Bu slogan; her alanda kendini yetiştiren, sorun çözme becerisi kazanan anlamına gelmektedir. Mesleki, duygusal, sosyal ve fiziksel alanlarda sorun çözme becerisine sahip olmak anlamında kullanılması gerekirken ülkemizde tam olarak bu anlamda kullanılmıyor.

Kadınların ayakları üzerinde durması kavramı ülkemizde daha çok iş ve meslek hayatında rol almak, kariyer ve para kazanmak olarak algılanmaktadır. Eğer bir işiniz varsa, para kazanabiliyorsanız toplumun sizin için yorumudur "ayakları sağlam basmak”...

Erkekler için ise daha çok elde etme ve sahip olma ( para, güzel eş, ev araba.. vs gibi) bir anlam taşımaktadır.

Yani güçlü olmak = Para ve rekabeti kazanmak

Bu tarza sahip bireylerin meslek ve iş alanlarında yükselirken duygusal - sosyal alanlarda tutarlı ilerlemeyi gösterememesinin altında öncelikle ailenin "Sen başarılı ol, başka bir şey istemiyoruz” telkini ve yaklaşım tarzı yatmaktadır. Aile, çocuğu sadece başarıya yönelttiği, kendini değerli hissetmesini sadece başarılı olmaya odakladığında, çocuk bütün gücünü bu alana aktarır. Böyle olunca diğer alanlarda eksiklik yaşanır. Belli bir kariyere sahip birey, asosyal olabilir. İlişkisindeki en küçük sorunu aşırı büyütüp etkisinde kalabilir ve iş başarısı düşebilir.

Yine duygusal zekası ve empatik yönü gelişmediği için bencil ya da pasif bir karakter olabilmektedir.

Diğer yandan kadınlar için ise, aile ve çevreden gelen "Kocana eyvallah etmemek için paran, işin olmalı” telkini ile her şeye itiraz eden, uyum sağlamayı pasifize olmak zanneden bireyler ortaya çıkmaya başlar. Yüksek egolu ama zayıf karakterler bu telkinler ile ya tamamen boyun eğici ya da her şeye muhalefet edici duruş geliştirirler.

Erkek ise ilişkide, işin ve paranın verdiği güç ile, beklentilerini dayatan, kadın ruhundan anlamayan koşulsuz itaat bekleyen modda olabilmektedir.

Anneler ve proje çocukları

Bazı anneler ise kendi evliliklerindeki çaresizlikleri nedeni ile kızlarını isyankar ve farkında olmadan proje çocuk haline getirebiliyor. Gücünü ve "ayakta durma”yı sadece iş ve kariyere bağlayan kişi, bu gücü kaybetmemek adına işkolik olur. Neredeyse her şeyi iş olur. Diğer yandan da diğer alanlarda önceden gelen beceri eksikliği, işkolikliği nedeniyle iyice kemikleşir. Kırılma, üzülme, terk edilme vb. gbi kaygılar nedeniyle de ilişkilerden uzak dururlar.

Hal böyle olunca da son zamanlarda fazlaca görmeye başladığımız 40 yaşını aşmış bekar erkek ve 35 i geçmiş bekar bayanlar git gide artıyor.

Peki gerçek anlamda "ayakları yere sağlam basmak" nedir

Esasen sadece mesleki anlamda değil, yaşamın olduğu her alanda var olmak ve rol sahibi olmaktır. Duygusal, fiziksel,sosyal ve mesleki alanların tümünde uyum ve sorun çözme becerisi sahibi olmak, gerçek ve doğru anlamda "ayakları yere sağlam basmaktır”. Sonuçta mutluluk, sorunsuz hayat istemek değil, sorun çözme becerisine sahip olmaktır.

Şayet, mutluluğu ve güçlü olmayı tek bir kategoriye sıkıştırmazsak, hem işimizde hem de ilişkilerimizde mutluluğu yakalayabiliriz. Ayrıca, değerlilik algımızı da değiştirmeliyiz. Değer zaten kişinin doğuştan insan olması ile ilgilidir. Sosyal anlamda değerli olmayı başarıya ve güce yüklemek sadece vitrinsel bir durumdur.

Oysa güçlü olmanız, değerli olduğunuz anlamına gelmez. Aksine, güçlü olmak değerli olmak ise, güçsüz olmak değersiz olmaktır ve insan yaşamı boyunca hep güçlü olamayacaktır. Çocuklarımıza sadece başarılı olmayı değil, mutlu olmayı da hedeflemeliyiz..

Serhat Yabancı
Aile ve evlilik danışmanı

Kadinvekadin.net özel içeriğidir.