Güneş Hanım, çocukluğundan beri hep yazıyor. Nihayet yazdıklarını paylaşması gerektiğine karar vermiş. İlk romanı Kapının Ardındaki Ben ise, Beyoğlu'nda eski bir kapı ile karşılaştığında çıkmış ortaya. Enfes bir hayal gücünün peşinden gitmiş. İyi ki de gitmiş ve gitmeye de devam edecek. Hadi şimdi hoş sohbetimize geçelim…

Güneş Altunkaş ile ilk romanı Kapının Ardındaki Ben'i konuştuk

İçimdeki ses "Yaz Güneş!” der ise, beyin şalterimi kapatıp yazmaya odaklanıyorum.

- Güneş Altunkaş kimdir? (Ulaşılanın dışında duyguları ve kalemiyle…)


- Yazmaya ne zaman ve nasıl başladınız?1984 yılında İstanbul'da doğdum. Beykent Üniversitesi Radyo TV ve Anadolu Üniversitesi Çalışma Ekonomisi ve Endüstri İlişkileri bölümlerinde eğitim aldıktan sonra ailemin isteği üzerine spikerlik ve sunuculuk için Türkiye'deki bu işin en iyilerinden eğitimler aldım. Habercilikle başlayan çalışma hayatıma birçok reklam ve belgesel filmin seslendirmesini de yaparak artılar koydum. Üniversite yıllarında hafta sonlarını değerlendirip genel sanat yönetmeni asistanlığı yapardım; yıllar sonra da zaten genel sanat yönetmeni oldum. Kısacık filmlere yenidünyalar kurmak ve hayal gücümün tazeliği benim her geçen gün sanata yönlenmemi sağladı. Tabi bunların yanına çok okumak, araştırmak, aşırı merak ve yenilikçi tavrımı da ekleyebiliriz. Sanırım o dönem de şanslıymışım ki doğru insanlara denk gelmişim. Eş zamanlı olarak ulusal yazılı basında yaşama dair yazılar yazıp, röportajlar yaptım. Sonrasında ise medya genel koordinatörlüğü ve film şirketlerinde yöneticilikle çalışma hayatım devam etti ve etmeye devam ediyor.

Yazmaya aslında çocuk yaşlarda başladım. Fakat okuyucuyla paylaşmak için Mart ayında raflarda olan "Kapının Ardındaki Ben" adlı romanımla ilk adımı attım. İlkokula giderken herhalde en çok defter bitiren çocuklardan biriydim. Tabii ki ödevlerimi yapıyordum; ama defterlerin sayfalarını hızlıca bitirme nedenim aslında hayal gücümü yazıya dökmemdi. Konuşarak bir şeyleri anlatmaktansa yazarak anlatmanın daha akılda kalıcı olduğunu zannediyorum ya da en azından bende öyle oluyor. İşim gereği o kadar çok hikâye, senaryo okuyordum ki kendi kendime "Güneş, artık yazdıklarını paylaşma zamanı geldi de geçiyor!” dedim.

- Bir yazma rutininiz var mı?

Yazmak için aslında benim bir rutinim yok. Ben gece yarısı yazıyorum, manzaraya karşı yazıyorum… vs. diyenlerden değilim. Bilgisayarım zaten hep çantamda. İçimdeki ses ne zaman bana yaz der ise, o zaman yazıyorum. Yazma ortamımda dış ses olması, insan kalabalığı olması, yüksek sesle konuşulması, yüksek müzik olması… vs. nedenler beni hiç etkilemiyor. Hangi ortamda olursam olayım içimdeki ses "Yaz Güneş!” der ise, beyin şalterimi kapatıp yazmaya odaklanıyorum. Ben de böyleyim işte :)

Güneş Altunkaş ile ilk romanı Kapının Ardındaki Ben'i konuştuk

Rüyalar, hikayenin fantastik tarafı

- Kapının Ardındaki Ben, sizin ilk romanınız? Öncelikle siz romanınızı nasıl tanımlıyorsunuz? Neler hissediyorsunuz diye bir başlayalım?

Evet, Kapının Ardındaki Ben benim ilk romanım. İl göz ağrım, ilk çocuğum… Sanırım en iyi böyle ifade edebilirim. Hayal edip yazdığını insanlarla paylaşmak inanılmaz bir duygu. Ekmeğini hiç tanımadığın biriyle paylaşmak gibi… Geçenlerde bir kafede oturup kahve içiyordum ve yan masada oturanlar Kapının Ardındaki Ben'den bahsediyorlardı…

- Peki nasıl ortaya çıktı? Yazım sürecinizi de paylaşır mısınız bizimle?

Aslında hiçbir şey planlı programlı değildi. Her şey benim birkaç yıl önce Beyoğlu'nda eski bir kapı ile karşılaşmamdan çıktı. 1800'lerde yapılmış bir binanın kapısından bahsediyorum. Kitabın tam da kapağındakine benziyor aslında. Zincirlerle kapatılmış bir kapıyı kim merak etmez ki, değil mi? "Kim bilir o kapının arkasında neler yaşanmıştır”diye düşüne düşüne bu romanı yazdım.

- Kapının Ardındaki Ben, yıllardır süren bir rüyayı anlatıyor? Yaşamınızdan izler taşıyor mu bu roman? Gerçek bir olaydan mı yola çıktınız?

Rüyalar, hikâyenin fantastik tarafı. Hikâye aslında benim kurgum; ama gerçek olan bir şey var içinde. Çoğu insanın bildiği Türkiye'nin mozaiğinin çatladığı gece yani 6, 7 Eylül 1955 gecesi… Hayır, yaşamımdan izler taşımıyor; ama bana her defasında insan evladı olmanın nasıl bir şey olduğunu hatırlatıyor.

Güneş Altunkaş ile ilk romanı Kapının Ardındaki Ben'i konuştuk

Düşünsenize çocuk yaştan beri rüyanızda hep aynı kapıyı görüyorsunuz.

- Romanda 1955'e şöyle bir gidip geliyorsunuz. Bu zaman geçişlerini yazarken zorlandınız mı? O döneme ait araştırmalarınız nasıldı?

Sonuçta yaşamadığım bir yıldan bahsettiğim için iyi araştırma yapmam gerekiyordu. O yüzden romanın yazma aşamasındansa, araştırma aşaması daha uzun sürdü diyebilirim. 6, 7 Eylül 1955 gecesine şahitlik eden birçok hanımefendi ve beyefendi ile görüşmüştüm. Hatta aralarında tanınmış isimler de vardı. O geceyi anlatırken hepsinin gözlerinde aynı hüzün vardı. Bir taraftan da o dönemin Pera'sını yani Beyoğlu'nu anlatırken de büyük bir özlem duygusu…

- Zeynep, yıllardır rüyalarına giren, hatta kâbusu olan o kapıyı bir gün karşısında görüveriyor? Ne hissediyor Zeynep? Onunla birlikte siz neler hissettiniz yazarken?

Düşünsenize çocuk yaştan beri rüyanızda hep aynı kapıyı görüyorsunuz. Artık bu durum rüya olmaktan çıkıyor, kâbus haline geliyor. Hayatta kimsesi olmayan Zeynep, bir gün fotoğraf çekerken o kapı ile gerçek hayatta karşılaşıyor. Ben de olsaydım gazeteci Zeynep gibi o kapının ardında yaşananları araştırırdım ve "Neden ben rüyalarımda bu kapıyı görüyorum?" sorusunun cevabını bulurdum. Zeynep ile benim birbirimize benzeyen en önemli yönümüz, ikimizin de araştırmacı olması. Sonrasında zaten hikâye 1955 yılının Beyoğlu'na yolculuk ediyor…

- Peki nasıl bir kadın Zeynep?

Zeynep, biraz agresif bir kadın. Otokontrolü zayıf; ama bir o kadar da güzel bir kalbi var. Küçük yaşta annesini ve babasını kaybettiği ve babaanneyle büyüdüğü için travmaları oldukça fazla. Eee bu da çok normal geliyor bana. Bazen kendini ifade etmekte zorlanıyor; özellikle de ikili ilişkilerde. Sevmek, sevilmek gibi duyguların tam tanımını bilmiyor, çünkü öğretilmemiş. Mesleğine, yani gazeteciliğe büyük bir bağlılığı var. Daha fazla tüyo vermiyorum, okumayanlar biraz merak etsin. Zeynep ile tanışmak istiyorsanız Kapının Ardındaki Ben'i mutlaka okuyun derim.

Güneş Altunkaş ile ilk romanı Kapının Ardındaki Ben'i konuştuk

Evrene verdiğin enerji nasıl ise, bir gün mutlaka karşına gelecektir.

- Siz de sık sık rüya görür müsünüz? Hayatımıza etkilerini nasıl değerlendiriyorsunuz?

Ben neredeyse her gün rüya görüyorum diyebilirim. Nasıl bir bilinçaltım var ise artık, fantastik tarafı biraz fazla olan rüyalar bunlar. Uçan halılar, konuşan kediler, apartman büyüklüğünde yürüyen çalışkan karıncalar...

- Harika…

Gülmeyin sakın. Siz sordunuz ben de dürüstçe cevapladım işte :) Okuduğum kitaplar, izlediğim filmler ve animasyonlar bilinçaltımı bu yönde etkiliyor sanırım.

- Zeynep'in bir şekilde karşılaştığı bir astrolog ona şöyle diyor: "Karmamızda olan insanlarla hesabımız kapanmadığı sürece, bir şekilde hayatımızda olmaya devam edeceklerdir”. Bu cümle üzerine düşüncelerinizi konuşalım mı biraz?

"Karmamızda olan insanlarla hesabımız kapanmadığı sürece, bir şekilde hayatımızda olmaya devam edeceklerdir." cümlesi aslında çok net ve açık. Kelimenin tam anlamıyla ne verirseniz, onu alırsınız. Kötülükler, beddualar, yokluk bilinci, nefret… Ya da sevgi, saygı, dua, iyi dilekler, varlık bilinci, fedakârlık… Bunların hepsinin evrende bir karşılığı var. Evrene verdiğin enerji nasıl ise, bir gün mutlaka karşına gelecektir.

Güneş Altunkaş ile ilk romanı Kapının Ardındaki Ben'i konuştuk

Kitabın devamı mutlaka olacak

- Kapının Ardındaki Ben sarsacak mı okuru dersiniz? Nasıl etkileyecek?

Sarsmaktan kastınız ne bilmiyorum; ama Kapının Ardındaki Ben, okuyucu tarafından sevildi ve içselleştirildi diyebilirim. Sosyal medya üzerinden birçok mesaj alıyorum. Hem 2019'u hem de 1955 yılını aynı kitaba sığdırdığım için romanımı bir zaman yolculuğu makinesine benzetenler bile var. İmza günlerimde sevgili okuyucularımla sohbet ederken romanımın kahramanlarını ne kadar sevdiklerini onlardan duymak okuyucuyu değil de sanırım beni mutluluktan sarsıyor…

- Roman hakkında geri dönüşler nasıl?

Geri dönüşler gayet güzel. Romanın 200 sayfa olmasından kaynaklı üzüntülerini dile getirenler oldu; ama onlar merak etmesin ki bunun bir nedeni var. Kitabın devamı mutlaka olacak. Bu sefer ki yolculuk 1930'lu yıllara …

- Yazmaya devam yani, harika! Peki başladı mı hazırlıklar?

Daha önce de söylediğim gibi zaten yazmak hayatımda var olan bir durum, sadece paylaşmıyordum. Şuan da ikinci kitap hazırlığındayım. Sanırım 2020'de yeni çıkacak olan kitabımı konuşuyor olacağız…

Damla Karakuş: Teşekkür ederim.

Güneş Altunkaş: Çok teşekkür ederim.

Güneş Altunkaş ile ilk romanı Kapının Ardındaki Ben'i konuştuk

Kapının Ardındaki Ben

Güneş Altunkaş

Nemesis Kitap

S.: 200

Kitabı satın almak içiçn tıklayınız: D&R

*

Damla Karakuş

[email protected]

Instagram: biyografivekitap

Kadinvekadin.net özel içeriğidir.