Leyla ile Mecnun, bugün hepimizin dilimize pelesenk olmuş bir sözcük haline gelmiştir ve yaşanan aşkın ne derece yoğun olduğunu anlatır.
Aslında bir Arap efsanesidir. Dillere destan olmuş, anlattıkça susulmayan, dinledikçe doyulmayan bu efsane içimizi bir kere daha ısıtsın istedim.
Fuzuli, 1535 yılında mesnevi dilinde kaleme almış bu efsaneyi. yüz yıllar öncesinin hikayesiyle zamanda yolculuk yapalım. Çöllerde dolaşıp, aşkın gücünü hissedelim...

Leyla ile Kays'ın efsaneleşmiş aşkı

Öncelikle Leyla ile Mecnun olarak tanısak da efsanenin kahramanları aslında Leyla ile Kays. Kays öyle çok sevmiş ki Leylası'nı, düşmüş çöllere. O günden sonra tüm köylüler Kays'ı 'deli' anlamına gelen Mecnun diye anmaya başlamışlar. Zamanla Kays unutulmuş, Leyla'nın Mecnun'u kalmış. Efsaneye de Leyla ile Mecnun adı verilmiş. Ben de yazının devamında bu isimleri kullanmak istedim.

Ey aşk, sen nesin böyle

Medrese yıllarında birbirlerini gören Leyla ve Mecnun büyük bir aşkın girdabına girerler. İki köy arasında bir husumet vardır. Bir anda herkesin diline düşen bu aşkı haliyle Leyla'nın ailesi de duyar ve onu okuldan alıp Mecnun ile görüşmesini de yasaklarlar. Ayrılığın verdiği acıyla Mecnun kendini çöllere vurur. Baktığı her yerde Leyla'nın suretini görür.
Bunu gören köylüler çok üzülürler Mecnun'un haline, Leyla'yı unutmasını öğütlerler. Mecnun artık her söze sağır, Leyla'dan başka her güzelliğe kör olmuştur. Değil bu aşktan vazgeçmeyi istemek, o her gün içindeki aşkın artması, derdinin çoğalması için dualar eder.
Leyla da farklı değildir. Eve hapis edilmiş genç kız Mecnun'a duyduğu özlemle yanar, kavrulur. Halleri hal değildir.

Aşkın gözü kördür

Mecnun'un düştüğü halleri gören köylüler, gencecik delikanlının haline dayanamazlar Leyla'nın köyünün yolunu tutarlar. Kızın ailesiyle konuşup gençleri ayırmamaktır amaçları. Ancak ne yazık ki Leyla'nın babası razı gelmez. Bu arada Leyla'yı da dünya gözüyle görürler...
Leyle hiç de öyle Mecnun'un anlattığı gibi dünya güzeli bir kız değildir. Ne bal dudakları ne de ahu gözleri vardır. Köylüler hem gözlerine inanamayarak hem de babanın verdiği cevaba üzülerek köylerine dönerler.
Mecnun'un yanına vardıklarında sorarlar: '' Ah Mecnun, hani Leyla dünyalar güzeliydi? Bu kara kuru kız için mi vurdun kendini çöllere, vazgeçtin her şeyden? Yazıktır gençliğine, etme, eyleme'' Mecnun çoktan kendinden vazgeçmiş bir sesle yanıtlar onları: '' Siz bir de ona benim gözümle bakın... Gönül kimi severse güzel odur''

Çöle düşen Mecnun mu daha çok seven yoksa biçare Leyla mı

(Efsaneden alıntıdır)
...
Leyla'ya sormuşlar:''Kays mı seni daha çok sevdi, sen mi Kays'ı?''

Hiç düşünmeden atılmış biçare Leyla: ''Elbette ben onu daha çok sevdim''

''Peki buna delilin nedir? O senin uğrunda çılgına dönüp de adı Mecnun'a çıkmışken nasıl onun aşkından daha ziyade bir aşka sahip olduğunu iddia edersin?'' diye sormuşlar.
Leyla'nın cevabı çok samimi olmuş: ''O bana olan aşkını gitti ona buna anlattı, adımı dile düşürdü; bense onun sevgisini işte şuramda, ta yüreğimin içinde saklayıp durdum da kimseciklerle paylaşmadım. Şimdi ben onu daha çok sevmiş değil miyim sizce?''
...

Leyla'yı başkasıyla evlendirirler

Mecnun hasretinden çöllerde prangalar eskitedursun, Leyla da bir yandan sevdiğinin özlemiyle yanmakta bir yandan da ailesinin isteğine savaş vermektedir. Leyla yenik düşer ve bir başkasıyla onu evlendirirler.
Leyla artık evlidir. Bin bir masallarla, hikayelerle kocasını kendinden uzak tutmayı başarır. Kısa bir süre sonra da adam ölür.

Mecnun Leyla'yı tanımaz

Leyla'nın kocası öldüğü sıralarda Mecnun da çöllerde Rabbi'ne aşkını çoğaltması, ızdırabını artırması için dualar etmektedir. Giderek ruhani boyuta ulaşmış, maddi olan her şey gözündeki değerini yitirmiştir.
Leyla çöllere varıp Mecnun'u bulur. Ancak Mecnun onu tanımaz. Ona ''Leyla benim içimdedir, sen kimsin? '' der. Leyla Mecnun'un yüzüne derin derin bakar ve onun ulaştığı mertebeyi görür. Artık söyleyecek söz bulamadığında onu orada bırakır ve evine döner.
Acısı daha da derinleşen Leyla, daha fazla dayanamaz ve dünyaya gözlerini yumar.

Mecnun Leylası'nın mezarı başına gelir

Mecnun Leyla'nın öldüğünü öğrendiğinde, koşar varır mezarı başına. Boylu boyunca mezarın üzerine uzanır Allah'a feryat figan dualarla canını alması için yalvarır. Artık istediği tek şey dünya gözüyle kavuşamadığı aşkını öteki dünyada bulmaktır.
Mecnun'un duası kabul olur. Bir anda gök gürlemeye başlar ve Mecnun oracıkta gözlerini yumar.

Ruhların buluşması

Bedenlerini dünyada buluşturamayan aşıklar artık ruhlarını buluştururlar. Seven ve sevilen kavramları anlamlarını yitirmiş, bir olmak anlam kazanmıştır.
Leylası'na bu dünyada kavuşamayacağını anlayan Mecnun ilahi aşka ulaşmış, Leyla'yı da buna sessizce ikna etmiştir. Maneviyatın değerini bilmek de, efsanenin ince mesajında saklı tabi.

Günümüz aşklarının ne çabuk başlayıp ne çabuk bittiğini gördükçe insan yaşadığı her şeyi sorguluyor elbette. ''Ya benim yaşadığım gerçek değilse? Ne yaparım o zaman?''

Peki insan ne zaman anlıyor yaşadığı şeyin gerçek olduğununu? Şu efsaneden öğrendiğim bir şey varsa, bir gün birisi gözlerimizin ta içine bakacak. İşte o zaman ruhani olarak inanmak istediğimiz ne varsa aktarımı gerçekleşecek. Bize düşen de sabırla o anı beklemek ve zamanı ıskalamamak...

Gökten üç elma düşmüş; biri anlatana, biri anlayana, biri de gerçek aşkı ıskalamayanlara olsun...

Yol uzun, hepinize kolay gelsin!

Kadinvekadin.net özel haberidir.