Türkiye'de kadınların birçok rolü var. Çalışan kadın, ev kadını, anne kadın, eş kadın… Bu rolleri uzatabiliriz. Türkiye'de kadının bir de çokça sıfatı var. Esmer kadın, sarışın kadın, güzel kadın, çirkin kadın, zayıf kadın, şişman kadın, mutlu kadın, yalnız kadın, mutsuz kadın, mutsuz kadın, mutsuz kadın… Bu sıfatları da bir hayli uzatabiliriz. Kadının mutsuzluk halini vurgulamamın sebebi, sayının zannettiğimizden de çok olması. Yakın zamanda yapılan bir araştırmada, Türkiye'deki kadınların neredeyse yüzde 60'ı kendilerini mutsuz hissettiklerini söyledi. Aaaa neden ki!

Ne kadar koşsan bu adaletsizliğe yetişemezsin

Bu mutsuzluk ve yorgunluk halinin psikolojik ve sosyolojik birçok açıklaması var. Ancak ortada açık olan bir sebep var ki önündeki sıfatı, hayattaki rolü ne olursa olsun her kadın bunu kabul edecektir. 'Yetişmek'. Bir kız çocuğu hayatına başladığı andan itibaren bir şeylere yetişmeye çalışır. Evet aynı durum erkekler için de geçerlidir fakat kadınların bu yetişme hali hiç bitmeyecek bir çileye dönüşür. Mesele çok erken başlar. Okulda akranlarına- derslerine yetişmeye çalışır ki bu en masum ve normal olanıdır. İş yaşamına adımını atar atmaz, erkek egemen bir dünyanın içerisinde kendine yer bulmak için sürekli çabalar ve 'erkeğe' yetişmeye çalışır. O çok büyütülen Avrupa'da bile kadının erkeğe göre daha az para kazanması gerektiğini savunanlar olduğunu biliyor muydunuz? Ülkemizde de bu fikirle donanmış insanlar, patronalar, bürokratların varlığından da haberdarız ne yazık ki. Ne büyük adaletsizlik.

Müşterek mi?

Evlenir kadın, bir yuva kurar, sözler verilir. Fakat bu limanda zaman her iki taraf için aynı şekilde işlemez. Erkek için gün 24 saat ise, kadın için çarpı 2 belki de 3. Eğer kadın evdeyse, eşine, çocuklarına, evine, mutfağına, kısır sosyalliğine yetişmeye çalışır. Sabah başlayan mesai, bulaşık, çamaşır, ütü ev temizliği, yemek, çocuk bakımı, alışveriş, yine yemek, her daim toparlanmak şeklindeki bir kısır döngüye dönüşür. Çocuk bakımını basit bir şeymiş gibi atlamayalım. Çocuğun fiziksel ihtiyaçlarının yanında, oyun oynamak, eğlenmek eğitilmek, sevilmek, her daim ilgi görmek gibi ağır alt başlıklar var.

Beyaz yakalı yorgunluk

Çalışan kadın için bunların yanına bir de verimli olması gereken bir çalışma hayatı eklenir. Biteviye iş yoğunluğu, varlık çabası, erkek baskısı, taciz, mobing. Bu bitmek tükenmek bilmeyen koşuşturmanın içerisinde yok olur kadın, bedenen olmasa da ruhen yok olur, yoksunlaşır. Bu yoksunluk kadını derin bir mutsuzluğa iter ama şimdi onunla uğraşamayacaktır çünkü yetişmesi gereken başka bir hedef daha vardır. Mutsuzluğu daha da derinleşir, hatta o kadar derine iner ki yok gibidir aslında.

Mesela…

İşte bu kadın, çocuklar yetiştirir, o çocuklar toplumu… Demem o ki, kadınlara nefes alacak alanlar, bir nefeslik zamanlar tanımak gerekmiyor mu artık. Mesela işverenler, kadınların 1 saat önce çıkmasına izin verse de o kreşteki yavrucak annesini koşturarak, darmaduman, evladının nasıl olduğunu bile soramayacak halde bulmasa. Mesela, sırf kadın oldukları için birkaç kuruş fazla alsalar. Maaşlarının tamamını bir bakıcıya verdikten sonra ceplerinde çalışmanın şerefine bir şeyler kalsın diye. Mesela, kadınlar için ulaşım alternatifleri oluşturulsa, her hatta bir kadın otobüsü, bir kadın metrobüsü, birkaç metro seferi. Saçma mı geldi? Değil. Eğer evinden dışarı çıkmadıysan, dışarıda nasıl hoyrat bir yaşam var bilemezsin.

Bir nefes

Son söz kadınlara; bitmiyor. Koş, koş bitmiyor. Bir yere de gitmiyor. Şimdi bırak o mail, bulaşıklar vs az sonraya kalsın. Dur ve kendine bir bak, çocuklarına bak, yüzlerine, gözlerinin içine, annene bak babana, arkadaşına bak sevdiğin her kimse.

Buradasın ve iyi ki varsın de. Sarıl doya doya. Yarın gene başlarsın koşturmaya.

Nermin Mazlum

Kadinvekadin.net özel haberidir.