Merhaba, ben Melek. Size Cahit'le nasıl tanıştığımızı anlatmak istiyorum. Evet, onunla tam 32 yılı devirdik, ama yine de o ilk an özel kalacak. Öyle olur ya hani, yıllar geçip gitse de, o ilk ana takılır kalırız. Elimizi uzatsak dokunacak kadar yakınızdır sanki.

İşte ben de öyleyim şimdi. Elimi uzatıp da dokunamadığım, ama içimi sıcacık eden bir şey var hayatımda. Bunun adına toplumda aile deniyor evet. Şükürler olsun ki her şeyden önce sağlıklı sıhhatli, sevgi dolu bir ailem var.

Şükürler olsun ki, Allah insana yaşamak için güzel sebepler sunuyor...

Elazığ'dan İstanbul'a memleket sevdası

O zamanlar 24 yaşında gencecik bir Anaokulu Öğretmeni'ydim. Ailem Elazığlı. Kökenlerine, doğdukları yere bağlılıkları yıllar önce İstanbul'a taşınmış olmalarına rağmen değişmemiş. Öyle ki nerede bir Elazığlı görseler, hala durur sohbete dalarlar kırk yıllık ahbapmışcasına. Aslında ben de yaparım bunu. Böyle gördüm böyle bildim çünkü, başka türlüsü olmaz ki artık.

Bu kadın niye şimdi durduk yere daldı memleket sevdasına demeyin. Cahit'le hikayemiz tam da bu konudan doğuyor çünkü. Kader dedikleri şey varmış demek ki, olmalı. Yoksa biz de nasıl bulurduk birbirimizi. Herkesin hikayesi başkasına sıradan, kendisine özel işte.

Bir tanıdık yüz aramak

1985 senesiydi. O yıllarda bizim gibi Elazığ'dan göçüp gelmiş köylülerimiz bir tanıdık yüz bulmanın telaşına düşmüşler, bizi aramaya koyulmuşlar. Neredeyse kapı kapı arar, sorar olmuşlar. Şimdi inanması zor ama o zamanalar İstanbul bu kadar kalabalık değildi tabii. Ona sor, buna sor derken bir gün bizim kapımızı çaldı sonunda Güler Abla. O anda kim olduğunu bilmediğim bu kadın, çok değil bir sene sonra benim de halam olacaktı.

Güler Abla ve annem Fahriye, zamanla misafirlikler edile edile, gide gele çok yakın arkadaş oldular. Genç kızım, bekarım tabii, zamanla Güler Abla'nın dikkatini çekmeye başladım. Şİmdi düşünüyorum da, bana bakışlarından belliydi kafasında bir şeyler kurduğu.

Baş göz etsek ne güzel olur

Ertesi gün bize başka bir edayla geldi Güler Abla. Annemle konuşmuş: ''Fahriye, bizim Kumkapı'da akrabalar var. Anne yok baba yok, iki kardeş kalıyorlar. Cahit oğlum çok iyidir, çok efendidir. İşi gücü de var. Diyorum ki, Melek'le baş göz etsek ne güzel olur''

Yani herhalde bu şekilde bir şeyler söylemiştir diye düşünüyorum. En azından annem bana aktarırken buna benzer şeyler söylemişti. Annem de babam da başta biraz yadırgasalar da memleket sevgisi baskın geldi sanırım. En azından ben böyle düşünüyorum. Yabancıya kız göndermek olmazdı tabii.

İlk buluşma

Herkes içinde bir şeyleri yerine koyabildiğinde buluşma tarihimiz hazırdı. Nisan ayındaydık. Bahar gelmişti. İçimdeki sıcaklık bahardan mı yoksa heyecandan mı bugün bile anlamlandıramasam da, daha Cahit'i görmeden biliyordum sanki kaderimin beni ona götürdüğünü. Bu sıradan bir görücü usulü tanışma değildi, biliyordum.

Tanışmak için seçilen yer Kadıköy Altınoğlu Pastanesi'ydi. Bu pastane sadece bizim ilk buluştuğumuz yer olarak kalmayacak yıllar sonra büyük kızımın da ilk buluşmasına, söz çikolatasına ev sahipliği edecekti. Ama kızım benim gibi geç kalmayacaktı.

Evet, ben geç kaldım. Çünkü kuaförde işimi hemen bitirememiştim. Daha doğrusu içimdeki heyecanı bastırıp da karar verememiş ve o kuaförden bir türlü çıkamamıştım. Ama tabii bunu daha ilk tanışmadan belli edip de onu şımartamazdım. Bu yüzden aklıma gelen ilk şeyi bir anda özür mahiyetinde söyleyiverdim. Napalım işte, bindiğim minibüsün lastiği patlamıştı (!) Cahit, bugün bile buna inanmadığını anlatır anlatır dalga geçer. Ama ben de bugün bile söylemem asıl sebebini, şımarmasın diye. Ona göre sebep hala bir kadının kuaförde harcadığı zaman çünkü...

Hem o da söylemez ama ben bilirim. O gün orada o da beni beğenmişti. Gözlerine bakmayı becerebildiğim her utangaç bakışmamızda bunu okudum. Bir erkek olarak da söylenmemişti, daha ne olsun. Bu uyumun işaretiydi ya da söz konusu aşk olduğunda insan mükellef bir kılıf pekala buluyordu.

Olmuştu işte, tanışmıştık

Sonunda önemli olan benim o pastaneye gitmiş olmam, Cahit'in de gelmiş olmasıydı. Her şeyin başladığı o pastane, artık ailemizin pastanesi olacaktı.

Cahit bir bankada güvenlik görevlisiydi. İşini, gücünü, hayattan beklentilerini, yapmak istediklerini anlattı, ben de anlattım.

Olmuştu işte, tanışmıştık. Artık bundan sonra koşarak ilerleyebilirdik. Çünkü her ne kadar İstanbul'da yaşıyor olsak da, bizim örflerimiz, adetlerimiz vardı. Hem günahtı bir kere, olmazdı öyle arayı uzatmak. Nişanlandık işte biz de. Artık nişanlı bir genç kızdım ve tek bir sorunumuz vardı, iletişim. Çünkü bize en yakın telefon üç ev ötedeki komşumuz Ayşe Teyzeler'deydi. Utana utana gider aramasını beklerdim Cahit'in.

Evlilik süreci

Artık evlilik yolundaydık, öyle uzun uzun beklemeye gerek yoktu. Eşyalar almalı, bir ev kurmalıydık. Çalıştık, didindik, eşyalarımızın taksitlerini de ortak ödedik. Biter bitmez evlenecektik.

Taksitlerimiz tanışmamızın üzerinden bir yıl geçesiye bitecekti. Ama çalıştığım okuldaki servis şoförümüz Ahmet Abi, bu işi uzatmamız gerektiğini ve yardım edeceğini söyledi. Düşündüğümüz tarihe daha 3 ay vardı ama belli ki biz daha erken evlenecektik.

Ahmet Abi'nin verdiği cesaret ve yardımlarla düğünümüzü yaptık. Bugün bile Cahit'in babası olduğunu söyler durur Ahmet Abi. Cahit'in babasının köyde oluşunu, eksikliğini hiç aratmadı sağ olsun.

19 Nisan 1986'da düğünümüzü yaptık. Artık evliydik. Her şey o kadar kısa sürede olmuştu ki, hala inanamıyordum.

Tek pişmanlığım

Evlilik, her şey çok güzeldi. Ama bugün bir pişmanlığım var. Fotoğraflarımız çekildi ama bir dakika bile video kaydımız yok o günden. Çünkü fazladan harcayacak 5 kuruşumuz bile yoktu. Biz de masraflarımızdan kısmalıydık ve video kaydından vazgeçtik. Ama insan işte bunun değerini bugünlere gelince anlıyormuş.

Çünkü pişmanım.

Çünkü o gün bir video kaydımız olsa, gelinliğimin salınışını, Cahit'in bakışlarını, canım öğrencilerimin benim için hazırladıkları sürpriz halk oyunları gösterisini, kısacası her şeyi bugün her anmak istediğimde izleyebilecektim.

Siz siz olun, masraflardan kısalım diye anılarınızdan vazgeçmeyin. Tabii aynı koşulları yaşamıyoruz bugün, teknoloji almış başını gidiyor. Zamanla eski bir videonun, fotoğrafın içine girmek mümkün olacak neredeyse ama olsun. Teknoloji ne kadar değişirse değişsin, insanların ortak sorunu değişmiyor; para.

Bir şekilde borçlar ödeniyor, taksitler bitiyor. Değerini de işte üzerinden zaman geçince anlıyorsun.

Evlilik hayatın tadını öğretti

Evlilik delilik belki, ama yepyeni bir hayat. Hayat değişiyor, gelişiyor. Tamam belki teknoloji kadar ani değil değişimleri ama zaman da geçiyor işte.

Eşim o zamanlar güvenlik görevlisiyken meslek edindirme sınavlarıyla bankacı, sonra da şef oldu. Tabii bugün ikimiz de emekliyiz.

Bu evlilik bize hayatın tadını öğretti ve evlendikten iki yıl sonra ilk göz ağrım, canım kızım Başak'ı, yedi yıl sonra da karanlıklara ışık olmasını umduğum, Cahit'e Başak'tan başkasının üzerine gül koklamam sözünü yutturan, çekirdek ailemizin son mucizesi Şafak'ı getirdi.

Hepimizin hikayesi özel

En başından beri dediğim gibi, herkesin hikayesi kendine özel. Gözlerimi kapadığımda içimi ısıtan bu hayat, belki sizin için sıradan. Ama benim için dünyalara değer. Tıpkı sizin hayatınızda da olduğu gibi.

A unutmadan, bir de 6 ay kadar , ufacık minicik bir dipnotum var. Çünkü bu cümleleri yazarken bir yandan da 6 aylık torunum kolumu emmeye çalışıyor. Can parçamın canı, Uras'ım her gün içimi eritip tekrar tekrar mucizem oluyor.

Hayatıma anlam katan ailem, Cahit'im, can eşim, kızlarım…

Şu ahir ömrüme kattığınız sevgi dolu yıllar için, torunum için, çok ama çok teşekkür ederim.

Hayat bu işte, bir gün kapı çalar ve o kapının ardında sizin yeni hayatınız vardır. Siz göremezsiniz belki ama, hayat o kapıdan size ışığını sunar.

Not: Siz de tanışma hikayenizi bizimle paylaşabilirsiniz.

[email protected]

[email protected]

Kadinvekadin.net özel içeriğidir.