Kristina, yaşlıların katıldığı "Ms Connecticut Senior America” da güzellik kraliçesi seçildi.

"Cildim güzel olduğu için makyaj yapmıyorum, sadece ruj sürüyorum” derken güzellikten bahseden sıradan bir kadındı aslında. "İnsanlar 60 yaşından sonra bu doğru değil” diyordu. Çünkü Kristina, böyle yarışmaların insanlara hala hayatta olduğunu hatırlattığını, dikiş dikebileceğini, isterse resim yapabileceğini gösterdiğini düşünüyordu.

Ancak bu güzel kadının neşesinin altında yatan korkunç yaşanmışlıklar vardı. İşte bu, Kristina Farley'in onca şeyi yaşadıktan sonra pozitif bakış açısını bırakmayıp hep sevinçli kalışının hikayesidir.

Kristina çocukluğunu yaşayamadı

Kristina, 1925'te Polonya'nın doğusunda Valentina ve Andrzej çiftinin ikinci çocuğu olarak dünyaya geldi. Zaman ilerledikçe toplamda 5 kardeş olacaklardı.

Babası I. Dünya Savaşı'nda hizmet vermişti ve hizmetlerinin karşılığı ona verilen 15 hektarlık bir araziydi. Kristina bu alana yapılmış vişne ağaçlarıyla çevrili evde büyüdü.

O günlerini kısacık bir cümleyle şöyle özetliyordu Kristina: "Hayat muhteşemdi, çünkü hiçbir derdimiz yoktu. Gençtik ve güzel zaman geçiriyorduk”

Ancak savaş Kristina'nın çocuk zamanlarına yetişti. Sevgi dolu bir ailede büyüyordu aslında. Bundan sonra hayatını değiştirecek pozitif yaklaşımının temelinde de bu sevgi yatıyordu aslında. II. Dünya Savaşı kendini gösterdiğinde Kristina 14 yaşındaydı. Almanya ve Sovyetler Birliği, Polonya'yı işgal etmişti. Kristina'nın hayatı eskisi gibi olmayacaktı.

Evinden uzaklara istif edilmiş yolculuk

Rus ordusu ve Ukrayna polisi Polonyalı aileleri toplayıp başka yerlere taşımaya başlamıştı. Kristina da soğuk bir gecede ailesiyle beraber içinde sığırların taşındığı bir trenle Ural dağlarına doğru bir yolculuğa çıktı.

Kristina bugün bu yolcuğu şöyle anlatıyor:

"Trenin hiç camı yoktu. Tuvalet için bir koridor ve köşede bir kömür sobası vardı., o kadar. Her yolcu vagonunda 60 kişi vardı ve tek yiyebildiğimiz şey ekmekti”

Kadınlar ve çocuklar evine dönemedi

Taşınan ailelerden bazıları açlık grevindeki Rus işçilerin kampına kerestelik odun toplamaları için yerleştirmişti. Kristina ve ailesi de buradaydı. 22 Haziran 1941'de Almanya, Sovyetler Birliği'ne saldırana kadar burada korkunç zamanlar geçirdi.

Babası birçokları gibi Nazilere karşı batılı müttefiklerle savaşan Polonya ordusuna katılmıştı. Hitler Polonya'nın doğusunu istila etmişti, bu sebepten geride kalan kadın ve çocuklar evlerine dönemedi.

Artık başlarının çaresine bakmak zorundaydılar. Kristina, annesi ve kardeşleriyle birlikte hasta ve sürgün edilenlerin doldurduğu bir bota bindi ve Hazar Denizi'ni geçti. Bir süre yaşayacağı yer Özbekistan'ın başkenti Taşkent yakınlarında bir bölge idi ve burada pamuk toplayarak geçineceklerdi.

Yetimhaneye gönderildi

Artık babalarını göremiyorlardı. Ama burada bir şekilde karınları doyuyordu. Yine de yokluk ve sefillik zorluyordu.

Anneleri duruma çok üzülüyor ve bir çözüm arıyordu. En zor olanı seçti, en büyükleri hariç dört çocuğunu batıdaki Polonya ordusunun kurduğu yetimhaneye gönderdi. Anneleri ve ablalarını son kez gördüklerinden habersiz gözleri yaşlı yola koyuldular.

İran'a ulaşabilmek için önce Hazar Denizi'ni geçip ardından Tahran'a doğru yol alan bir tır konvoyuna katıldılar.

Kristina hasta oldu

Tahran'da hayat bu dört kardeş için daha kolaydı. Çünkü temiz yatakları ve önlerinde yemekleri vardı.

Ama bu sefer de Kristina hastalanmıştı, zatürreydi. Hatta hastalık öyle ilerlemişti ki, bir gün öldüğü düşülerek morga kaldırıldı. Böyle bir hayatı devam ettirmeye çalışırken o şans olduğunu düşündü mü bilinmez tabii, bir hemşire hareket ettiğini fark etti ve iyileşmesi için tekrar tedavi altına alındı.

Bir süre sonra iyileşmişti. Ama bu sefer de ayrılık zamanıydı. İki erkek kardeşi Teddy ve Chester askeri okula, o zaman 8 yaşında olan kız kardeşi Natalie'yi de Afrika'da bir yetimhaneye gönderdi.

Kristina 18 yaşındaydı ve planları vardı.

Hemşire yardımcısı Kristina

Kristina, Polonya ordusuna şoför olarak katılmak istiyordu. Yaşını 19 olarak gösterdi ve orduya katıldı. Planının dışında bir görevdi ama ordudaydı. Irak'ta bir hemşirenin yardımcılığını yapacaktı.

Burada canını dişine takmış, çalışıyordu. O kadar kendini unutmuştu ki, beş yılı geçirmişti bile. Ordu için çok faydalı bir isim olmuştu Kristina Farley. İşte bu yüzden ona Kral George madalyası verildi.

Babasıyla tekrar karşılaştı

Layık görüldüğü ödül için gururluydu. Ama asıl ödülü babasıyla tekrar karşılaşmak oldu. Yolları Irak'ta kesişmişti. Baba kız Kudüs'e yerleşti.

Nazilerin bombaları dinmek bilmiyordu. Böyle bir tehlikenin altında orduyla beraber Akdeniz'i geçmeyi başardılar. Roma'nın güneyindeki Monte Cassino Muharebesi'ne katıldılar.

Evlendi, öğrendi, umutlandı

Hemşirelik yaptığı dönemde Stanley Slovikovski ile tanıştı. Stanley, bacağından yara almış bir askerdi. Stanley, savaş bittiğinde onun eşi olacaktı, biliyordu.

Savaş bittiğinde evlenip İngiltere'ye yerleştiler. Babasını bulmuştu, sonra kardeşleriyle de buluşabildi. Annesinin ise sıtmadan öldüğünü öğrendi.

Ablası Alice'den ise hiç haber alamamıştı. Yine de hiç öldüğünü düşünmedi. Kristina bugün bile hala Alice'in yaşadığına inanıyor.

Stanley öldü

Kristina ve Stanley 1945'te evlendi. Birbirlerini seviyorlardı. Savaşın bir araya getirdiği aşktı bu ve özellikle Kristina için çok şey ifade ediyordu.

Ancak Stanley savaşın etkisinden kurtulamamış, kendini alkole vermişti. 1949'da da öldü. Kristina üç çocuk ve az bir parayla baş başa kaldı. Her şey yine zor olmaya başlamıştı, neredeyse hiç düzelmeden. Ama o hiç vazgeçmeyecekti…

Kristina dans grubu kurdu

Kristina kedini silkeledi ve yoluna devam etti. İşe çocukken öğrendiği dansları çocuklarına da öğreterek başladı ve kendini günden güne geliştiriyordu.

Bir dans grubu kurmuştu, başarılıydı. 1953'te bu grup Kraliçe Elizabeth'in taç giyme töreninde sahnedeydi. Üstelik tüm kostümler Kristina'nın emek dolu ellerine aitti.

Kristina Amerika'da

Kristina Amerika'ya sarsıcı bir merak duyuyordu. Sonunda buna yenik düştü ve sırtına geçirdiği bir kürk manto ile 1955'te Amerika'ya gitti.

İngiltere'den ayrılmadan önce bir kız çocuğu daha oldu. Ancak evliliğe hazır değildi, evlenmedi.

Amerika'ya yanında 4 çocuğu ve cebinde birkaç yüz dolar ile geldi. Burada yeni bir hayat onu bekliyordu. Yıllarca dişçi olarak çalıştı.

Hayatının aşkı Ed Farley

Kristina, 1956'da Amerika'da tekrar evlendi. Bu evlilikten Eva adını verdiği bir kızı oldu.

Ama asıl hayatının aşkı ile karşılaştığında Kristina 50'li yaşlarının sonundaydı. 1979'da evlendiler ve birbirlerinin ellerini hiç bırakmadılar.

Kristina şu an Connecticut'ta yaşıyor ve Polonyalılar'ın bir araya geldiği derneklerde aktif rol alıyor. Hala çocuklara geleneksel Polonya danslarını öğretip onları yarışmalara sokuyor.

İşte bütün bu hayatı yaşarken hayatının aşkı onun hep yanında oluyor.

Ms Connecticut Senior America

Kristina bu yarışmaya üç kez kıatıldı. İlkinde 70 yaşındaydı, üçüncü oldu. İkinci katıldığında, ikinci olmuştu.

2016'da yarışmaya üçüncü kez katıldığında ise, Kristina güzellik kraliçesiydi ve tacını giydi.

Pozitif yaklaşımlı hayat

Şu cümleler Kristina'nın 91 yaşına ait; "Şiir okuyabiliyor, Carmen Miranda taklidi yapabiliyorum. Hayattaki felsefem herkesi sevmek ve herkese iyi davranmak” ve ekliyor: "Bakın, şu anda da elbisemleyim, küpelerim kulağımda. Her an yeni bir şey olmasına hazırım”

Belki de hayat Kristina gibi sevgi dolu olup her şeye hazır beklediğinde seni anlamlı bir yere getiriyor.

Belki de işte bu yüzden küpelerini takıp, özenle giyinip her şeyi hazırlıklı beklemek gerek… Yaşanmış örneği bu kadar güzel duruyorken karşımızda, bakış açımızı değerlendirmeye değmez mi?

Bu arada Kristina 19 Ağustos'ta 92. Yaşını kutlayacakmış. Şimdiden "İyi ki doğdun” diyorum, hepimizin yerine.

Damla Karakuş

Kadinvekadin.net özel içeriğidir.