Geçenlerde Ege'nin yeni romanının lansmanına katılmış ve bir röportaj müjdesi vermiştim. Ege ile Asil Dede'nin Düğünü, yazarlığı ve yaşam üzerine keyifli bir sohbet gerçekleştirdik. Size de keyifle okuyup bize ortak olmak kaldı…

Kitabı elinize aldığınızda şöyle bir cümle karşılıyor sizi: "Sonsuza dek sevildiğini bil yeter.” Kimler şarkıyı hemen mırıldanmaya başladı?

*

Şarkının linkini de bırakayım şuraya: Sevildiğini Bil Yeter

Ege ile ikinci romanı Asil Dede'nin Düğününü konuştuk

(Faruk Baydar ile)

KİTAPTA BENİ EN ÇOK ETKİLEYEN DOĞUM SAHNESİNİ ANLATTIK KAPAKTA

- Sizi hepimiz şarkılarınızla tanıyoruz. Bize biraz yazar kimliğinizden bahseder misiniz? Ne zaman, nasıl yazmaya başladınız?

Okumayı söktüğümden bu yana üretiyorum. İlkokulda yazdığım şiirleri okudum kürsüye çıkıp. Lisede arkadaşlarımı kilitledim müzik odasına. O zamandan öğrendiğim en önemli şey, bütün sanat dalları kurgu ve kompozisyon temellidir. Neredeyse yirmi beş yıldır beste yapıyorum. Bu nedenle kurgu kompozisyon çalışması alışık olduğum bir sistem. Aradaki fark; roman yazmak daha geniş bir alana yayılıyor ve kurguyu oluşturmak yoğun emek istiyor…

- Hemen bir ilk romanınız İsyan'ı yazma sürecinizden de bahsedelim mi?

İlk romanım İsyan, yazdığım bir şarkının sözlerinden yola çıkıp kafamda geliştirdiğim, zaman zaman dost meclislerinde anlattığım bir hikâyeydi. Başımın etini yemekte ısrarlı olan en yakın dostum, günlerce hatta aylarca "Bunu yazmalısın! Yazmalısın!” diyerek, neredeyse beni zorla masanın başına oturttu. 2016 yazında misafir olduğum arkadaşlarımın adasında televizyon ve internet olmaması bir yana insanlardan uzak olması da başlamam için harika bir gerekçe oldu.

- İsyan'dan sonra "Asil Dede'nin Düğünü” ikinci romanınız. Kitabı eline alır almaz mis gibi, sıcacık bir kapak karşılıyor bizi. Lansmanda da bahsetmiştiniz. Bizim okurlarımız için de kısaca kapağından bahsedelim mi kitabın?

Faruk Baydar her iki romanın da kapak tasarımcısı olduğu gibi yazım sürecinde fikirlerine güvendiğim rehberim oldu. Romanı bitirdiğimde kitabı gönderip okumasını istediğim dostlarımdan biriydi. Birkaç gün sonra beni aradı. Olumlu eleştirilerini ilettikten sonra onunla aramızda sır kalacak bir cümleyle, romanda zayıf bulduğu bir yönü söyledi. Kitabı tekrar okuduktan sonra Faruk'a hak verdim ve neredeyse yirmi beş sayfa daha yazdım. Romanın yirmi beş sayfası Faruk Baydar'a ithafımdır. Kitabın kapağı için çok kafa patlattık. Bir tarafı masalsı, destansı ve mistik; diğer yanı, yakın tarihimizin kara lekesi gerçekler. Kitapta beni en çok etkileyen, doğum sahnesini anlattık kapakta.

Ege ile ikinci romanı Asil Dede'nin Düğününü konuştuk

ŞARKININ SÖZLERİ ROMANIN ÖZETİ GİBİYDİ NEREDEYSE

- Yazarken yanınızda olan, danıştığınız isimler de var, değil mi?

Tuluhan Tekelioğlu tanıdığım en Atatürkçü, entelektüel, kadın hakları savunucusu ve okurdur. Kurgu ve derinlik konusunda rehberlik yapmıştır. Kafamda dolaşan başka bir hikâyeyi yazacakken, ''Türkiye en zorlu dönemini yaşarken aşk romanı yazacağına bugünleri yaz, tarihe not düş, senin kalemin bunun için güçlü” diyerek istikameti Asil Dede'nin Düğünü'ne çevirdi. Bekir Aydın iflah olmaz bir okur ve üslup konusundaki gözlemleri beni yönlendirdi. iki yaz boyunca beni adalarında misafir eden yakın dostlarım Sibel ve Fikret Gündoğdu sayesinde her iki romanımı da sakinlikte yazma fırsatı buldum.

- Romanınızı da düzeltmen Kemal Kırar'a ithaf etmiştiniz. Bu konuda bir şeyler söylemek ister misiniz?

Kemal Kırar, her iki romanda da editörlük yapmakla kalmadı, bütün aşamalarında fikrini aldığım, yol göstericim, akıl hocam, sırdaşım, hayatımın en ortasındaki adam oldu. Baskıya gittiği güne kadar birlikte çalıştık. O olmasaydı Asil Dede'nin Düğünü olmayacaktı. Ne yazık ki son eserimizi göremeden sonsuzluğa uğurladık..

- "Sonsuza dek sevildiğini bil yeter” diye selamlıyor aynı zamanda kapak okurunu. Ben görür görmez hemen şarkıyı mırıldanmaya başladım. Peki bu cümle şarkınıza bir gönderme mi, yoksa tamamen romanın verdiği bir mesaj mı?

Bazen şarkılardan fallar tutarız ya da bir şarkı mırıldanırız hayatımızın özeti budur diye. Kitabı tekrar okurken bir arkadaşım mesaj attı şarkını dinliyoruz diye. Dondum kaldım; şarkının sözleri romanın özeti gibiydi neredeyse. Sonsuz aşkın peşindeki Asil Dede'yle, Vuslat'ın hikâyesi; ölüm onları ayırsa da sonsuz aşkın içinde buluşmaktı çabaları…

Ege ile ikinci romanı Asil Dede'nin Düğününü konuştuk

HAYDİ BİR İTİRAF DAHA; İLK CÜMLEM BU DEĞİLDİ

- "Sokağa adımını attığında mayıs ayının ortasındaki bir güneş için fazlaca parlayan ışık gözünü aldı.” bu, romanınızın ilk cümlesi. Bu cümleyi yazana kadar ne duygulardan geçtiniz? Hazırlık aşamanız nasıldı?

Haydi bir itiraf daha; ilk cümlem bu değildi. Tuluhan Tekelioğlu kitabı okuduktan sonra aradı: "Romana başlayacağın ilk cümlenin gücü, okura merhaba dediğin yerdir. Ne kadar güçlü olursa aranızdaki bağ o kadar güçlü olur'' dedi. Bu tavsiye üzerine başlangıç cümlesini değiştirdim. Üçlü paralel kurgu olduğu için bir yandan f tipi hapishanelerle ilgili bilgiler topladım. Öte yandan, ergenekon ve balyoz sürecinde hapsedilmiş askerlerle görüşüp, içerideki yaşamı, psikolojik durumlarını, ailelerinin yaşadıklarını dinledim, notlar aldım. Bu arada hapishanenin duvarına yuva yapan kırlangıçlar, içeridekilerin özgürlükle ilgili en önemli moraliydi. Kırlangıçlara dair pek çok efsane, mitolojik hikâyeler araştırdım.

- İki roman arasında 2 yıl var. Asil Dede'nin Düğünü, 2 yılda yazıldı diyebilir miyiz? Yoksa evveliyatı da var mı?

Aslına bakarsanız birer yıl arayla yazıldı romanlar. Faruk'un deyimiyle Asil Dede'nin ''demlenmesini'' bekledim.

- Asil Dede karakteri nasıl doğdu? Tamamen kurgu mu? Gerçek hayattan esinlendiğiniz bir kişiden mi yola çıktınız?

Asil Dede hepimizin özlediği, o beklenen kahraman; bilge, şifacı, korkusuz, doğduğu topraklara aşkla bağlı. Hüsnü Mahalli gibi bir adamın yetmiş küsur yaşında hapse atılması vicdanımı yaraladı. Bu romanı yazarken aklımın bir ucunda o vardı. Tanışmayı istediğim ender insanlardan.

Ege ile ikinci romanı Asil Dede'nin Düğününü konuştuk

DEĞİŞMEK KENDİNDEN VAZGEÇME DEĞİL MİDİR ASLINDA

- Asil Dede'ye bahşedilen bir nimet var. O, canlı cansız her bir varlığı dinleyip duyabiliyor ve görevi de birbirinin dilinden anlamayanları barıştırmak, onları iyileştirmek. Siz de Asil Dede aracılığıyla okurunuza mı dokunmak istiyorsunuz?

Tohumun özündedir iyilik; iyilik ve güzelliklerle düştük rahime. Sevgi, şefkat ve umutla beklenen olduk aylarca. Zamanın ve mekânın düzenidir insanın ruhunu bozan. Bir yerde o tohum hala durmaktaysa, asıl olan onu ortaya çıkarmak olmalı yeniden. Bir çocuğa bakıp gülümsüyor, mutlu oluyor, umut doluyorsak, tohum bozulmamış sadece tozdan görünmüyor demektir.

- Asil Dede'nin Düğünü kimlere dokunacak peki en çok?

Gözünün gördüğüne, sözüyle sırt çevirmeyenlere… İki adım ötesi karanlıkken bir adım geri gitmeyenlere... Korkmak canlıya mahsus, korkuya rağmen cesaret edenlere… Yürüdüğü yolda yoldaş arayanlara… Fikri ayrı olsa da insanlık ülküsünde buluşmayı becerebilen, yalnızlık ve korkunun karanlığını, umudun aydınlığında boğmaya kararlı insanlara dokunacak. Bir ve birlik olmanın aydınlığına, güce değil Hakk'a inananlara. Vefa ile vicdanın ayrılmaz iki kardeş olduğunu savunanlara dokunacak.

- İnsanların hayatlarına dokunarak onları değiştirmek, iyileştirmek mümkün mü? İnsanlar değişmez denir ya hani, belli ki siz değişebileceğini düşünüyorsunuz. Bu nasıl olacak?

Değişmek kendinden vazgeçme değil midir aslında; bildiğin, inandığın, o güne dek rehber bildiğin şeylerle vedalaşmanın incelikli halidir. Cesaretin ta kendisidir bilmediğin yola çıkarken. Ucunda ışık olduğuna inandığın bir tünel… Cesaretin olmadığı yerde esaret başlar. Neye inanıyorsan O'sundur… Kendini kime, neye yakıştırıyorsan O'sundur…

Ege ile ikinci romanı Asil Dede'nin Düğününü konuştuk

SEVEREK YAPMADIĞIN HİÇBİR İŞ, SENİN İŞİN DEĞİLDİR

- Lansmanda da romanınızı "Umudu sağlam tutan, iyi insanların bir araya gelmesi gerektiğini, ancak bir araya gelinirse karanlıklarla savaşılabileceğini anlatan bir roman..." şeklinde tanımlamıştınız… Asil Dede'nin Düğünü, umudu hep canlı tutmamız dışında bize neler fısıldıyor?

Sadece kendi hakkın için mücadele etmek "yaşam savaşı”, başkalarının hakkı için ter dökmek ''insanlık savaşıdır''. Baştan başlama, insana ve insanlığa inanma, aşkın en rafine halidir. Bakan değil, görmeyi bilendir hakim de, hünkar da...

- Ben, - araştırıp, bir nebze olsun yakından tanışma fırsatı da bulunca, - sizin dünyaya geliş sebebini erkenden bulan şanslı insanlardan olduğunuzu düşünüyorum. Bu konuda ne dersiniz?

Her kutsal kelam nereden geldiğimiz kadar neden geldiğimizi de fısıldar ruhumuza. Asıl olan duymak değil, anlamaktır kelamı. Maharet verilen yeteneğin biçildiği göreve layık olmaktır. Marangozun tahtayla, çobanın koyunla, mühendisin binayla yalnız imtihanını değil, aşkını da sorgular kainat. Severek yapmadığın hiç bir iş, senin işin değildir. Sana ait olmayan işle geçirdiğin her dakika, hayatından boşa harcadığın zamandır.

- İyi bir okursunuz, belli. En çok kimleri okuyor, etkileniyorsunuz? Özellikle yazarlık sürecinde sizi en çok kimler etkiledi?

Benim için okumak, yaşamanın bir parçası. Gördüğünü, duyduğunu, tattığını, en çok da yaşadığını algılamak dolduruyor içini yazmanın. Zamansız yazabilen adamlar oldu rehberim. Yaşar Kemal, Amin Maalouf, Nicos Kazancakis… Bir metrekarelik alandan engin hikayeler çıkaran büyük ozanlar.

Damla Karakuş: Teşekkür ederim.

Ege: Teşekkür ederim.

Asil Dede'nin Düğünü - Ege

Asil Dede'nin Düğünü

Ege

Alfa Yay.

S.: 216

Kitabı satın almak için tıklayınız: D&R

*

Damla Karakuş

[email protected]adinvekadin.net

Instagram: biyografivekitap

Kadinvekadin.net özel içeriğidir.