Akademisyen yazar Zümra Atalay ile Mindfulness üzerine söyleştik

Prof. Dr. Zümra Atalay ile özellikle pandemi sürecinden geçerken duygu durumumuz ve Mindfulness’in bizlere etkisi üzerine derin bir sohbet gerçekleştirdik…

Zümra Atalay, Mindfulness ile doktora tezi döneminde tanışmış ve sonra 'Toplumsal iyi oluşumuza katkıda bulunmak' amacıyla kitaplar yazıp, eğitimler vermeye başlamış. Mindfulness'i, yani farkındalıklarımızı bir de kendisinden dinlemek için sordum. Daha çok da sorulur tabii, mevzu derin. Ama bu bir röportaj. Neyse ki kitaplar yazıp sayfalarca anlatmış Zümra Hanım. İlgilisinin bilgisine diyelim. Yeni kitap sürprizlerini de veren Zümra Hanım ile sohbetimizi aktarıyorum.

Keyifli okumalar…

Zümra Atalay röportaj

Devam edilebileceğinin mümkün olduğunu dilim döndüğünce anlatmaya çalışıyorum

- Zümra Hanım merhaba. Bu hep ilk sorum ve yanıtları için heyecanlandığımı söylemeliyim. Zümra Atalay kimdir? Ulaşılanın dışında duyguları ve kalemiyle, kendi gözünden kendini nasıl anlatır?

Zümra Atalay yaşamını öncelikli olarak kendini sonra da çevresini anlamaya, geliştirmeye, iyileştirmeye adamış bir kişidir. Bir annedir, bir akademisyendir ve önce kendine sonra da başkalarına dost olmaya çalışan biridir. Benim çalıştığım konu sadece profesyonel yaşamı içermiyor. Bu aslında bir yaşam tarzı ve hayata bakış biçimi, dolayısıyla yaşamın her alanına farkındalığı ve şefkati yaymaya çalışıyorum. Ben kendimi rahat ve sorumluluk sahibi olarak tanımlayabilirim. Yaşamım düzenlidir; düzenli çalışır, okur, yazarım. Sosyal biriyim ve bu alanlardan hiçbiri birbirinden çok ayrı değil. Yani şimdi çalışıyorum, şimdi bu benim sosyal hayatım gibi bir ayrım yoktur yaşamımda. Beraber çalıştığım kişiler, ailem ve arkadaşlarım aynı zamanda işimin de birer parçası. Onlarla beraber çalışır, sohbet eder, yer, içerim yani 7 gün 24 saat çalışıyor gibi görünebilirim. Sağlıklı yaşamaya gayret gösteririm; beslenme, spor, düzenli meditasyon yaşamımın bir parçasıdır. Yaşamımda çok -meli -malı'lara, zorunluluklara hapsolmayı sevmiyorum. Şimdiye kadar hep sevdiğim, inandığım şeyleri yaptım; ama şunu da çok iyi biliyorum ki bazen sevdiğimiz yollarda sevmediğimiz manzaralar da olabiliyor. Onları görünce de onlara bakıp yine yoluma devam ediyorum.

- Yazı sizin hayatınıza nasıl girdi?

Yazı yazmak akademisyenlik ile hayatıma girdi. Akademik yayınların yazımı, projeler ve tezler. Böyle olunca biraz teorik ve daha kavramsal bir yazı diliniz oluyor. Güncel yazılara ve kitaba geçmek benim için biraz zaman aldı. Şimdi dönüp akademik yazılarıma baktığımda dilimi sadeleştirmek ve anlaşılır hale getirmek için bilgiyi ne kadar çok özümsediğimi görebiliyorum. Yazdığım konular benim hem teorik alt yapısını bildiğim hem de uyguladığım, yaşamın içinde olan konular olduğu için yazmak adeta konuşmak gibi benim için.

- Yazma rutininiz nedir?

Klavyenin başına oturduğumda, öylece kelimeler dökülür. Elbette süreç içinde yine değişecek, gelişecektir. Yazmak, aynı zamanda bir üretme hali benim için. Yazmadığım herhangi bir gün olduğunu söyleyemem. Her gün düzenli olarak; ama zorunluluk olmadan yazıyorum. Bu bazen bir köşe/blog yazısı, bazen de bir deneme veya taslak oluyor. Şunu biliyorum ki, bunlar büyük bir bütünün parçaları aslında sonra birleşiyor ve bir ürün çıkıyor.

- Şimdilerde normalleşme sürecinde olsak da malum zor bir süreçten geçiyoruz. Pandemi süreci sizin için nasıl geçti/geçiyor?

Pandemi sürecinde belirsizlik, kaygı, zorlayıcı duygular gibi aslında kavramsal ve uygulamalı olarak çalıştığım konuların toplumun genelinde vücut bulmuş halini yaşadık. Bu kişisel olarak benim için de zorlayıcı bir süreç olmasıyla birlikte, aslında çalışmanın tam mutfağındaydım. Kollarımı sıvadım ve çorbada bir tuzum olsun istedim. Gönüllü oturumlar, canlı yayınlar, televizyon programlarına katılma ve yazılar yazma fırsatım oldu. Bu sefer her şey daha somuttu ve dolayısıyla yaptığım işin yerini bulduğunu düşündüm, birçok insana temas edebildim. Ve hala daha devam ediyorum, bireylere belirsizliğin içinde de konforlu olabilmenin, kaygı ve zorlayıcı durumlarla beraber ve devam edilebileceğinin mümkün olduğunu dilim döndüğünce anlatmaya çalışıyorum.

Zümra Atalay röportaj

Bu süreçte Mindfulness'a olan ihtiyaç ve dolayısıyla ilgi çok arttı

- Giriş sohbetimizin ardından Mindfulness'ı tanımlayarak başlayalım mı? Sizi Mindfulness ile tanıştıran, yönünüzü değiştiren neydi?

Beni Mindfulness ile tanıştıran doktora tezimdi. Doktora tezimde, özgün bir konu olmasından ve okuduğum kaynaklardan ve araştırmalardan, özellikle ruh sağlığı alanına yaptığı katkılardan etkilendim. Ruh sağlığı alanına bir çözüm olarak değişim yerine kabul kavramını getirmiş olması ve bilimsel olarak çok umut verici olması beni bu alana yönlendirdi. Ve okuyup araştırdıkça aslında bunun sadece teorik ve kavramsal bir konu ve sadece bir ruhsal tedavi yöntemi değil bir yaşam tarzı, hayata bir bakış açısı kazandırması ve deneyimsel olması nedeniyle aynı zamanda benim için bir yaşamsal uğraş haline dönüştü.

- Stres ve kaygı kaynaklı psikolojik ve fizyolojik sonuçların seyrini değiştiriyor Mindfulness. Yani tam da içinden geçtiğimiz şu süreç buna canlı örnek. Mindfulness'ın bu süreci atlatmanızdaki etkisini hissettiniz mi?

Evet, özellikle bu süreçte Mindfulness'a olan ihtiyaç ve dolayısıyla ilgi çok arttı. Bunun nedeni ise, bu belirsiz süreçte yaşamın ve zamanın karşısında kontrolümüz olmadığını anlayan bizlere kontrolümüz altında olan tek anın şimdiki an olduğunu gösterir Mindfulness. Mindfulness'ın içindeki izin verme, kabul, sabır ve şefkat gibi tutumlar zorlayıcı duygu ve durumların içinden geçerken bize destek olur.

- Endişe ve kaygının en büyük sonuçları neler olabiliyor?

Endişe veya bir başka deyişle kaygı, çoğunlukla bizi zorlayan bir duruma, özellikle de belirsiz olan durumlara verilen orantısız tepkilerdir. Yani zorlanmaya neden olan kaynakla, verdiğimiz tepki arasında orantısızlık vardır. Ve bizler bu duyguyu hissetmemek için birtakım önlemler, çözümler bulmaya çalışırız. Bunlar da çoğunlukla düşünme üzerinedir. Yani nedenlerini düşünme, nasıl çözeceğimizi düşünme, nasıl çözeceğimizi düşünme. Bu tür duygusal süreçlere bilişsel/düşünsel süreçlerle genelde çözüm bulamayız. Bu da bizi ilk başlarda medet umduğumuz düşünmeye, sonra da kontrolsüz bir biçimde düşüncelerimizin fazlalaşmasına ve taşlanmaktan kurtulamamamıza neden olur. Bazen davranışsal çözümler, kendimizce kısa dönemde bizi rahatlatabilecek; ama uzun dönemde bizi daha da zorlayıcı durumlara yol açabilecek çözümler üretebiliriz. Yok sayma, sigara, alkol, yemek yeme, aşırı çalışma ve bunun gibi.

Zümra Atalay röportaj

Pasif Savaş Yerine Aktif Kabul

- Peki bu sonuçlar karşısında Mindfulness bize en çok ne yapmamızı öneriyor? Nasıl başlamalı iyileşmeye?

Mindfulness bize çoğunlukla kaygıyı oluşturan nedenleri berrak bir şekilde görebilmemizi ve onlardan kaçmadan veya bu durumlarla aşırı derecede özdeşleşmeden dengede durabilmemizi sağlar. Olayları daha varsayımsal ve öznel olan geçmiş ve gelecek etkisinden sıyrılmış bir şimdiki an gerçekliğinde değerlendirmemize destek olur.

- Her şeyin yolu kabul etmekten mi geçiyor? İnsanın geçmişten gelen bir travmayı ya da gelecekteki kaygılarını hiç koşulsuz kabul edebilmesi mümkün mü?

Burada kabulden ne anladığımızda bağlı açıkçası. Mindfulness'taki kabul şimdiki andadır. Ön koşulu yüzünü dönmek ve sonrasında da izin vermekten geçer, yani kabul bir süreçtir. Sorgulamadan veya hiçbir şey yapmadan pasif bir kabul yerine ben hep aktif kabulden bahsederim. Hatta şöyle bir söylemim var "Pasif Savaş Yerine Aktif Kabul” yani herhangi bir olayı sürekli düşünmek, öfkelenmek, zihnimizde sürekli çevirip durmak onunla ilgili herhangi bir şey yapamıyorsak bir süre sonra pasif bir savaşa dönüşüyor. Ve bu kişileri duyguları düşünceleri birer düşman gibi görüyoruz ve bu duruma karşı direniyoruz. Ve direndiğimiz her şey var olmaya devam eder. Bazen de bunları yok saymaya çalışıyoruz, yani onlardan kaçıyoruz. Kabul bize bir başlangıç sunar. Yani kabul bir son değil, başlangıçtır. Ve kabul etmemiz gereken şeyin de ne olduğunu iyi bilmemiz için bunun farkında olmamız gerekir.

- Bunu bize örnekler misiniz?

Mesela herhangi zorlayıcı bir durumda aktif kabul kendimizi veya bizi zorlayan duygu ve durumları ve kişileri koşulsuzca kabul etmekten ziyade, zorlandığımızı yani o durumun bizde oluşturduğu etkiyi kabul etmektir. Böyle baktığımızda kabul bize zorluklarımıza yüzümüzü dönmemiz için bir kapı aralar. Yine hep söylediğim bir söylem: "Kabul zorlukları yok saymak değil, zorluklara rağmen de değil, zorluklarla beraber de yaşamımıza devam edebilmemizi sağlar.”

Zümra Atalay röportaj

Genel anlamda amaçladığım şey, toplumsal iyi oluşumuza katkıda bulunmak

- Kitaplar yazıyorsunuz. Genel anlamda neyi amaçlıyorsunuz?

Genel anlamda amaçladığım şey, toplumsal iyi oluşumuza katkıda bulunmak. Ülkemiz için yeni olan bu kavramları, hem akademik olarak çalışmış hem de binlerce kişiye öğretmiş ve uygulamış olan ve hepsinden önemlisi de kendi yaşamında uygulayan biri olarak, yazmak ve yaymak. Kitap basıma çıktıktan sonra aldığım geri bildirimlerde bunu destekliyor. Birçok kişi bu kitaplarla yaşamlarına yeni bir pencere açıldığını söylüyor.

- Ne güzel! Peki bir kitap yazım sürecinde nelerden besleniyorsunuz? Hangi kaynaklardan faydalanıyorsunuz?

Açıkçası, birçok kaynaktan faydalanabiliyorum. Öncelikle hikâyeler. Bireysel danışmanlık yaptığım kişilerin hikayeleri, gözlemlediklerim, insanların ruhsal ihtiyaçları, katıldığım eğitimler ve en önemlisi de kendi meditasyon uygulamalarım ve kendimi araştırma sürecim. Bunun yanı sıra bilimsel makaleler ve güncel araştırmalar olmazsa olmazım. Yazdığım tüm yazıları araştırmalar ile desteklemeye, halkın diline araştırmaları getirmeye, bilimin toplumdan uzak olmadığını anlatmaya özen gösteriyorum.

- Bugüne dek yazmış olduğunuz kitaplardan bahseder misiniz? Eksiğimiz olmasın J

İlk kitabım Bilinçli Farkındalık ve Öz Anlayış isimli bir kitaptı. Doktora tezimden esinlenerek, daha akademik dille ve ruh sağlığı alanı profesyonellerine yönelik bir kitaptı. Daha sonra İnkılap Yayınevi'nden çıkan Bilinçli Farkındalık -Farkındalıkla Anda Kalma Sanatı (2018) ve Şefkat- Zorlayıcı Duygu ve Durumlarla Yaşayabilme Sanatı (2019) her iki kitap daa hem kavramın anlatıldığı hem hikâyelerin, örneklerin olduğu ve aynı zamanda bireylerin kendi kendine yapabilecekleri uygulamaları ve bireysel araştırma bulgularını içeren kitaplardır.

Zümra Atalay röportaj

Mindfulness uygulamalarına başlamak için belli bir yaşı geçmiş, iş veya sağlık ile ilgili bir problem yaşamış, deyimi yerindeyse hayatın tokadını yemiş olmak gerekmiyor

- Konumuzun en özel parçalarından biri şefkat. Hatta 'Şefkat' adını verdiğiniz bir kitap yazdınız. Ona değinmek istiyorum. Size bu kitabı yazdıran neydi? Okuruna ne kazandıracak?

Bana Şefkat kitabını yazdıran en önemli etken, özellikle bizim kültürümüzde ve dünyada çok ihtiyacımız olan bir yaşamsal tutum olduğunu gözlemlemem oldu. Şefkat, düşünülenin aksine aslında cesaret gerektirir. Biz hep şefkati naif, anaç ve biraz da tüketen bir tutum olarak görürüz. Oysaki şefkat cesaret ister. Acının, zorlanmanın tam da gözünün içine bakmamız ve onunla kalabilmemiz için bize içsel bir kaynak olur. Dikkat ederseniz kitabın ismini zorlayıcı duygu ve durumlarla baş etme, onları çözme, çözümleme dönüştürme değil de, beraber yaşayabilme olarak verdim. Ve hepsinden önemlisi de şefkat bir beceridir, yaşamımızın hangi döneminde veya hangi aşamasında olursak olalım kitabın içindeki uygulamaları yaparak öğrenebiliriz. Şefkati sadece anlamak yetmez, bu uygulamalar idrak etmemizi de sağlar. Dolayısıyla bu kitabın okuyucuları hem şefkatle ilgili doğru bildiği yanlışları öğrenmiş olacak hem de buna ilave olarak şefkatin sadece verilen değil aynı zamanda "öz şefkat” yani kendi kendimize de sunulması gereken bir tutum olduğu gerçekliğiyle karşılaşacaklardır.

- İnsan böyle şeylerin ayırdına varmaya 30'undan sonra başlıyor sanırım. 20'lerde böyle şeyler belki saçma geliyor hatta. Olgunlaşmaya başladıkça mı mümkün oluyor kendine dönmek, Mindfulness'ı yaşam biçimi edinebilmek?

Maalesef ki genelde insanların kendini ve dünyayı anlama, tanımadan ötesine gitme çabası genelde yaşamsal zorluklarla yüz yüze gelince ya da bildikleri, alışılagelmiş öğretiler ve kendini korumak için oluşturmuş olduğu düzenekler artık işlevsel olmamaya başladığında gerçekten anlamaktan idrak etmeye geçme ihtiyacı duyuyor. Bir de tabii ki belli bir yaşa kadar bireyler biraz daha yaşamsal bir mücadele içinde oluyorlar; kimliklerini oluşturmak, yaşamlarını kurgulamak gibi. Bu süreçlerde sadece düşünsel dünyaya ve neden sonuç ilişkisine tutunuyorlar. Daha sonra kendileri ile ilgili bilme arzusu artıyor; ama bir süre sonra bilmenin yapabilmek olmadığını, bir şeyleri bilseler de yine de o alışılagelmiş, her zaman bildikleri ve kullandıkları; ama işe yaramayan tutumları kullanıyorlar. Fakat ben bundan kitabımda da bahsettim; Mindfulness uygulamalarına başlamak için belli bir yaşı geçmiş, iş veya sağlık ile ilgili bir problem yaşamış, deyimi yerindeyse hayatın tokadını yemiş olmak gerekmiyor. Dünyada ve ülkemizde uygulanan çocuklar için programlar ve okul müfredatına entegre edilmiş Mindfulness uygulamaları da var.

Zümra Atalay

Bitmiş ve yayını bekleyen 2 kitap var

- Mindfulness'ı hayatımıza adapte etmek istiyorsak nereden başlamalıyız?

Ben Mindfulness Farkındalıkla Anda Kalma Sanatı kitabının herkesin anlayabileceği çok temel, iyi bir başlangıç olduğunu düşünüyorum. Ama elbette ki uygulamalar ve bilimsel destekli programlar çok önemli. Benim de eğitmeni olduğum Mindfulness Temelli Stres Azaltma (MBSR) ve Mindfulness Temelli Bilişsel Terapi (MBCT) uygulamaların düzenli hale gelmesi ve yaşamımıza ilave edilmesi için oldukça güçlü ve yapılandırılmış grup programlarıdır.

- Son zamanlarda yeni bir kitap çalışmanız var mı?

Evet, eli kulağında bitmiş ve yayını bekleyen 2 kitap var. Bir tanesi Mindfulness Temelli Şefkatli Yaşam kitabı. Bu kavramları oluşturan, bununla ilgili bir programları olan iki Hollandalı meslektaşımla beraber çıkarıp Türk okuyucusuna sunacağımız bir kitap. Bir diğeri ise, Çocuklar İçin Mindfulness kitabı. Her iki kitabın da yazımı bitti, editör aşamasında ve okuyucuyla buluşmayı bekliyor. 2021 yılı için de şu anda hazırlıklarını yaptığım sürpriz bir kitabım var.

Damla Karakuş: Teşekkür ederim.

Zümra Atalay: Teşekkür ederim.

*

Damla Karakuş

[email protected]kadinvekadin.net

Instagram: biyografivekitap

Kadinvekadin.net özel içeriğidir.

Yorumlar

YORUM YAZ