Melahat Hanım ile keyifli ve uzun sohbetimiz bugün de devam ediyor. Dün daha çok sohbetimizde, Melahat Hanım'ın yazarlığı üzerine olan kısmı okumuştunuz. Bugün ise Hadimi var…

Umarım üniversitelerimizin ilgili fakülte ve bölümleri bu çığlığımı dikkate alır

- Sizinle yeni romanınız Hadimi vesilesiyle bir araya geldik. Bize genel olarak Hadimi'den bahseder misiniz?

Bugünün diliyle söyleyecek olursak bir dekan hatta bir rektör, bir akademisyen, Osmanlı'nın ilk hukuk kitabını yazan bir hukukçu, bir müftü, bir zâviyedar, bir âlim, bir bilim insanı, bir mütefekkir, bir mutasavvıf, kaç yüzyıldır sevgiyle, saygıyla anılan üstün meziyetlere sahip bir örnek insandır. Bu meziyetlere, başarılara sahip bir insan kolay kolay yetişmez. Asıl olan bir diğer husus, o devirde bocalama ve tartışma konusu olan meseleler hakkında eserler telif etmiş, bidatlarla ve uydurma hadislerle mücadele etmiş, hakiki İslâm'a aykırı görüşlere karşı çıkmış, ilim ve ahlak hakkındaki görüşlerini bizzat hayatında yaşamayı şiar edinmiş, takdire şayan bir karaktere sahip, mevkii makamları elinin tersiyle itmiş, takdire şayan bir idealisttir… Düşünün bir kere İstanbul Medreselerinden almış olduğu sekiz yıl yüksek medrese yani üniversite eğitimindeki başarılarına istinaden zamanın en sözü geçen müderrisi en büyük makamlar teklif ederek İstanbul'da kalması için ısrarcı oluyor. Sonra İslâm Halifesi ve Lâle Devri Sultanlarından III. Ahmet saraya davet ediyor. Kendisini temsilen Ayasofya'daki bir münazarada, Avrupalı müsteşriklerin karşısına çıkarılıyor ve III. Ahmet ilmine ve bilgisine hayran kalarak ulaşılması çok zor makamlar teklif ederek İstanbul'da kalmasını teklif ediyor. Yine Lâle Devri Sultanlarından I.Mahmut hakeza aynı şekilde saraya davet ediyor, yüzyıllarca sürecek Huzur Dersleri'nin ilklerini kendisine yaptırıyor, hayran kalarak o da en yüksek makamlar teklif ediyor…

Melahat Ürkmez ile Hadimi üzerine konuşmaya devam ediyoruz

- Tabii Hadimi kabul etmiyor…

Evet, Hadimi, memleketindeki medresesinde talebe yetiştirme maruzat ve arzusunu belirterek o makamları kabul etmiyor. Bu idealistliğin en yücesi değil de nedir. İnanılır gibi değil… Hangi ruh, hangi faktörler bir Anadolu evladını böylesi bir ideale, böylesi bir bilgeliğe, bilginliğe; böylesi bir mevkie, mertebeye ulaştırmıştır? Bu mütefekkirin hakkında çokça araştırmalar, tezler yapılıp yayımlanmalı. Ben, elimde kalem olarak memleketime ve bu âlime vefa olarak sadece bir çığır açmaya çalıştım.

- Hadimi'nin günümüz Türkçesine çevrilmiş çok eseri yok sanıyorum?

Ne yazık ki seksen tane eserinden sadece birkaçı hariç günümüz Türkçesine çevrilmiş eseri yok. Osmanlı'da ilk hukuk kitabını yazmış, Cumhuriyet döneminde bile yazdığı hukuk kitabından istifade edilmiş, kaynak olarak kullanılmış, içtihatlar alınmış olan bu zat, bir romana, birkaç sempozyuma, bu kısacık röportaja sığdırılabilecek kadar sığ değildir. Umarım üniversitelerimizin ilgili fakülte ve bölümleri bu çığlığımı dikkate alır.

Melahat Ürkmez ile Hadimi üzerine konuşmaya devam ediyoruz

Araştırdıkça öğrendim, öğrendikçe hayran oldum

- Araştırma ve yazım süreciniz nasıldı?

Hadimi romanımın kaynakçasına bakarsanız dört sayfa matbu kaynak, üç buçuk sayfa elektronik kaynak taramış olduğumu görürsünüz. Arka sayfalardaki kaynaklarla sınırlı değil elbette; nesilden nesle aktarılma yoluyla çeşitli bilgilere sahip kişilerle de görüştüm. Dört buçuk yıl kadar malzeme topladım, iki buçuk yıl kadar da yazma sürecim… Aşağı yukarı yedi yıl… Kaynakçamda adı geçen, taradığım bütün eserlerin sahiplerine ferade ferade teşekkür ederim. Özellikle Yaşar Sarıkaya'ya bir fazla teşekkür ederim; Almanya da yapmış olduğu ve Türkçeye de çevrilmiş olan doktora tezi "Ebu Said El Hadimi” adlı eserinden güvenerek istifade ettim. Bildiğim kadarıyla Hadimi hakkında yapılmış tek doktora çalışması, o da ne yazık ki ülkemizde değil Almanya'daki bir üniversitede yapılmış. Temennimiz bundan sonra ülkemizdeki ve yurtdışındaki üniversitelerde Hadimihakkında çok sayıda tez yapılır.

- Hadimi'yi yazmaya nasıl karar verdiniz?

Çocukluğum Hadimi Hazretleri Türbesi'nin üç yüz metre kadar yakınında bir lojmanda geçti. Annem de dahil, ilçedeki insanların çoğu, perşembe günleri ikindiden sonra Hadimi Hazretleri Türbesi'ne ziyarete gider, dua ederlerdi. Çocuk muhayyilemde, bu türbede metfun zâtın kim olduğuna dair varsayımlar üretir, kendimce kurgulardım. Çünkü hakkında büyük bir âlim olduğu ve bir iki menkıbeden başka anlatılan bir şey bilen yoktu. Aradan neredeyse yarım asra yakın bir zaman geçti, hâlâ herkesin çok sevip saydığını; ama kimsenin yeterli bilgiye sahip olmadığını müşahede ediyordum. Hatta on yıl kadar önce Hadim Belediyesi'nin Hadimi konulu bir program düzenlediğini duydum. Ses kayıt cihazımı not defterimi alıp gittim.

- Neler vardı o programda?

Bir üniversite hocasının konuşmasıydı. Hadimi hakkında geçen cümle sayısı üç ya da dört kısa anlatımı geçmiyordu. Belki risalelerine biraz değinerek vaaz şeklindeydi. O sıralarda Prof. Dr. Yusuf Küçükdağ hocamın, Vakıflar Dergisi'ne yazmış olduğu, Hadimi Medresesi'ne Dair Bir Vakfiye başlıklı bir makalesini okumuştum ve kendisiyle bu konularda istişare ediyorduk. Onun da teşvik ve cesaretiyle bu âlim hakkında yazmaya karar verdim. Kendisine çok teşekkür ederim. Tabii isimlerini buraya sığdıramayacağım diğer akademisyen dostlara da teşekkür ederim.

- Ebu Said El Hadimi'yi kısaca bizim için tanıtır mısınız?

Röportaj çok uzayacak. Tanıtmayı romanımda fazlasıyla yaptım, desem sizi kırmış olur muyum? Yine de isterseniz zevkle anlatırım; ama okuyucuyu sıkmayalım, romanı okuyarak özümseyerek tanısalar, diye düşünüyorum.

- Tabii, haklısınız aslında. O zaman biz yine duygulara dönelim, şöyle sorayım: Onu araştırırken neler hissettiniz? En çok hangi yönü ile sevindiniz, heyecanlandınız?

Araştırdıkça öğrendim, öğrendikçe hayran oldum. Her yönüyle sevdim; ancak sorgulayıcı kişiliği, olaylara objektif bakışının yanı sıra zamanın tartışmalarında uzlaştırıcı bir yol izleyişi. Doğru bulmadığı fikirlere her kim olursa olsun itiraz edişi, bidatlarla ve uydurma hadislerle mücadelesi, bu konularda eser telif edişi, sahte ve bilgisiz, ilimsiz şeyhlere olan tepkisi, Mantık, felsefe hakkında da risaleler yazması, görüşleri, pozitif ilimlere de medresesinde yer vermesi… Her şeyden öte mevkie, makama, paraya önem vermemesi, şahsına sunulan bağışları bile medresesindeki fakir talebelere harcayıp kendisinin sadece müftülük maaşıyla geçimini sürdürmesi… Takdire şayan pek çok yönü var.

Melahat Ürkmez ile Hadimi üzerine konuşmaya devam ediyoruz

"Şems-i Tebrizi” adlı kitabım biraz daha özel

- Mevlana, Şems üzerine de yazdınız. Kitaplarınız arasında sizin için en özeli hangisi?

Bir ayrım yapmak zor. Hepsi çocuklarınız gibi oluyor. Ama alanında bir ilk olan; son baskısı hariç her baskısı Konya'da basılmasına rağmen 22.baskıya ulaşan; pek çok romancının, akademisyenin eserlerinde kaynak gösterdiği; ünlü besteci Can Atilla'nın "Şems-i Rumi” adlı eserinde baş kaynak olarak kullanıp albüm yaptığı "Şems-i Tebrizi” adlı kitabım biraz daha özel…

- Sizi yazarlığa iten, edebiyatı sevdiren eserler, yazarlar kimlerdi?

Hangi birini söylesem bilmiyorum, edebiyatı sevdiren eserler o kadar çok ki… Her okuduğum eser edebiyatı sevdiriyordu. Hâlâ öyle… Yazarlığa iten eserler ise bunu hiç düşünmedim. Tabii ki klasikleşmiş yazarlara hayrandım, seviyordum; ama "Yazar olacağım” diye bir iddiam ve idealim pek yoktu. Biraz mükemmeliyetçi tarafımdan dolayı olsa gerek, belki de kendimi yeterli görmüyordum. Yazarlığa ilk adımım, sevdiğim bir arkadaşımın ısrarı üzerine başladı ve ilk eserlerimin ödül almasıyla devam etti. İlla ki birkaç isim verecek olursam çok beğendiğim ve hemen aklıma geliveren yabancı yazarlar: Dostoyevski, Tolstoy, Maksim Gorki, Emile Zola, Umberto Eco, Victor Hugo, Balzac, Goethe, Nietzsche, Irvin D.Yalom, william chittick, Annemarie Schimmel… Yerli yazarlar; Oğuz Atay, A.H.Tanpınar, Peyami Safa, Halit Ziya, Halide Edip, Yakup Kadri, Reşat Nuri, Tarık Buğra, Kemal Tahir…

Şunu da eklemek isterim. Okuma alışkanlığını edindiğimden bugüne kadar ne siyasi, ne fikri kategorize etmeden her cenahtan kitap okumayı seviyorum. Son otuz yılımda Mevlana ve Şems ilgim vesilesiyle başta Mevlana Celaleddin Rumi'nin eserleri olmak üzere mutasavvıfların ve ilgili eser vermiş mütefekkirlerin eserlerini okumaya, araştırmaya ağırlık verdim. Tabii yanı sıra diğer katmanlarda da okumaya devam ediyorum. Keşke gün, yirmi dört saatten fazla olsa, daha çok okuyabilsem(!)

Melahat Ürkmez ile Hadimi üzerine konuşmaya devam ediyoruz

Hadimi eserim, doğduğum memleketime bir hizmetti benim için

- Günümüzde kimleri okuyorsunuz?

Yukarda Hadimi romanımın 7-8 sayfayı tutan kaynakçasından bahsetmiştim. Onlara odaklanmak, araştırmak, okumak, taramak yıllarımı aldı. Dolayısıyla farklı mecralara fazla kayamadım, desem de yine ara ara okudum. Mesela Küba'ya gittiğim zaman Frida Kahloilgimi çekti, okudum. bu yıl üçüncü üniversitem olarak Felsefe Bölümü'ne başlamayı düşündüğüm için bir altyapım oluşsun düşüncesiyle daha önce okumuş olduğum Sartregibi düşünürlerin felsefi içerikli kitaplarını okuyup analizlerini yapmaya çalışıyorum. Tabii bunlar yüzeysel.

- Özellikle takip ettiğiniz, tarihi roman yazan yazarlar var mı?

Takip ettiğim tarihi roman yazarları son yıllarda olmadı. Söylediğim gibi romanımla ilgili araştırmalarım zaman bırakmadı; ama daha önceleri tarihi roman olarak Tarık Buğra'nın "Küçük Ağa, Osmancık”, Kemal Tahir'in "Devlet Ana- Yorgun Savaşçı”, Namık Kemal'in "Cezmi”, Y.Kadri Karaosmanoğlu'nun "Yaban”, Tolstoy'un "Savaş ve Barış”… Tarihi roman diyemesek de yazıldığı devrin tarihini, sosyal yapısını yansıtan "Çalıkuşu, Sinekli Bakkal” gibi romanların da hemen hemen hepsini ortaokul, lise yıllarında okumuştum…

- Program yaptığınız zamanlar da oldu. Yeni projeleriniz var mı?

Evet, on yıldan fazla çeşitli yerel televizyonlarda "Kültür İklimi”, "Kültür Yağmuru”, "Kültür Pınarı” ve "Yaşanmış Yıllar” adlarında çok sayıda televizyon programları yapıp sundum. Belirtmek isterim ki bir Radyo Televizyon mezunu değilim; teklif ettiler, ben de yaptım. Bana sorarsanız çok seyredilse de, amatörceydi. Kendimi bu konuda hiç profesyonel addetmedim.

Hadimi eserim, doğduğum memleketime bir hizmetti benim için. Yeni projelerim çok var. Birisi bitince diğeri başlıyor. Malum ömür geri sayıma geçti. Hakk vâki olmadan diğer projelerimi hayata geçirmek için çalışıyorum.

Damla Karakuş: Teşekkür ederim Melahat Hanımcım…

Melahat Ürkmez: Bu kapsamlı sorularla şahsıma açıklama fırsatı verdiğiniz için size ve Ensonhaber'e teşekkür ederim…

NOT: Röportajımızın ilk bölümünü okumak için tıklayınız.

Melahat Ürkmez ile yeni romanı Hadimi'yi konuştuk

Hadimi

Melahat Ürkmez

Destek Yay.

S.: 392

Kitabı satın almak için tıklayınız: D&R

*

Damla Karakuş

[email protected]

Instagram: biyografivekitap

Kadinvekadin.net özel içeriğidir.