İnanç içimizde bir yerlerde konumlanmak yerine bünyemizin her bir alanını kaplayan, bizi hayata bağlayan o sihirli sözcük.

İnsan en çok inanmaya muhtaç aslında şu hayatta. Allah'a inanmak, ailesine inanmak, sevdiğine inanmak, okulda öğretmenine, sokakta arkadaşına inanmak, köşedeki bakkal amcaya ya da en güzel limonlu dondurmayı satan o adama inanmak, içimizdeki tüm boşlukları doldurur bir anda, hiç fark ettin mi?

Gerçekten fark ettin mi

Bizi hayata bağlayan şeylerin aslında küçük inanç yumakları olduğunu, her günün bir öncekinden güzel geçmesinin sebebinin bir yaz dönüşü aşkın tişörtünün üzerinden silinmesi kadar anlamsız olduğunu, fark ettin mi?

İnsan aslında inandığıyla yaşar ve neye inanıyorsa o olur.

Dini inanç elbette kişiye özel ve Allah'la onun arasında bir olgu. Benim bahsettiğimse daha başka bir şey işte. Yanaklarımızı kızartan, kalpte sızı olmuş aşklarımızı yaşarken, sevildiğine, gerçekten sevildiğine inanma ihtiyacı mesela ya da bir gün hayata geliş nedenini bulmaya inanma ihtiyacı… Öylesine sancılı, öylesine zor yaşanan şu hayatın aslında bir gülüşlük canı var da, işte…

Anlatsam film çekilir de işte saklıyorum içimde

Bir film başlıyor; doğuyoruz, sonra da ölüyoruz sanki. Oysaki hayat doğumla ölüm arasında yakaladıklarımızdan ibaret. Düşünsene, bir anda öğreniyorsun ki, ailen aslında ailen değil mesela. İşte o anda inandığın ne varsa kaynar su olup dökülmez mi başından aşağıya? Katran karası olmuş, kömür olmuş bir siyahlığı görmez mi gözlerin?

Hayat, aslında bir yandan da başımıza gelen her bir şeye verdiğimiz tepkilerin toplamı gibi geliyor bana. Bir gün bir yerde ağlayarak başladığımız hayatı gülerek sonlandırmak önemli olan.

Peki bunu nasıl yaparız

İşte bunu inançla yaparız. Aklımızdan geçen ne varsa kalbimize sığmadığında anlarız ki, hayat kibrit çaksan yanacak kadar sarhoş bir adamın düz bir çizgi üzerinde yürüyebilmesiyle eşdeğer. Limonlu dondurmanın her yaz damağımızda bıraktığı o tadı unutmanın en acı ihanetler kategorisine girmesi gerektiği kadar da gerçek.

Aslında hem her şey çok değerli, hem de değersiz işte. Anılar biriktirip nesnelere anlamlar yükleyip, bir gidip bir gelip volta atıyoruz yaşadığımız koridorda. Çok da büyütmeden meseleyi, yaşamak, inanarak yaşamak bize farz olan; hepsi bu!

Çünkü hayat, ''Seni seviyorum''dan sonra ''Sana inanıyorum''un hatırına dönüyor…

Kadinvekadin.net özel haberidir.