Büyük kadınların aşk mektupları

Tarihin tozlu sayfalarında saklanmış kadınların o güzel, içimizi aşkla ısıtacak aşk mektuplarını gün yüzüne çıkarma vakti geldi.
1 / 7

Mektup denildiğinde akla erkeklerin kadınlara yazdıkları geliyor. Oysa ki, içindeki duyguları kelimelerle anlatan o güzel kadınlar da var. Tarihin tozlu sayfalarında saklanmış kadınların o güzel, içimizi aşkla ısıtacak mektupları var bugün. Hadi keyfine varalım...

 

2 / 7

Frida Kahlo'dan Diego Rivera'ya

Talihsiz yaşam hikayesini mükemmelleştirmeyi başarıp bir de üstüne aşkı ıskalamamış güçlü kadından aşk satırları...

''Diego.
Gerçek, öyle büyük ki, ne konuşmak ne uyumak ne dinlemek ne sevmek istiyorum.  Kendimi tuzağa düşmüş hissetmek, hiç kan korkusu olmadan, zamanın ve büyünün dışında, senin kendi korkunun ve büyük ıstırabının içinde, ve kalbinin atışında. Tüm bu deliliği senden isteseydim, biliyorum sessizliğinde sadece karmaşa olurdu. Bu saçmalıkta senden şiddet istiyorum ve sen, sen bana incelik veriyorsun, ışığını ve sıcaklığını. Seni resmetmek isterim, ama bu şaşkınlığım içerisinde, hiç renk yok çünkü çok renk var, büyük aşkımın somut hali.

...

Diego’m:
Gecenin aynası. Gözlerin tenimde yeşil kılıçlar. Ellerimizin arasında dalgalar. Tamamın seslerle dolu bir boşlukta – gölgede ve ışıkta. Sana rengi yakalayan OKZOKROM dediler. Bana KROMOFOR – renk veren. Sen sayıların tüm kombinasyonlarısın. Hayat. Dileğim çizgileri şekilleri tonları hareketi anlamak. Sen gerçekleştiriyorsun ve ben alıyorum. Sözün boşlukta seyahat edip benim yıldızlarım olan hücrelerime ulaşıyor, sonra senin hücrelerine gidiyor ki onlar da benim ışığım.''

3 / 7

Josephine'den Napolyon'a

Napolyon'dan gelen aşk dolu mektuplara kayıtsız kalamamış Josephine. Yine aşkla yanıtlamış mektupları.

''Beni unutmamış olduğunuz için size binlerce defa teşekkürler. Oğlum mektubunuzu az önce getirdi. Nasıl bir şevkle okudum o mektubu bilseniz. Ama henüz yeterince tadını çıkara çıkara okumadım. Mektubunuzda beni gözyaşlarına boğmayacak tek bir kelime yoktu. Fakat bunlar mutluluk gözyaşlarıydı. Kalbimi tekrar keşfettim ve fark ettim ki kalbim sizinle hayat bulup sizinle ölecek. 
Mektubumun tam olarak neler anlattığını hatırlamıyorum fakat ne kadar kederli duygular içinde yazdığımı biliyorum. Sizden bir haber alamamanın derin üzüntüsü içindeydim.
...
Mutlu olunuz, en az hak ettiğiniz kadar mutlu olunuz. Bütün kalbimle konuşuyorum işte. Siz benim mutluluktan kopardığım paysınız. Aşkım hakikatin ta kendisi ve buna eşdeğer olacak hiçbir şey olamaz. 
Adieu, benim sevgili dostum; size her zaman yapacağım gibi muhabbetle teşekkürlerimi sunarım.
Josephine''

 

4 / 7

Aleksandra'dan Çar. II. Nikola'ya

Sonu acıyla biten aşkın satırları... Sonunun bedbaht olduğunu bildiğimizden mi daha bir duygu yüklü geliyor acaba okurken? Bir de böyle düşünerek okumayı denemeli.

''Sevgili biriciğim, 
Telgrafım bir sürü askeri elden geçtiği için sıcaklık barındıramaz. Fakat yine de bu telgrafta aramızdaki uzun yollardan sana uzanan aşkımı ve hasretimi okuyacaksın. ...
Bütün dualarım gece gündüz seninle beraber olacak. Seni Tanrı'mızın emniyetli korumasına havale ediyorum. Tanrı seni korusun, kollasın, sana yol göstersin ve emniyet içinde bana geri getirsin.
Senin için dua ediyor, seni çok seviyorum. Dünya üzerinde çok az erkek böyle sevilmiştir. Her yerini öpüyor, seni bağrıma basıyorum.
Ezelden ebede sana ait olan
Karıcığın
Ben sana en içten hayır dualarımı gönderirken, fotoğrafın bu gece yastığımın altında bekleyecek.''

5 / 7

Hürrem Sultan'dan Sultan Süleyman'a

Tarihimizin bilinen mükemmel aşklarından, Hürrem Sultan Ve Sultan Süleyman...

“Canımın Paresi Sultanım,

Gamlı gönlümün yatıştırıcısı, yaralı kalbimin merhemi o kimsedir ki, onun âşkı gönül tahtımın sultanıdır. Her ne kadar cihanın saadeti isem de onun kölesiyim. Yüz bin kere yanmış sine ile arz olunur ki, benim Firdevs Cennetimin goncası Sultanım. Gaddar felek, benim gibi bir dertliye zulmedip, canıma türlü türlü ayrılık hançerleri saplayıp ve benim miskin gözümün yaşına bakmayıp, siz yüce ve ebedi cennetin goncasını benden ayrı düşürdü ise, rahatım zahmete, şahlığım tasaya, hayatım mahva yüz tutup, gün be gün feryadımdan insan ve cinler yanıp tutuşmuştur. İhtimaldir ki gözyaşıma Allah’ın inayeti yetişip hayatımı gene bana kavuşmayı mümkün ve kolay kılacak, bu kadar ayrılığımdan ve yabanda kalışımdan beni esirgeyecek!

Benim Yusuf yüzlüm, şeker sözlüm, lâtif, nâzenin Sultanım! Allah dergâhına yüzüm süpürge kılıp niyâz ederim ki; mübarek yüzünüzü yine tez zamanda bana göstersin! İlâhi, eğer denizler mürekkep, ağaçlar kalem olsa dahi, bu ayrılığın açıklamasını yazabilirler mi? Ayrılığa düşenin halini bilmek isteyenler, Süre-i Yusuf okusun, bu hali ancak o tefsir eder.''

 

6 / 7

Anne Boleyn'den VIII. Henry'e

Romanlara konu olmuş, hikayesine filmler yapılmış isimlerden biri Anne Boleyn. Bir de bu hikayeden geriye kalmış mektuplar var.

''... 
Hakikati söylemek gerekirse, hiçbir prens sizin Anne Boleyn'den gördüğünüz sadakati ve sevgiyi bir başkasında bulamamıştır. Siz efendimiz razı gelmiş olsaydınız, kendi ismim ve mevkiimle seve seve yetinirdim. Ben kendimi azamete kaptırmış yahut kraliçeliği arzulamış değilim. Fakat daima şimdikine benzer bir değişim aradım. Siz efendimizin sevgisinden daha emin bir yer yoktu ve biliyordum ki en küçük değişim bu sevginin etrafa sirayet etmesine yetecekti.
Siz, beni küçük bir şehirden bulup kraliçeniz ve hayat arkadaşınız olarak seçtiniz. Eğer beni bu onura layık gördüyseniz, efendimiz, öyleyse hiçbir geçici gönül ilişkisi ya düşmanlarımın nahoş tavsiyeleri yüzünden, bana olan iltifatınızı üzerimden çekmeyin. 
...
Sadık ve vefakar karınız''

 

7 / 7

Bu mektupları bize bu kadar yakın hissettiren, içimizi sızlatan hikayelerini biliyor olmamız mı? Aşk iki kişinin bir olurken hayata kattıklarından ibaret. Belki de sadece hikayesinden yola çıkarak kendi tarihini yazmalı insan, önce aşkla.