Bir tutam hayat: Babaanne öğütleri

Arkası yarın diye başlattığım hikayenin on üçüncü bölümüdür.

Ada, Ali'yi yolcu ettikten sonra kapıyı kapattı, sonra da dönüp odasına gidecekken duvarda asılı duran aynada suretini görünce donup kaldı. Gözlerinin kızardığını gördü ve çok geçmeden yanakları da ıslanmaya başladı.

Aynadaki yansımasını ağlarken bulduğunda kendini boşluğa bırakır gibi yere bıraktı; sırtını kapıya yasladı. Bir süre sonra sessiz gözyaşları yerini çığlıklara bırakmıştı. Ada, şaşkın bir şekilde içli içli ağlıyordu. Güçsüz düştüğünü fark ettiğinde kapının eşiğinde cenin pozisyonunu aldı ve gözlerini uykuya oracıkta teslim etti…

Gündüz düşü

Ada kalktı, evin içinde dolaşmaya başladı. Ali'nin gidişinin onu bu denli sarsışı karşısında şaşkındı. Dönüp tuvalin başına tekrar oturdu. Bunca yıllık içinde biriktirdiği her öfkenin hıncını almak istercesine Ali'yle birlikte yaptıkları resmin üstüne başka bir resim yapmak istedi.

Her zamanki gibi fona bir müzik koydu. Fırçasını kan kırmızısına buladı. Bu renk tüm gerçekleri bastırsın, yok etsin istiyordu. Tam elini kaldırmış, ilk fırça darbesini vuracaktı ki, babaannesi elinden tuttu, "Yapma güzel kızım” dedi.

Ada babaannesinin gözlerine baktıkça derinliklerinde kayboldu, fırçayı elinden bıraktığında babaannesi sıcacık elleriyle gözyaşlarını siliyordu.

Adaçayım, güzel kızım benim

Babaannesi Ada'yı "Adaçayım” diye sevmeye başladıysa bu zaman diliminden çok hayat dersi çıkacağı belliydi.

Ada, hiçbir şey demeden babaannesinin onu çağıran sesine gitti. Sanki zaman hiç geçmemiş gibi güneşin bugüne kalmış son ışıklarının doldurduğu odaya doğru yürüdü. Üçlü koltukta oturan babaannesinin dizlerine başını koydu.

Babaannesi sanki her derdini o anlatmadan biliyormuş gibi okşadı güzel Adası'nın saçlarını. Sanki o anda Ada'nın tüm derdi aktı gitti saçlarından.

Esma Sultan'ın dudakları yine kıpır kıpırdı; torununa dualar ediyordu yine belli ki. Ne zaman Ada'nın gözlerinden bir damla yaş düşse, böyle olurdu. Esma Sultan'ın dudakları hemen kıpırdanmaya başlardı…

Çocukluğundan bir kareyi yaşıyor gibiydi...

Babaanne öğütleri

Ada biraz sakinleşmişti. Babaannesi "Anlat bakalım” dedi. Ada konuşmadan bir süre babaannesinin yüzüne baktı öylece. Nasıl oluyordu da, her seferinde doğru zamanı biliyordu…

Ada bir anda çözülen düğümler gibi konuşmaya başladı: "Gitti Esma Sultan, daha gelişini bile anlayamadan gitti”

"Ah benim güzel kızım, zaten kovmaktan beter etmemiş miydin sen bu çocuğu?

"Evet, ama yine de çok seviyorsa gitmez sanmıştım” diyebildi Ada ürkek çocuk sesiyle.

"Aslında gitmediğini, geri döneceğini biliyorsun. Kalbinden inandığın her şey gerçektir. Ben sana böyle öğretmedim mi? Merak etme, çok kalmadan dönecek. Ama sen de kaçmayacaksın, söz ver bana”

"Korkuyorum Esma Sultan!”

"Korkma, her yaşadığımızdan sonra korksaydık hayat nasıl devam ederdi?”

"Ama seni de çok az görüyorum Esma Sultan, özlüyorum. Artık hiç gelmiyorsun”

Esma Sultan, torununun gül yanaklarını avucuna aldı. Sıcacıktı, öptü yanaklarından, öptü, öptü… Ada her öpücükten sonra biraz daha sakinleştiğini ve Ali'yi özlediğini hissediyordu.

Babaannesi "Üzülme, her şey geçici. Çok güzel günler sen karşılamasını bilirsen gelir. Hadi bak kapın çalıyor, kalk da aç” dedi.

Ada, "Kapı filan çalmıyor babaanne” derken, kapının sesiyle uykusundan ayıldı. Kapı gerçekten de çalıyordu ve babaannesi de yoktu. Her şey bir rüyadan ibaretti. Kapının çalışına aldırmadan az önce babaannesinin dizlerine uzandığı koltuğa gitti.

Sanki babaannesi onu hala orada bekliyormuş gibi bir hisse kapılmış ve bunu kaçırmak istememişti…

Israrla çalan kapı

Kapı hala çalmaya devam ediyordu. Babaannesinin son cümlesi beyninde tekrarlanıyordu Ada'nın: "Çok güzel günler sen karşılamasını bilirsen gelir”

İçinden babaannesinin cümlesini tekrar ederek kapıyı açmaya yöneldi. İçini bir heyecan kaplamıştı. Kapının ardındaki kişinin Ali olması ihtimali ile kapıya gitti.

Kapıyı açtığında gelen kişinin ev sahibi olduğunu gördü. Yaprak sarmıştı, Ada kızı pek sever diye düşünüp ona da getirmişti.

Ada teşekkür etti ve kapıyı kapattı.

Belki de Ali'yi tamamen kaybettiği düşüncesiyle boğuşurken hırsla yaprak sarmaları yemeye başladı… Bir yandan da hala babaannesinin sıcaklığını hissetmeye çalışıyordu…

Arkası yarın

Damla Karakuş

( Bir tutam hayat: Mektup - On ikinci bölüm için tıklayınız)



Kadinvekadin.net özel içeriğidir.

Yorumlar

YORUM YAZ