Her fotoğraf aslında konuşur adını verdiğim yazımdan sonra fotoğraflara daha da yakından bakmaya, ona hikayeler yazmaya devam etmeye karar verdim; her zaman yaptığım gibi. Çünkü hayatın, renklerin, düşlerin ve nicesinin kulağıma fısıldadığı sonsuz hikayeden mahrum kalmak istemiyorum.

Bu benim; bunlar da benim kulağımın fısıltı hikayeleri. Bu yüzdendir ki, sizinle de paylaşmak istiyorum. Nihayetinde hayat bunun için değil mi?

A bu arada, ilk fotoğraf sizin fısıltılarınız için.

Bu hayat sen yokken...

Salkım saçak sevdalardan sıyrılabilmiş bulutlar aşkına, demir yüklü koca yürekli sevda; eğildi mi heybetli başın, büyük hiçliğin önünde?

'Bu hayat, sen yokken' le başlayan cümlelerin sonu hep şenlikli olmalı, saçaklı masal sevda... Burada hep bekletilmekte olan sevdanın raf ömrü ömürlükken, bir candan öteye geçmemiş canının masal kahramanı işaret parmağını - bir kez daha ve keyifle - sol gözüne batırmalı ve üzerine kadeh tokuşturulmalıdır. Çünkü içine vişne suyu doldurduğun kadehlerrin tadı bir aşkın içinde ancak böyle çıkar.

İşin içinde aşk varsa, işaret açıktır. Açık ve seçik olan her şey adına, söylenen tüm sözler adına, bol çelikli tüm söylevler haneye artık eklenmeli ve aşk yürürlüğe girmelidir. Üstelik artık geceler de daha uzun olmalıdır.

Çöpün hisleri

Siz hiç kalabalığın içinde yalnızlığın fotoğrafını çektiniz mi? Ve bir cümle size bir çok şey anlattı mı? Yalnızlığın kol gezdiği sokaklarda karşılaştığınız bir çöp yığınına öylece bakakalıp, bir gülümseme, bir iç çekiş bıraktınız mı?

Bir fotoğraf karesi görünümünde tek gözünüzü kısıp görmek istediğinizden, belki görmeniz gerekenden çok fazlasını gördünüz mü bir çöp yığınında?

Ya da belki insanların ne çok çöp biriktirdiğini düşündünüz mü hiç? Ben düşündüm. Üstelik bir köşe başında, fotoğraf ile gerçek görüntü arasında...

Peki siz beni hissettiniz mi?

Bir fil gibi sarıl, hayat güzel

Şu dünyada gerçek mutluluk diye bir şey var. İnsanın içini sıcacık yapan ve yeryüzünde kimseyi ilgilendirmeyen, bir gece yarısı seni bulutlarla sarıp sarmalayan, sonsuz mutluluk...

Gökyüzündeki en parlak yıldızı içinin en sıkıldığı anda sana seçtiren ve dileğinin cevabını uzanan yıllardan bugüne taşıyan...

Karşında sana kayıtsız kalamayan o genç bakışlara duymayı bildiğin sonsuz minnet... İşte hayat aslında bu kadar uzun, bir balonun gökyüzüne salınıp ulaşabilme süresi kadar. Kaderini beklediğin o öpücük anı kadar. Onun kokusunda hayat bulduğun, gözlerini yumduğun birkaç saniye kadar.

Ve belki sadece hepsi bir rüya kadar...

Uyandığın her rüyadan sonra etkisini yaşamaya devam etmek gibi bir de. Ondan sonra da vücudunu sarsmaya başlayan, adeta derinden sızarak vücudunda dolaşan soru işaretleri her çarpışma anında yüzünden dökülen bir gülüş, bir iç çekiş oluyor. Peki ya dünyanın varoluş sürecinde seninle karşılaşma süresi, ya bir çarpışma anından ibaretse sadece?

Ben kapadım gözlerimi, hadi dans edelim yüreğimin raptiye sızısı...

Damla Karakuş

Kadinvekadin.net özel içeriğidir.