Bazı duygularda kalmak, bazılarından ise kaçmak için aslen doğal olan nefesimizi; fonksiyonel olmayan limitleyici bir nefes haline getiriyor ve ardından bu konuda bir alışkanlık geliştiriyoruz. Evet, ne yazık ki çoğumuz doğal nefes almayı unutmuş durumdayız. Kişisel Gelişim Uzmanı Serra Elçi, doğru nefesin sırlarını anlatıyor.

Korkular, endişeler ve öfkeler nefesimizi bozuyor

Tıpkı bir cihazın güç desteğine gereksinimi olduğu gibi organlarımız da varlıklarını sürdürebilmek için oksijen ve karbondioksit gibi hayati önem taşıyan gazlara ihtiyaç duyar. Nefes demek her şey demektir. Onun ulaşmadığı yerde hayat yeşeremez. Aslen hepimiz dünyaya gözlerimizi doğal bir nefesle açarız. Bebeklik yıllarımızda aldığımız doğal nefese, iki yaşına geldiğimizde egonun devreye girmesiyle birlikte; korku, endişe, öfke gibi duygulardan kaçmak ya da neşe, huzur, mutluluk gibi duygulara tutunmak için müdahale edebileceğimizin farkına varırız. Örneğin; otoriter ebeveynlerle büyüyenlerimiz korku anında; kontrolcü ebeveynlerle büyüyenlerimiz ise stres anında farklı farklı limitleyici nefes alışkanlıkları geliştirir. Böyle durumlarda nefese yapılan bu sık müdahaleler, zaman içinde fizyolojimiz tarafından öğrenilerek önce bir alışkanlık, ardından da bir davranış biçimi halini alır. Bu nedenle nefes dediğimizde bir soluma işlevinden değil, düşünce yapımızdan, psikolojimizden hatta hayatı algılayış ve yaşayış biçimimizden bahsediyoruz.

Nefes ve solunum birbiriyle karıştırılmamalıdır

"Biz zaten nefes almıyor muyuz ki?” diyebilirsiniz. Hepimiz nefes alıyoruz, ancak bilimsel çalışmalar gösteriyor ki %90'a yakınımız, solunum kimyamızı bozacak nitelikte dis-fonksiyonel, yani işlevsel olmayan nefes alışkanlıklarına sahip. Bunun nedenini merak ediyorsanız öncelikle nefes ve solunum arasındaki farkı anlamalısınız.

Nefes ve solunum aynı şey değildir; çünkü nefes bir davranış biçimi, solunum ise bir beyin sapı refleksidir.

Nefes ve solunum aynı şey değildir; çünkü nefes çocukluğumuzdan itibaren öğrenebildiğimiz, değiştirebildiğimiz ve zamanla limitleyici bir alışkanlık haline getirebildiğimiz bir davranış modelidir. Solunum ise müdahale edemediğimiz yapısal bir işleyiştir.

Her ne kadar nefes ve solunumun birbirinden farklı olduğunu vurgulasak da birbirleri ile paralel çalışıyor olmaları gerektiğini bilmemiz gerekiyor. Kısacası nefes alışkanlıklarımız solunum fizyolojimiz ile çakışmamalı, çatışmamalı, savaşmamalı; aldığımız her nefes, solunumumuz ile hizalı ilerlemelidir.

Solunum, her ne kadar mükemmel işleyen bir sistem olsa da sürekli solunum ile çatışan ve savaşan bir nefes alışkanlığınız varsa, bu durum öncelikle fiziksel, duygusal, mental ve en sonunda da ruhsal olarak birçok hastalığı tetikleyebilir.

Genellikle yetişkinlerin deneyimlediği aşırı yorgunluk, migren, panik atak, depresyon, anksiyete, kilo sorunları ve son dönemde çocuklarda sıkça rastladığımız Dikkat Dağınıklığı ve Hiperaktivite Bozukluğu (DEHB) gibi problemler, limitleyici nefes alışkanlığınızdan kaynaklanıyor olabilir. Ayrıca tansiyon, zona, tiroit ve sara gibi çeşitli hastalıklar da limitleyici nefes alışkanlığı semptomları arasında sayılabilmektedir.