Aytül Akal: Açıkçası, tutamayacağımız sözleri vermemeliyiz

Çocuk edebiyatında ismini duyuran, birçok dile çevrilen kitaplarıyla kendini tüm dünyaya tanıtmış Aytül Akal ile çocuk kitaplarını konuştuk...

Aytül Akal, 1980'lerden itibaren çocuk edebiyatında ismini duyuran kitaplarıyla yer bulmuş, zamanla tüm dünyaya kendini tanıtmış, birçok dile çevrilmiş kitaplarıyla Türkiye sınırları içinde kitapları en çok çevrilen yazarlardan biri olmuş.

Aykut Akal

Yaşama, renklere, gökyüzüne, ağaçlara, çiçeklere aşığım.

- Peki siz kendinizi nasıl tanıtıyorsunuz ?

Kabına sığamayan, sürekli yenilikler peşinde olan, renkli, canlı, özverili, özdeşim gücü acayip yüksek (zaman zaman kendinden şikayetçi olacak kadar!) arkadaş canlısı, güvenilir, sorumluluk sahibi biriyimdir. Yaşama, renklere, gökyüzüne, ağaçlara, çiçeklere aşığım. Yazmaya karşı çocukluğumdan beri büyük tutkum vardır. Yazar ve şair olmanın dışında, 71'den beri iş hayatında çalışanım; ayrıca anne, babaanne, arkadaş gibi etiketlerimi de sayabilirim.

- Siz uzun yıllardır ülkemizde çocuk edebiyatının değişimine hem tanık oldunuz hem de bu süreçte çok değerli eserler verdiniz. Gelişimi nasıl değerlendiriyorsunuz?

Yazın hayatına 1974 yılında Hayat Mecmuasında başladım. İlk kitabım Kent Duygusu, 1982'de, ilk çocuk kitabım Geceyi Sevmeyen Çocuk ise 1991'de yayımlandı. Günümüzde çocuk kitabı yayımlayan yayıncıların çoğu o yıllarda ortalarda yoktu , veya da çocuk kitabı yayımlayan bölümlerini henüz açmamışlardı. Şimdi ise, çocuk kitabı alanında yayıncılık patlaması var diyebilirim. Böylece yazarlar, çizerler de çoğaldı. Editörlük mesleği gelişti, tasarımcılar, çevirmenler ortaya çıktı. Çocuk kitaplarındaki bu hızlı artış gelişimin işareti olmakla birlikte, bir nedeninin de yazmaya heveslenenlerin "kolay” olduğunu düşündükleri için ilk adımda hemen çocuk kitabına yönelmeleri olduğu gerçeğini de göz ardı edemem. Ama sonuçta, hangi kitapların geleceğe kalacağının kararını kurumlar değil, yalnızca okurlar verecek. Bu da iyi haber.

Elbette yer yer kültürel değerler ve yöresel alışkanlıklar kitaplara siniyor, bu kaçınılmaz, hatta gereklidir de, ama her kitabımda, bir gün belki yurt dışındaki çocuklar da okur diye düş kurarım.

- Yazın hayatınıza en ağır basan tür, çocuk öyküleri midir?

1999 ve 2000 yıllarında yetişkinler için Beni Bırakma Hayat ve İki Ucu Yolculuk başlıklı iki öykü kitabım yayımlandı. Onları, çocuk edebiyatını hafife alıp üç-beş sözcükle kitap oluşturulduğunu zannedenler varsa - ki her zaman vardır-, hangi okura yazacağının kararının, yazarın kendi seçimi olduğunu fark ettirmek için yazmıştım. Bir de 1982'de yayımlanan şiir kitabım Kent Duygusu var. Bir yanda 170 çocuk kitabı, öte yanda üç tanecik yetişkinlere… Hangisi türün benim yazın hayatımda ağır bastığının sayısal olarak kanıtı! Ama eğer çocuk-yetişkin ayrımı değil de, edebiyat türü ayrımından söz ediliyorsa… sanırım resimli masal/öykü, kısacası "resimli kitaplar” demeliyim. (Picture Books)

- Kitaplarınızın birçok dile çevriliyor olmasını neye borçlusunuz sizce?

Öncelikle, rastlantılara. Fuarlarda ya da başka fırsatlarla kitaplarımla buluşmuş olan yabancı yayıncıların kitaplarımın kimilerini cazip bulup yayımlamaya talip olmalarına. Ayrıca, Kültür Bakanlığının TEDA projesinin kitaplarımın yurt dışında farklı dillere çevrilmesindeki rolü büyüktür. 2015'te TEDA projesi çerçevesinde, aynı yıl içinde 16 kitabımın Farsçaya ve İspanyolcaya çevrilmesi üzerine Türkiye İhracatçılar Meclisi'nin 2015 TET (Turkish Electro Technology) İhracat Başarı Ödülü'nü almışlığım var.

- Tüm dünya çocuklarına öyküler anlatmak nasıl bir duygu? Yazarken kültürel farklılıkları göz önünde bulundurmaya çalışıyormusunuz?

Ben kendimi dünya vatandaşı olarak görürüm, evrensel bakışım doğal olarak kitaplara yansır. Elbette yer yer kültürel değerler ve yöresel alışkanlıklar kitaplara siniyor, bu kaçınılmaz, hatta gereklidir de, ama her kitabımda, bir gün belki yurt dışındaki çocuklar da okur diye düş kurarım. Daha yazarken, kitabın çevrilebilirliğini ya da olanaksızlığını bilirim. Örneğin Kırmızı Arabanın Hayaleti adlı gerilim romanımın çevirisinin okunurluğu olur mu, olmaz mı derseniz, bence olmaz. Çünkü kurguya şekil veren, kahramanların izledikleri kasabaların, yanardağların, nehirlerin isimlerinin anlamıdır. Kitabı heyecanıyla okumak için buraları bilmek, tanımak gerek; bu da ülke coğrafisine dayanıyor.

- Ödüllü bir yazar olmak, kitaplarınızın çevriliyor olması sizi ve kariyerinizi nasıl etkiledi?

Hiçbir etkisi yok, emin olun. Her şey aynı. Çoğu kez özgeçmişime bile koymayı unuttuğum etiketler… Ayrıca "ödül dediğiniz ne ki? Bir onay sadece. Bakıyorum, hak ediş olsun olmasın öyle çok ödül dağıtılıyor ki, bir ikisini bana vermiş olmaları, ödülü daha değerli kılmıyor. (TET ödülünü ayrı tutuyorum bu genellemeden.) Örneğin, bir yazıda bana "usta yazar” sıfatı mı verilmiş, bir bakın, aynı sıfat bir iki kitapla alana yeni adım atan acemi yazarlar için bile kullanılıyor mu kullanılmıyor mu. Yani iyi bir yazarı yüceltmek için söyleyebileceğiniz her sözcük, yerli yersiz o kadar çok kişi ve durum için kullanılıyor ki, aynı sözcük size giydirildiğinde, doğru olup olmadığını düşünmeye başlıyorsunuz. Her övgünün, her ödülün, hak ediliş olmadan herkese cömertçe dağıtıldığını bildiğimden, pek sevinemiyorum.

Teknoloji, eskiye göre çocukların zamanını biraz daha fazla alıyor, ancak bundan yakınmak zaman kaybı olur.

- Sizce teknoloji nasıl etkiler bıraktı çocuk edebiyatı üzerinde?

Teknoloji, eskiye göre çocukların zamanını biraz daha fazla alıyor, ancak bundan yakınmak zaman kaybı olur. Artık yaşamın gerçekleri böyle, vazgeçemeyiz, geri dönemeyiz. O zaman yapılması gereken, edebiyatın da hızlanan çağa ayak uydurması. Resimlerin canlanması, üç boyutlu kitaplar, hareketli sayfalar gibi okumayı heveslendirici birçok teknolojik yenilik var. Öte yanda metnin de bu hıza uyum sağlaması gerekir. Sıkıcı ayrıntılardan, bilgi tıkıştırma merakından, tekrarlardan ve yapay anlatımlardan kaçınmalı; çocukların birkaç uyaranı aynı anda takip edebilme becerilerini doyurabilmek için, metne, düşünsel beceriyi destekleyen, zekalarına meydan okuyan sürükleyici iç içe kurgular katmalı.

- Gelecek hakkında ne düşünüyorsunuz? Kitap, çocukların hayatında yer almaya devam edecek mi?

Ben öyle düşünmeyi yeğliyorum. Bazı temel ihtiyaçlardan vazgeçmek olası değil. Kitap, başka türlü edinilemeyen kazanımlarla dolu bir ihtiyaç aslında.

- Kitapların çocukların hayatında üstlendikleri görevlerde bir değişme var mı?

Çocuklarımızı iyi yetiştirelim derken, edebiyatın "eğitim” boyutuna çokça kayma var. Yani metne yedirilmiş, kimsenin ruhu bile duymaksızın belleğe yerleştirilen olumlu iletilerden, toplumsal davranış örneklerinden ve sorun çözme yöntemlerinden söz etmiyorum; göze soka soka verilen eğitici-öğretici bilgileri kastediyorum. Öte yanda, öykülerin, masalların, romanların, şiirlerin vazgeçilmez görevleri, aynen devam ediyor; anlama, okuma, konuşma, yazma becerilerini geliştirmek, algıyı derinleştirmek ve deneyim zenginliği edindirmek gibi… Dahası da var tabii.

- Geriye dönüp baktığınızda en çok sevdiğiniz kitap ya da kitap seriniz hangisidir? En çok hangi yaş grubuna yönelik yazmayı sevdiniz?

En sevdiğim, çocukluğumdan bu yana tutkuyla düşlediğim uzun bir yolculuğun başlangıcı olan Geceyi Sevmeyen Çocuk'tur (1991). Onunla var oldum. O sıralar bilgisayarlar henüz ne iş, ne yayın hayatına girmişti. (Henüz daktilo kullanıyorduk.) Çocukların çizdiği ve hiçbir ölçüye uymayan resimleriyle tasarlanıp makasla kesilip biçilerek hazırlanan bir masal kitabıydı Geceyi Sevmeyen Çocuk. Bu nedenle daha sonraki yıllar serinin beş ciltli kitabı, külliyat halinde yeni formatıyla yayımlandı. Kitap listeme göz attığımda, büyük ağırlığın resimli kitaplarda olduğunu görüyorum. Demek en sevdiğim yaş grubu, okul öncesi. İstatistikler yanılmaz, değil mi?

Çocuklar affedici de olsa, unutmayalım ki onlar gördüklerini yansıtacaklar kendi hayatlarında.

- Çocuk kitapları bana çocuğumla duygularını konuşabilmek adına çok güzel pencereler açıyor. "Söz Vermiştin Ama Anne” ve "Söz Vermiştin Ama Baba” kitaplarında da işte böyle kanayan yaralarımızdan birine parmak bastınız. Çocuklara verdiğimiz sözleri tutamıyor muyuz gerçekten?

Çocuklara verdiğimiz sözleri tutamasak da, onlar bu konuda daha özenli olmamız için gönül kapılarını aralayıp bizi değiştiriyorlar. Tutulamayan sözlerin nedenlerini kabullenecek kadar da hoşgörülüler. O iki kitap, çocukların yetişkin dünyasına bakışını, buna karşın kendi dünyalarını kurabilecek kadar da zengin düş gücüyle dolu olduklarını gösteriyor. Açıkçası, tutamayacağımız sözleri vermemeliyiz. Çocuklar affedici de olsa, unutmayalım ki onlar gördüklerini yansıtacaklar kendi hayatlarında. Büyüdüklerinde, sözünün arkasında durmayan bir yetişkin olmalarını ister miyiz hiç?

Çok sayıda kitabımız ve yayımlanmaya hazır dosyamız vardı ama o tarihlerde çocuk kitabı yayımlayan yayınevleri şimdiki kadar yaygın değildi.

- Uçanbalık yayınevi nasıl gündeme geldi ? Orada aktif olarak görev alıyor musunuz şu anda?

Uçanbalık'ı üç yazar 1995'te kurmuştuk. Çok sayıda kitabımız ve yayımlanmaya hazır dosyamız vardı ama o tarihlerde çocuk kitabı yayımlayan yayınevleri şimdiki kadar yaygın değildi. Bizim için nitelik ticaretten önemli olduğundan, en iyiyi, en kaliteliyi biz kendimiz yaparız diye yola çıktık. Ancak butik yayıncı olunca, matbaa ile, kâğıtçı ile pazarlık imkanıimkânı olmuyor; bize en yüksek fiyatları uyguluyorlardı. 15 yıl telif almadan, yayınevini yaşatmaya çalıştık. Sonunda pes ettik. Yayıncılıkta başarabildiğimiz, nitelikli yayınlarla tüm ülkeye yenilikleri tanıtmak, özendirmek ve markalaşmak oldu. Uçanbalık, 2010'da n beri de Tudem Yayınları'nın alt markasına dönüştü. Ben de böylece yayıncılıktan kurtulup yazar olabildim ve susturmaya çalıştığım yaratıcılığıma ağırlık verebildim.

- Çocukların için ne gibi sosyal projelerde bulunuyorsunuz? Şu an için bir projeniz var mı ?

Şu sıralar projeleri Çocuk ve Gençlik Yayınları Derneği olarak üretiyoruz. Dernek işleyişi biraz ağır olduğu için, bireysel çalışmaların hızıyla kıyaslanamaz tabii. "Bebeğim Kitaplarla Büyüsün” başlıklı bir projemiz var. Mavisel Yener, Çiğdem Gündeş ve Nilay Yılmaz'la birlikte, doğumdan itibaren çocuklara ne, nasıl, neden kitap okunmalı konusunu işleyen armağan bir kitap hazırladık. Daha önce bu projeyi "Bebeğimi Seviyorum Ona Kitap Okuyorum” başlığıyla ve Anadolu Sigorta sponsorluğunda gerçekleştirip hastanelerde doğum yapan annelere armağan etmiştik. Şimdi bu projeyi güncelleyip yeniden gündeme getiriyoruz. Şimdi sıra sponsor bulmakta…

Ayrıca, anne babalara rehber olacağını düşündüğümüz "Merhaba Ben Kitap” başlıklı derlememiz henüz hazırlanma sürecinde. Çocuklarımıza kitabı nasıl sevdirebiliriz düşüncesinden yola çıkarak, 57 yazar-çizer-editör-öğretmen, çocukluğumuzda biz kitapla nasıl buluştuk, okumayı nasıl sevdik, ya da kendi çocuklarımızla kitabı nasıl buluşturduk sorularının yanıtlarını aradık anılarımızda; onları paylaştık bu derlemede.

Kadinvekadin.net özel içeriğidir.

Yorumlar

YORUM YAZ
Doğrulama kodunu yandaki kutuya giriniz :