Pembe denilince her yol önce bir kadına çıkıyor. Benim de en sevdiğim renk olur kendileri. Ama aslında bu renk sadece bizim beynimizin içinde var. Birkaç yıl önce resim yaparken tesadüfen öğrenmiştim. Önce bir üzüldüm, sonra fark ettim ki, aslında çok özel bir renk.

Araştırmalar onu renk olarak kabul etmiyor belki, ama o zaman da şöyle bir sonuca varılıyor: Pembenin karşılığı herkesin beyninde başka bir çağrışım uyandırıyor. Yani boşuna sevmemişim renk diye bildiğim bu güzelliği. Çünkü o her beyne ayrı özelmiş ve değerliymiş meğerse.

Araştırmalara göre pembenin durumu

Araştırmalar gösteriyor ki, pembe spektrumun iki yanında bulunan kırmızı ve morun birleşimi. İşte bu sebepten kırmızı ve morun kaynaşmasını sağlamak için gökkuşağı renklerini bükmeden doğada yer edemiyormuş.

Yani bu demek oluyor ki, pembe bir şeye baktığımızda, gerçek anlamda ışığın dalga boylarını pembe olarak görmüyoruz. Bilim adamlarına göre ışığın bir kısım dalga boyları pigmentler tarafından emilirken kalan belirli dalga boyları yansıtılıyor. Bu sayede aktarıcı değil yansıtıcı bir renk olabilecek pembeyi görüyoruz. Artık biz beynimizde ne algılıyorsak, işte ona "pembe” diyoruz.

Bir uzman görüşü

Profesör Jill Morton, bu konuda şöyle bir açıklama yapmış: "Elbette pembe bir renk. Ancak ışık spektrumunun bir parçası değil. O ekstra spektral bir renk ve ortaya çıkması için başka renklerle karıştırılması gerekiyor. Eğer bir tüp pembe boya alırsanız ve içine beyaz katarsanız pembe elde edersiniz. Örneğin sulu boya çalışıyorsanız, çok fazla miktarda su katar ve bunları kağıt üzerinde kullanırsanız yine pembe elde edersiniz. Teknik olarak gökkuşağı renklerinde pembeyi ortaya çıkaramayacağınız doğrudur. Ancak ışığın içinde diğer renkleri karıştırdığınızda pembeyi elde edersiniz. Bu görsel dünyayı nasıl yorumladığınızla ilgilidir”

Pembeyi beynimiz mi uyduruyor

Yani algı olarak baktığımızda beynimizin uydurduğu bir şeyler de var belki, ama nihayetinde pembeyi renk olarak kabul etmeyen biz değiliz aslında; diğer renklerin topluluğu.

Her ne kadar kendi canlarından bir parça olsa da, pembe özel kalmış ve spektrumda bir yer edinememiş. Tıpkı kromozom farkıyla özel olan insanlar gibi.

Öyleyse her renge değer verirken, pembeyi ayrıca sevmek gerekmez mi? Bunu beynimizin uydurduğu en güzel gerçek olarak kabullenip, flamingoların insanın içini ayrıca ısıttığını, küçük kız çocuklarının özellikle pembe balonları seçişini, kadın oluşumuzu simgeleyen kimliklerimizi, pembe gördüğümüz bulutları, pembeyi bazen yalanlarımıza alet edişimizi bir kez daha aşkla izlesek ya; çocukluğumuza dönüp Pembe Panter'e sımsıkı sarılsak...

Hem ne malum her rengi herkesin aynı gördüğü…

Damla Karakuş

Kadinvekadin.net özel içeriğidir.