"Mutlu olduğumuz anlarda, sümüklü sulu göz zamanlarımızı nasıl da unutuyoruz, hunharca kahkahalar atıyoruz. Aşık olduğumuz adamın sorumsuzlukları karnımıza öldürücü darbeler vursa da, verilen sözler tutulmadığında beynimizden ateşler çıkıyor olsa da çok çabuk unutuluyor işte bu ah'lı vah'lı zamanlar...”

Bu cümle "Peki siz 'Tipik Türk Kızı' mısınız?” yazımın girişi. Geçenlerde aldığım, "Damla Hanım, evlendikten sonra yazmayı mı bıraktınız?” sorusunun üzerine şöyle bir bakayım neler yazmışım dediğimde, bu cümle silkeleyip kendime getirdi beni. Bir yıl olmuş bile. Evet, evlilik beni öylesine yormuş ki, bu konuda yazmaktan giderek uzaklaşır olmuşum. Çünkü evli olmak gerçekten çok zormuş.

Instagram bloggerlerinin sunduğu gibi enfes bir evliliği olacağına öylesine inanıyor ki insan, kendisini çok yükseklere çıkardığı mutluluk bulutundan süratle yere çakılışını öylece durup izlediğini fark edemiyor.

Evliliğin ilk yılından açık mektup

(Şeker Portakalı filminden Zeze)

Oysa her şey pek de güzel başlamamıştı

Evet, başlayamamıştı. Her kafadan çıkan ses, beynimin içindeki sıvıda çalkalana çalkalana önce jöle kıvamına gelmiş, sonra da… Sonra da "Ben onu yemiştim ve yok etmiştim” demeyi çok isterdim. Oek de afili olurdu doğrusu. Zira hayatımı Şeker Portakalı felsefesi üzerinden yürütmek çok mantıklıydı bir zamanlar. Çocukluğum, bu oyunla gününü kurtarıveriyordu…

"- Biliyor musun, insanları öldürüyorum Portuga.

-Bunu nasıl yapıyorsun Zeze?

-Onları unutarak…”

İnsanları unutarak öldürme oyunum bu kez işe yaramadı. Oysa çocukken eğlenceliydi bile. Katil yanıma iyi geliyordu J Bu kez beni istemeyen ve benim onları unutarak öldüreceğim insanlar, maalesef yok sayabileceğim kadar uzak değillerdi. Haliyle ben de beynimin içindeki jöleyi yiyemedim ve sonunda küf tuttu.

Geriye hafızamda, balonları göklere uçurduğumuz şarkı kaldı: La Vie En Rose

Ben şarkıyı dinleyerek yazıyorum. Dinleyerek okumak isterseniz tıklayın: La Vie En Rose

Evliliğin ilk yılından açık mektup

İyileşmesek olmaz mı?

Bir sorun yaşadığımızda hep o çözülsün, yola öyle devam edelim isteriz ya. Peki ya o süreçte kaybettiklerimiz ne olacak? Yolda olma halinde kaçırdıklarımız? Ben otobüste sağ tarafa bakarken solumda olanları kaçırıyorum diye neredeyse şaşı olacak insan, bu bir yılda çok şey kaçırmış olma ihtimalinin kıskacında sıkışıp kaldım sanırım.

Belki de evlilik denen şey pek bana göre değilmiş ya da ne bileyim, gerçekten de evlilik bir parmak iziymiş. Herkes parmağındaki izle alnındaki kader arasında bir yerde bir şarkıya tutunmanın peşinde. Beyninde küf tutan jöleden başka seni ne kurtarabilir ki?

Yani demem o ki, iyileşmenin bir yolunu bulmak yerine, yolda olma halini renklendirmenin bir çözümü yok mu?

Evliliğin ilk yılından açık mektup

Birlikte bulalım mı?

Oradasınız biliyorum. Hiç sesiniz çıkmıyor; ama ben sizi duyuyorum. Çat diye "Neden artık yazmıyorsunuz?”, "Hikâyelerinizi özledik” yazan mailleriniz, yorumlarınız o kadar canlı ki! Sadece insanın bazen durmaya ihtiyacı oluyor. Ben biraz uzun durmuş kalmış olabilirim. Hala şaşkınlıkla "Evliliğin ilk yılları zordur. Ohooo biz ilk 3 yıl resmen birbirimiz yemiştik. Merak etme, hepsi geçecek!”diyenlerin haklılığına inanamıyorum. Bir yanım "Hadi be kızım, kaldı 2 yılın!”diyor, bir yanım her şeyin puf diye uçup gidecek olmasına şaşkın.

En değerli yanım ise, bunca zor anın içinde çarpan kalbim. Onun hiç vazgeçmeyişine, hep anda kalmasına, küf tutmuş jöle beynimden çıkan cümleleri takdir edişine, beni yalnız bırakmayışına, aşık oluşuna, aşık kalışına, hiç pişman olmayışına öyle hayranım ki…

Oradasınız biliyorum! O halde hadi birlikte bulalım. Yorum, mail nasıl isterseniz yazın bana, paylaşın, çoğalalım. İnsan yalnızlığı ne kadar severse sevsin, yalnız bırakılmaya dayanamıyor. Hepsi geçecek biliyorum. Bir Tipik Türk Kızı olmadan, ben bunun üstesinden de geleceğim. Her şey benim kalbimle ve onun beynime duyduğu saygıda saklı!

Hem sonuçta kaldı 2 yıl! Söz, daha sık yazarım. Sizde durum nedir?

Sevgimle

Damla Karakuş

[email protected]

Kadinvekadin.net özel içeriğidir.