Fark ettiniz mi kardeşliği ne çok yerde bağlayıcı, birleştirici, bütünleştirici bir unsur olarak kullanırız. Din kardeşliği, halkların kardeşliği, yeryüzü kardeşliği… Bunların hiçbiri duymadığımız sözcükler değil. Çünkü insanların kan bağından doğan bağlılıkla bitmez kardeşlik dediğin; zamanla duygusal bağla kurulan dostlukların da teminatı oluverir.

Bugün kafamın içinde yer eden konumu buldum işte, kardeşlik. Haftanın başından beri de düşündürüyordum aslında. Özellikle bugün beynime hücum eden cümlelerin sebebi de benim kardeşim. Çünkü yıllar önce bugün, hayata "Merhaba” dedi.

Yakaladığımız, kaçırdığımız, kabullendiğimiz ne varsa işte, hep onlar için…

Kan bağı böyle bir şey

Hep deriz ya, "Kan bağı böyle bir şey”. Atsan atılmaz satsan satılmaz. Ne yaşarsan yaşa, ne günler görürsen gör, kardeş dediğin bağrına bastığın ılık bir rüzgardır. Esip geçeceğini, izlerini de sileceğini bilirsin.

Çünkü bir ekmeğin ucunu yiyebilmek için yarıştığın çocuk yanındır o, üstelik o ekmeği bakkaldan kimin alacağının kavgası da edilmiştir.. Gün gelip bir suç işlediğinde ellerinin çamurunu senin üzerine sildiği de olmuştur. Hatta canın yanar anne terliğinin menziline yakalandığında…

Sonra büyürüz işte, zaman geçer. Ölsem unutmam dediğimiz ne çok şeyi unuttuğumuza şaşarız. Bu kan bağının ne menem bir şey olduğuna akıl sır erdiremeden geçer gider günler. Aslında kardeşlik evrene yayılmış bir toz bulutunun içinde en görünür duygusal düştür. En öfke duyduğun anda bile sevmekten vazgeçemediğin o kız / erkek çocuğu senin kardeşindir çünkü. Onu, sana Allah göndermiştir…

Tarihten bir hikaye

Hikaye, Yavuz Sultan Selim döneminde gerçekleşen Mercibadık Savaşı sırasında yaşanır. Sultan Selim, Memlüklüler'den kendisine karşı gelen 3 askeri sağ bir şekilde ele geçirir ve onları idam ettirmek için Antep'e kadar getirir.

Buraya kadar her şey bir savaş rutinidir aslında. Olay idamın olacağı sabah ilginçleşir. Çünkü bir kadın yorgunluktan helak olmuş ayaklarıyla Kilis'ten bu yana yürümüş ve padişahın huzuruna eteklerine kapanıp yalvarmak için çıkmıştır. Kesilen soluğuyla, gözyaşları içinde yalvarır: "Bunları asmayın! Kilis'ten buralara yürüyerek geldim. Acıyın halime! Nasılsa savaşı kazandınız, bir büyüklük yapın”

Sultan Selim, heybetine gölge düşürmeden kadına sorar: "Be kadın! Bunlar senin neyin olur?”

Kadın hala dindiremediği gözyaşlarını silme gayretine bile düşmeden; yorgun düşmüş bedeniyle "Biri kardeşim, biri kocam, biri oğlum” diyebilir ancak.

Sultan Selim, "Bunlar benim çok askerimi öldürdü, affedemem. Ama madem bu hallere düşüp karşıma geçtin, o vakit içlerinden birini seç hayatını bağışlayayım” der.

Kadının içi de gözleri gibi kan ağlar; ama yine de hiç tereddütsüz "kardeşim” der ve bir kenara çekilir.

Sultan Selim merakına yenik düşer ve sorar: "Neden?”

Kadın biraz olsun yüreğine serpilmiş suların üstüne konuşuyordur artık: "Padişahım, ben hala evlenecek yaştayım; kocam da olur, çocuğum da. Ama ben bir daha kardeşi nasıl bulurum…”

Elbet savaş zamanları başka bir duygu, başka bir his; ama kardeşliğin duygusu hep aynı…

Bir garip bağ

Allah'ın bize vermediği kardeşler de buluruz zamanla elbet. Ama yıllarca aynı evin içinde nazına katlanan anne babana ne çileler çektirerek büyümek başka bir lezzettir. Affı olmayan yaraların olmaz. Ona ne kadar kızarsan kız, onu hep sevmeye devam edersin.

Öyle garip bir bağdır işte bu; insanoğlunun tarifsiz lezzetli huzurlarından biridir. Öldüm deyip yine yaşamaya devam ederken taşın yerinde ağarttığı bir acınız varsa ona her koşulda ortak olacağını bildiğiniz bir can, bize sunulmuş en büyük nimettir.

Belki bir gün koptuğunu bile düşünürsün ondan. Çocukluğunuzdaki ekmek kavgasına benzemez bu seferki; küslüğü bir oyun mesafesinden oldukça uzundur. Ama hiçbir zaman küsemeyeceğini bilmek de dünyanın tarifsiz diğer lezzetlerinden biridir işte…

Şimdi bir özel gün olmasına ihtiyaç duymadan, hiç sebepsiz sarılın kardeşlerinize ya da kardeş bildiklerinize. Onlara "İyi ki varsın!” deyin ve bu tarifsiz lezzetin tadını çıkarın…

Damla Karakuş

Kadinvekadin.net özel haberidir.