Okula başlama döneminde gündeme gelmesinin sebebi ise, kaygının çocukların okula başlangıç süreçlerinde kendini gösteren durumlardan biri olması. Her çocuk çeşitli derecelerde bu süreçle ilgili kaygı duyuyor, kimi çok rahat atlatırken, kimi de çok zorlanıyor. Enteresan olan çocuklar arasındaki bu farklılık nereden geliyor? Neden bazı çocuklar elini kolunu sallayarak kapıdan içeri girerken, diğerleri annesinin eteğine yapışmak suretiyle son ses çığlıklarla bu ortamı reddediyor?

Kaygı nedir

Kaygı konusuna girmeden kaygı ve korkuyu birbirinden net olarak ayırmak gerekiyor diye düşünüyorum.

Korku, belirli bir nesnei birey ya da olay odaklı çevresel tedide verilen tepki iken; kaygı, gerçekte tanımlanabilir olmayan bir kaynağa verilen, genelleşmiş korku içeren bir tepkidir.

Kaygı bozukluğu günümüzde, 16 yaş ve altındaki çocuklarda en yaygın psikaytrik tanıdır. Çocuk kaygısı, dünya üzerinde belirli ülke ya da milletlere ait bir özellik olmayıp, evrensel bir problemdir. Psikologlar, kaygı bozukluğunu iki nedene dayandırıyor: genler ve çevre(yetişme koşulları). Uzmanlar son yıllarda yapılan çalışmalar sonucunda bunu 3 ana başlık altına ayırıyorlar: biyolojik, psikolojik ve sosyal etmenler.

Kaygıya sebep olan biyolojik etmenlere bakacak olursak, öncelikle kaygıya genetik yatkınlığı gösteren gergin, hassas bir mizaç gibi bir takım işaretler vardır. Ayrıca hormonal dengesizlikler ve anormal beyin aktivitesi gibi biyolojik anomalikler de söz konusu olabilir ve bu kandaki adrenalin seviyesini arttırarak kaygı seviyesini yükseltir.

Uyku ve beslenme ise önemli fizyolojik etmenler olarak sayılabilir, yeteri kadar uyumayan ya da aşırı şekerli beslenen çocuklar dengeli davranışlar sergileyemez.

Uzmanlar psikolojik etmenleri ise rahatsızlık verici deneyimler olarak tanımlıyor. Örneğin yüksek düzeyde gergin sinir sistemine sahip çocuklar, diğer çocuklara göre günlük deneyimlerden de çok daha fazla etkilenirler ve dünyayı aşırı uyarılmışlık halinde yaşamaya başlarlar. Böylece gününün çoğunu gerçekliği çarpıtmasına sebep olacak bir sıkıntıyla geçirerek, aşırı kaygılı bir bireye dönüşebilir.

Sosyal etmenlere gelecek olursak, çocuğun ailesi, çevresi ve arkadaşlarıyla olan etkileşimleridir. Hayatındaki bu önemli insanlar çocuğun kaygısını farklı derecelerde etkileyebilirler ancak eğer onu rahatsız edecek bir ilişki söz konusu ise bu çocuk için sabit bir kaygı kaynağı olabiliyor.

Kaygı bozukluğu çeşitleri

- Özgül (basit) fobi
- Sosyal fobi
- Ayrılık kaygısı
- Yaygın kaygı bozukluğu (YKB)
- Panik bozukluk
- Agorafobi
- Obsesif kompulsif bozukluk(OKB)
- Travma sonrası kaygı bozukluğu(TSSB)

Özgül fobi

Gerçekte az da olsa tehlikeli bir durum veya nesneye karşı ortaya çıkan şiddetli kaygıdır. Hayvan( hayvanlar veya böcekler) ve doğal çevreden( gök gürültüsü, rüzgar, yükseklik vb.) duyulan kaygı tipi; kan, enjeksiyon (kan görme, iğne olma vb.); durumsal tip ( uçma, tünel, köprü vb.) gibi. Küçük çocukların çoğunda yaşı büyüdükçe bu tarz fobiler genelde yoğunluğunu yitirir.

Sosyal fobi

Çocuk veya ergenler birtakım fobiler geliştirdiğinde, onlardan utanarak toplum içine çıkmaya direnç göstermeye başlar. Sürekli olarak kötü performans göstereceği inancı temelli mahcubiyet tehdidine odaklanır, özellikle diğer fobilerinden birinin alevlenme ihtimali bireyi son derece gerer.

Ayrılık kaygısı

Ayrılık kaygısı bizim yukarıda da bahsettiğimiz çocuğun okula gitmeyi reddetme, yalnız uyumaya direnç gösterme gibi durumlarda yaşanankaygıdır. Çocuğun ailedeki insanlardan ve aile ortamından ilk ayrıldığı zaman ortaya çıkmakla beraber en az dört hafta süren, evden ya da aileye özgü ortamlardan(bakıcı, ebeveyn) rutin ayrılışından sonra hala yaşanıyorsa, ayrılık kaygısı bozukluğu durumundan söz edebiliriz.

Yaygın kaygı bozukluğu

Geniş çeşitlilikteki durumlara yönelik aşırı ve gerçekçi olmayan endişe taşırlar. YKB yaşayan çocukların "korkmaktan korktukları” söylenir. YKB yaşayan çocuklarda: yerinde duramama, yorgunluk, konsantrasyon güçlüğü, asabiyet, olağandışı kas gerginliği ve uyku bozukluğu gibi semptomlar gözlenir.

Panik bozukluk

Bundan mustarip çocuklar ve ergenler, tekrarlayan, beklenmedik nöbetlerin terörünü yaşarlar. Panik atak olarak bildiğimiz bu nöbetler çok büyük bir rahatsızlık hissine ve karmaşaya sebep olur. Durumun panik atak olarak değerlendirilebilmesi için,aşağıdaki belirtilerden en az 4 tanesinin yaşanıyor olması gerkir.

- Kalbin şiddetli atması
- Terleme
- Titreme
- Göğüs ağrısı
- Bulantı ya da karında rahatsızlık
- Hızlı nefes alıp verme
- Boğulma hissi
- Baş dönmesi, bayılma hissi
- Gerçeklikten kopma hissi
- Kontrolünü kaybetme
- Ölüm korkusu
- Uyuşma, karıncalanma

Agorafobi

Kişinin bulunduğu çevre içinde kendi kontrolünü kaybedeceğine dair aşırı endişesinden kaynaklanır. En uç seviyedeki agorafobikler, evden çıkamaz hale gelirler; çünkü onlar için en güvenli yer evleridir.

Obsesif kompülsif bozukluk (OKB)

Dikkatlerini günde bir saatten fazla tüketen, genellikle aşırı kaygı ve kokuları barındıran ısrarcı, tekrarlayıcı düşüncelerden; obsesyonlardan mustariptirler. OKB yaşayan çocuklar, obsesif düşüncelerin yol açtığı gerilimi düşürmek ve rahatlamak amacıyla "kompülsiyon” denen tekrarlayan davranışları gerçekleştirirler. Örneğin; şekerleme kağıtları biriktirme, sayma, dua etme, istifleme gibi

Travma sonrası stres bozukluğu

- Travmatik olaylar yaşayan ergen veya çocuk aşağıdaki problemleri yaşıyorsa travmaya bağlı stres bozukluğu yaşıyor olabilir.

- Travmatik olaya dair tekrarlayan anılar, hatırlanmak istenmeyen

- Travmatik olaya dair kişiyi altüst eden rüyalar,

- Travmatik olay hakkında konuşmaya karşı isteksizlik,

- Olayı hatırlatan yerlerden, etkinliklerden ve insanlardan kaçınma,

- Olumlu duygular yaşayamama

- Geleceğe dair umutsuzluk

- Rahatsız uyku

- Kolayca korkma ve öfkelenme

İşte bunlar hep kaygı kaynaklı durumlar, hepsi ne kadar içimizden, ne kadar sıklıkla duyduğumuz şeyler son dönemde...Ama bunlar yeni değil, muhtemelen insan var olduğundan beri yaşanılan durumlar, öyle ki agorafobi ilk defa 2500 yıl önce bir Yunan hekim tarafından pazar yerindeki insanların incelenmesi ve bazılarının aşırı gergin olmasının bulunması ile tanısı konulmuş bir durum. Dolayısıyla çocuğunuzun okula alışamamış olması dünyanın sonu değil, bu hem genetik hem de çevresel bir sebepten kaynaklanıyor olabilir. Panik yok! En iyisi yine de bir psikologa danışmak elbette...

"Kaygısız bir çocuk yetiştirmek için neler yapmalı" ise başka bir yazının konusu...

Kaynak

Hülya Akhan

[email protected]

Kadinvekadin.net özel içeriğidir.