"Beş yaşında konuşmaya başlamışım ben. Kelimeler bana gelmek için çok nazlanmışlar. Şimdi onların kıymetini çok iyi bilirim.” diyor Sevgili Kural. Gerçekten de öyle! O, kelimelerin kıymetini iyi biliyor. Öykülerini okuduğum için gönül rahatlığı ile söyleyebilirim. Sohbetimizin sonunda biliyorum ki, Marquez'in de kıymetini iyi biliyor. Ve Ece Ayhan'ın! Ve İlhan Berk'in!

Aslında böyle bir yorumda bulunmazdım; ama ruhlarımızın yaptığı karşılıklı sohbetten sonra şöyle bir cümle var artık söylenmesi gereken: Yazar, fark etmese de burada kendini depresif biri olarak tanımlıyor. Evet, tüm röportajımız boyunca Hüseyin Bey'in depresif ve ütopik yaklaşımları arasında enfes bir sohbet gelişti. Bir röportajla başlayan yolculuk, kim bilir belki de bir öyküye dönüşmek istedi ve dönüşüverdi. İşte bundan sebep uzun bir röportaj okuyacaksınız; ama merak etmeyin akıp gidecek…

"Ötme bülbül ötme, şen değil bağım” diyebilirim şu anki ruh halime

- Hüseyin Kural kimdir? Aslında bu soruyu şöyle sormayı tercih ediyorum. İnternet çağı, az çok hakkınızda bilgiye ulaşmak mümkün elbet; ama bundan ziyade siz kendinizi nasıl tanımlıyorsunuz?

Bu sorunuzu cevaplayabilmek için ihtiyacım olan gerekli donanıma ve bilgiye sahip olabilmeyi o kadar çok isterdim ki! Karşınıza çıkayım, kendim hakkında takır takır aksansız konuşabileyim, ah ne güzel olurdu. 41 yaşındayım yani bu demektir ki hemen hemen 15.000 gündür falan şu dünya denen yerdeyim ve hala "kendini tanıma ve tanımlama” bahsi söz konusu olduğunda, başka şeylerden yardım dileniyorum. Yardım dilendiğim şeyler neler mi? Filmler, şarkılar, kitaplar... Ne garip şey bunlar olmadan insanın kendini tanımlayamaması değil mi?

- Öyle tabii…

Kendimi tanımak ve yeri geldiğinde kendimi diğer insanlara noksansız bir şekilde tanıtmak adına kendi kendime geliştirdiğim şöyle bir yöntemim var aslında. Sevdiğim insanlar üzerinden varıyorum kendime ve şöyle diyorum: "41 yaşındasın Hüseyin, yani Jack London'ın öldüğü yaştasın.” Bu yöntem 39 yaşındayken kendimi değil; ama Boris Vian'ı anlamamı sağladı mesela. Çünkü o bir sinema salonunda kendi romanından uyarlanan filmi izlerken kalp krizinden öldüğünde henüz 39'undaydı ve arkasında bir sürü roman, oyun ve senaryo bırakmıştı. Ben yıllarca okuyup, yazdım çeşitli işlerde çalıştım ve sonunda 41 yaşında ilk öykü kitabımı yayınlatabildim; iyi mi kötü mü bence buna siz karar verin.

- Her insanın yaşam döngüsünde bir zamanı var belli ki!

Bana soracak olursanız bu ilk öykü kitabımdan bağımsız, kendime, sevdiklerime ve sevmediklerime baktığımda durum çok da iç açıcı gözükmüyor; yani "Ötme bülbül ötme, şen değil bağım” diyebilirim şu andaki ruh halime.

Hüseyin Kural, Kısa Çizgiye Kısa Diyebilenlerin Hikâyesi'ni anlatıyor

Röportajın tamamı için ensonhaber.com/kitap

*

Damla Karakuş

[email protected]kadinvekadin.net

Instagram: biyografivekitap