Bir tutam hayat: Aşk bu mu

Arkası yarın diye başlattığım hikayenin ikinci bölümüdür.

11 Mayıs 2014

Ada, korkusuzca bir adım attı. 6 senedir yaşadığı şu büyük şehirde bir şekilde böyle yerlere pek girmemişti. Aslında çok yoğun çalıştığı bir hayatı vardı. İstanbul'da yaşamanın bedeli onun için çalışmaktı.

Sabah uyanıyor, yüksek lisans derslerinin olmadığı günlerde işe, olduğu günlerde de önce okula sonra işe gidiyor, geç saatlere kadar çalışıyordu. Hafta sonu da özel bir okulda Resim Eğitmenliği yapıyor, çocuklarla bir arada olup ruhunu dinlendiriyordu.

Bu Pazar gecesi de burada eğleniyor olmanın bedelini uykusuz gözleriyle ödeyecekti. Yine de şikayetçi değildi. Zeynep onun için çok özeldi. Onunla da tanışması bir tesadüftü ve onun doğum gününü kaçıramazdı. Üstelik kalbinin kırıklığını gidermek için boşanma yolunda olduğunu biliyorken, kesinlikle olmazdı.

Yüksek gürültülü eğlence

Zeynep kendini çoktan anın havasını yaşamaya kaptırmıştı. Ada ise kendini ait hissetmediği bir yerde, gürültünün beynindeki sesleri durdurmasına izin veriyordu.

Uzun zamandır ilk defa, hiçbir şey düşünmeden, müziğin ruhunu kasıp kavurmasına, içinde dolanmasına, bomboş bir jöle beyin bırakıp gitmesine karşı koymuyordu.

Ve bu boşluğun içinde dolanıp giderken, onu izleyen bir çift gözden habersizdi.

İzleyen gözler

Hayat, sen başka planlar yaparken dönüp duran dünyanın sana tesadüf senaryoları yazmasından ibarettir. Asla gitmem dediğin yerlere gider, asla yemem dediğin şeyleri tadar ve bir gün asla sevmem dediğin insanları seversin. Bunun için senden izin alma nezaketini göstermeyen hayat, kendi senaryosunun başrolünü sana zorunlu bir şekilde oynatır. Üstelik çoğu zaman mutluluk tohumları yeşerterek…

Gerisi senin hayal gücüne kalmış.

Tesadüf

Ada yüksek sesten Zeynep'i duyamıyordu artık. Ama Zeynep çoktan telefonunu birinin eline tutuşturmuş ve poz verilmesini bekliyordu. Ada dönüp gülümserken fotoğrafı çeken adamın az önce onun izleyen gözlerin sahibi olduğundan habersizdi.

İç geçirilesi sümüklü sulu göz filmlerde bu andan şöyle bahsedilebilirdi ancak: Kader ağlarını örüyordu…

Yeni arkadaşlıklar

Bu yerde masasız kalmış fotoğrafı çeken kişi ve arkadaşları, Bengü'nün içlerinden birini tanımasıyla artık onların masasında kendilerine yer bulmuştu. Birbirini duymadan konuşmaya çalışmalar, hem komik hem de bir yerden sonra boğaz ağrısına sebep oluyordu.

Biraz önce Ada'yı izleyen bir çift göz de şimdi yanındaydı ve biraz cesaret biraz çekingenlik derken Ada'yla tanışmayı başarmıştı. Kulaktan kulağa bağırarak anlaşmaya çalıştılar ama Ada pek konuşma yanlısı değildi. Genel anlamıyla adının Ali olduğunu söyleyen şu çocukla bir yandan bu ne cürret diye düşünüp konuşmak istemese de bir yanı bu çekime karşı koyamıyordu…

Aşk bu mu

Klasik saçma erkek cümlelerinin neredeyse hepsini kurduktan sonra bile Ada hala Ali'nin ağzından çıkacak sözcükleri duymak istediğini fark ettiğinde bir an bu ilkin ayırdına vardı ve içinden geçen atlılar ona kaçmasını söylüyordu. Üstelik bu atlılar sanki atlarının kuyruklarından dökülen kelebekleri Ada'nın karnına döküyorlardı.

İçinde dolanıp dolanıp düştüğü bu kargaşanın içinde bir anda oradan kaçma isteğine karşı koyamadı ve Bengü'nün kolundan kaptığı gibi onu tuvalete doğru sürükledi.

Aynada suretine baktı. Adeta bir yangın alevi midesinden yüzüne doğru yayılıyordu. Yaktı da geçti. Ada bir an silkelendi ve yüzünü yıkadı. Bengü zaten bir başka dünyada Ege'nin onu hala neden aramadığını sorgulamakla fazlasıyla meşguldü.

Çıktıklarında Ada'nın midesini kavuran yangın sanki daha da harlandı. Yüksek ateş müziğin içine düştüğü yetmezmiş gibi işte bir de Ali karşısındaydı. Bir anlık boşluğa mahal vermeden Ada'nın elinden tuttuğu gibi masaya kadar sürükledi. Bu onun elini ilk tutuşuydu. Bundan sonra bırakıp bırakmayacağını da zaman gösterecekti.

Yine de bir yandan, Ada bir masalın içinde olduğundan neredeyse emindi…

Arkası yarın…

(Bir tutam hayat - Birinci bölüm için tıklayınız)

Damla Karakuş

Kadinvekadin.net özel içeriğidir.

Yorumlar

YORUM YAZ