Franz Kafka, ben de dahil, muhtemelen hepimizi sıra dışı düşünceleri ve bu düşüncelerini yazıya aktarımıyla müthiş bir şekilde etkiledi. Dönüşümünü bir böcek üzerinden anlatan, insanın iç dünyasında çıktığı yolculuğun nerelere ne şekilde ulaşabileceğini bize aktaran sevgili Franz, sen ne güzel adamsın öyle.

Sizlerle paylaşacağım günün hikayesi de yine içimiz ısınırken ondan bir şeyler öğreneceğimiz, bir iç geçirip fona bir müzik alıp hayatı sorgulamak isteyeceğimiz cinsten.

Çünkü Franz, son hikayesini oyuncak bebeğini kaybettiği için hıçkırıklara boğulmuş bir kız için yazdı. Çünkü sevgi ancak böylesine güzel anlatılabilirdi...

Sıradan park gezileri

Franz, hayatının son yıllarını Berlin'de geçiriyordu. Onun için en büyük eğlence her akşam üstü parkta yürüyüşe çıkmaktı. Günlerini sıradan geçiriyordu, tabii Franz Kafka olarak. Çünkü onun için düşünmek sıradan bir eylemdi. Sadece yürüyor ve her zaman kendini yenileyecek şeyler düşünüyordu.

Hıçkırıklara boğulmuş küçük kızla tanışma hikayesi

Yine bir akşam üstü park yürüyüşüydü. Franz bir hıçkırık sesi duyduğunu fark ettiğinde ona doğru yürüdü. Bir bankta oturmuş hıçkıra hıçkıra ağlayan küçük bir kızdı gördüğü. Elleriyle yüzünü kapatmış, Franz'dan habersiz, hatta dünyada değilmişcesine ağlıyordu. Franz hızlı adımlarla kızın yanına gidip önünde dikildi.

Her şey bir oyuncak bebekle başladı

Franz, kız neden ağladığını sordu. Kaybettiği oyuncak bebeği için böylesine hıçkırıklara boğulduğunu öğrendiğinde ona yardım etmek istedi. Küçük kıza üzülmemesini isterse onun için oyuncak bebeğini seve seve arayacağını söyledi. Ertesi gün kendisiyle parkta buluşmasını istedi ve gitti.

Oyuncak bebekten mektuplar

Ertesi gün Franz ve küçük kız parkta yeniden buluştular. Küçük kız bebeğine kavuşacağı için fazlasıyla heyecanlıydı. Ama Franz'ın ellerini boş gördüğünde yüzü düşmüştü.
Franz ona üzülmemesini söyledi ve cebinden bir kağıt çıkardı. ''Üzülme, bebeğini bulamadım ama ondan sana bir mektup getirdim. Bebeğin biraz gezmek, başka yerler de görmek istemiş. Hepsi bu!'' dedi.
Küçük kız önce inanamasa da bir anda yüzü aydınlandı. Çünkü o minik yüreğinin bir şeylere inanmaya ihtiyacı vardı ve belli ki Franz iyi biriydi.

Ciddiyetle yazılan mektuplar

Artık düzenli olarak buluşuyorlar ve Franz her buluşmalarında kıza bir mektup veriyordu. Bunu sadece onu kandırmak için yapmıyordu. Onlarca eserini yazarken nasılsa, aynı ciddiyetle yazıyordu mektupları. Çünkü küçük kızın acısını en azından hafifletebilmek istiyordu. Çünkü onu da acıtan, hızla tüketmek isteyen bir hastalığı vardı ve bu mektuplar Franz'ın da yaralarına iyi geliyor, küçük kız her gülümsediğinde onun da sanki acısı hafifliyordu.

Meğerse oyuncak bebek sadece dünyayı gezmek istiyormuş

Franz'ın getirdiği mektuplara göre, bebeğin tek derdi insanlardan sıkılmasıymış. Dünyayı gezip başka yerler de görmek istiyormuş. Mektuplar da küçük kıza gezip gördüğü yerleri anlatmak istiyormuş.
Elbette bunlar Franz'ın kıza söylediği o pembe yalanlar. Oyuncak bebek dünyayı gezerken başına neler geldi, neleri sevdi nelerden nefret etti hepsini yazmış kıza. Franz da her buluşmalarında mektubunu okumuş bebeğin. Küçük kız artık çok mutluymuş.

Şenlikli düğün merasimi

Sona doğru geliniyordu artık mektuplarda. Franz oyuncak bebeğin kızın hayatından çıkışını kolaylaştırmaya çalışıyordu. Bu yüzden artık oyuncak bebeği evlendirdi. Hatta mektubunda anlattığı şenlikli, bol kahkahalı, mutlu mu mutlu bir düğün töreni bile yaptılar. Oyuncak bebek dünyayı dolaşırken büyümüş, aşık olmuş ve işte şimdi de evleniyordu.

Paul Auster'in Brooklyn Çılgınlıkları romanı

Paul Auster ilk kez romanında bahseder hikayeden ve şöyle der:

"Küçük kız, yazı sayesinde sayesinde bebeğini özlemekten, aramaktan vazgeçmişti. Kafka, bebeğin yerine başka bir şey vermişti ona. Bir hikayesi vardı artık. İnsan bir hayal aleminde, bir hikayenin içinde yaşayabilecek kadar şanslıysa eğer, gerçek dünyanın acıları sona erer. Hikaye devam ettiği sürece gerçek yoktur.”

Bana güzel yalanlar söyle, içim ısınsın

Küçük kız artık dinlediği hikayenin güzelliği ile bebeğinin aramayı gerçekten unutmuştu. Artık onun özlediği ve beklediği sadece Franz'ın mektuplarıydı. Küçük kız masallar dinleyerek öğrense de gerçek şu ki, o mektuplar bitecekti.

Oyuncak bebek geri döner

Franz artık bu oyunu bitirmenin zamanı geldiğine ikna olduğunda, buluşmaya bu kez elinde bir oyuncak bebekle geldi. Küçük kız çok şaşkındı. Elinde bakakaldığı bebeğin kendi bebeği olmadığına yemin edebilirdi ki, üzerindeki küçük notu gördü: ''Yolculuğum beni çok değiştirdi''

Küçük kız daha önceki mektuplara nasıl inandıysa, bu notu okuduktan sonra da yine yüzü aydınlandı. Bebeği geri dönmüştü. Evet, biraz farklıydı ama, sonuçta mektuplar yazan bu bebek büyüyüp, büyürken de değişmiş olamaz mıydı yani?

Yıllar sonra küçük kız son notu bulur

Küçük kız artık, küçük değildir. Yetişkin bir genç kız olmuştur. Yıllarca geri dönen oyuncak bebeğine gözü gibi bakmıştır ama Franz'ın oyuncak bebeğinin içine sakladığı son notu daha yeni fark ediyordur.
Notta şöyle yazar: ''Sevdiğin her şeyi er ya da geç kaybedeceksin, ama sonunda sevgi başka bir surette sana geri dönecektir''

Hayat bize her zaman başka güler

Franz belki küçük kıza hayatı boyunca anlaması gerekenleri en güzel şekilde anlattı. O gerçekten şanslı bir kızdı. Ama aslında şanslı olan sadece küçük kız değildi. Çünkü hayat her zaman insanlarla bizi ihtiyacımız olduğu doğrultuda tanıştırıyordu.

Franz da işte böyle bir anda tanışmıştı küçük kızla. Yazdığı mektuplar belki küçük kızı mutlu etti, ona daha az yara aldırtarak çok şey öğretti. Ama Franz da hastalığıyla boğuşurken yeniden iştahla yazma tutkusunu yakaladı.

Hayat fark etmesini bilirsen, işte sana yardımını belki küçük bir kız çocuğuyla getirir.

Bence bu hikaye, küçük kızın değil Franz Kafka'nın içinde sessiz çığlıkların hikayesidir.

Kadinvekadin.net özel haberidir.