kadar büyük nedenlerimiz olduğunu, baştan sona tam da düşünme vakti geldi. Bugüne kadar ne zaman kaldın kendinle baş başa, ne zaman itiraf ettin ben yanlış yaptım, ben hatalıydım diye kendine, sonra canını acıttıklarına? O zaman al bir beyaz kâğıt destesi önüne, önce kendinle başla itiraflara… Her şeyi yapabileceğini zanneden sen, başla yazmaya bakalım masanın üzerindeki kâğıtlar sana yetecek mi?

Kendini dünyanın tek sahibi gören insan, gezegenine yaptığının cezasını mı çekiyor

Ölüm gözlerini bize dikmiş; ama evde sıkılıyormuş prensesler, prensler…

Dünya zorlu bir süreçten geçiyor. Şu anki durumun ciddiyetini hala anlamayanlara rağmen yetkililer salgını kontrol altına almak için büyük bir çaba gösteriyor. Hani bana bir şey olmaz diye kendini sokaklara atıp gayet günlük hayatına devam eden bencillikte sınır tanımayan, takdir edersiniz ki zalim olarak rahatlıkla anlandırabileceğimiz kibirlilere rağmen, sabahlara kadar çalışan bilim insanları, gözleri uykusuzluktan yorgunluktan kan çanağı olmuş canını bizlere siper etmiş doktorlar, sağlık görevlileri, karantina altındaki tüm hastaların temizliğinden sorumlu görevli kardeşlerimiz, şehri tertemiz yapan temizlik görevlileri ve karnımız doysun diye gece gündüz çalışan gıda sektörü çalışanları, her türlü ihtiyacımızı kolay bulalım diye rafları bizler için dolduran market çalışanları, tüm gündemden haberimiz olsun diye dünya nabzını bizler için tutan basın emekçileri, saymakla bitiremeyeceğim birçok meslek grubu canları pahasına bizler için çalışıyorlar. Peki birileri yarınları görebilesiniz diye çaba gösterirken birileri nasıl evde oturmaktan şımarıkça sıkıldığını söyleyip kendini sokaklara kolaylıkla atabiliyor, sınır tanımaz cahillikle davranıp sıradan bir günmüş gibi risk almaktan korkmuyor? Anlamadığım şu, sonunda ölüm olan bulaşıcı bir hastalığın size ve sizden yakınlarınıza nasıl olur da bulaşmayacağını düşünüyor olmanız... İşte tam da burada beynim hata veriyor. Oysaki yapılması gereken eylem çok kolay, sadece evde kalmak! Tüm ülkeler bu salgının pençesinde çırpınıp çare ararken ve her gün ölüm oranları artarken sizdeki bu dışarıya çıkma sevdası nedir?

Kendini dünyanın tek sahibi gören insan, gezegenine yaptığının cezasını mı çekiyor

Gerekmediği takdirde lütfen ama lütfen dışarı çıkmayın

Bu kadarcık zamanda sokağa çıkamadığı için çıldırma arifesine gelmiş gibi sosyal medya ağlarında paylaşımlar yapanları hayretle izlemeye başladım. Daha önce hiç düşündün mü sokakları kendine ev bilmiş bir karton parçası üzerinde dört mevsim yaşam savaşı veren bir insanın evi olmadığı için kendini nasıl hissettiğini ya da geri kalan ömrünü sadece tavana bakarak geçiren yatalak bir hastanın neler hissedebildiğini? Bu cümleleri okuduğunda hala sıcacık yuvanda oturup sıkılıyorum, daralıyorum diyebiliyorsan, lütfen her şey düzeldiğinde ben insanım diye ortada dolaşma olur mu? Çünkü sen sıkılmanın bile nasıl bir his olduğunu bilmeyen kendinden başkasını düşünmeyen bencilin tekisin demektir.

Her türlü ortamda eylemsizliğe rağmen eyleme dönüşme sabrını elde edenler bilirler ki, şu an içinden çıkılmaz halimizde önce kendilerini hayal kırıklığına uğratmamakla birlikte emek verdikleri mecralar ne ise, karantina altında bile ona odaklanıp üretmeyi sonsuz inancıyla sürdürüyorlar ve en vurucu tarafı ise sağlıklı toplum bilinciyle öncelikle kendilerine ve çevresine olan sorumluluğunu yerine getirmeye devam ediyorlar. Böyle insanlar senin ve senin gibi sıkıldığını iddia edenler için sosyal medya mecralarını kullanıp birkaç yeni bilgi öğrenmeniz için, sırf siz kendinize bir şeyler katasınız diye zaman harcayıp uğraş verirken, senin ve senin gibi düşünenlerin sıkılmak gibi bir lüksünüz yok sevgili arkadaşım, anlatabiliyor muyum? Şu dönemde birlik beraberliğin bütünsel gücünü hatırlatanlar iyi ki varsınız. Bu durum gösteriyor ki ben ne kadar dil döksem de, ne yazık ki sıkılma duygusu herkeste farklı kodlanmış. Umarım bunun da bir tedavisi vardır.

Kendini dünyanın tek sahibi gören insan, gezegenine yaptığının cezasını mı çekiyor

Bir de fırsatçılar var tabii…

Kim mi onlar? Birlik ve beraberlik içerisinde olmamız gerekirken dünyanın ölümle göz göze geldiği böyle mühim bir süreçte ticari ahlaksızlık yapıp, haksız kazanç sağlayanlar ve sahte hijyen malzemeleri üretimi yapanlar… Böyle bir çaresizliğin içinde bile içindeki bencillik ve bitmeyen para hırsıyla kavrulup daha fazlasını isteyenler, işte siz insanlık için en tehlikelilerindensiniz…

Umarım en kısa zamanda normale döneriz diye cümleler kurmayın artık. İnsanoğlunun eski normali bugün yaşadıklarımızın asıl nedeni değil mi? Ne oldu ayrımcılıklarınıza, ayrıştırmalarınıza, ötekileştirmelerinize, sen böylesin, o böyle, şu şöyle diye herkesi, her şeyi eleştirip yerden yere vurmalarınıza? O benim seviyemde değil, o kim ki diye yukarıdan bakışlarınız görüyorum ki alçaklara inmiş, birbirinize yargı dağıtmalarınız da şimdilik bitmiş gözüküyor. Umarım kendinizi karantinaya alırken kalplerinizi de vicdana ve empatiye davet edersiniz. Sadece bu kadarını bile anlasak emin olalım ki ciddi bir yol kat ettik demektir, inanıyorum.

Güneş Altunkaş

Kadinvekadin.net özel içeriğidir.

Yorumlar

YORUM YAZ