Duygusal şikayetler

Esra (37)

"Aynı evde yaşıyoruz, ama birbirimiz yokmuş gibi davranıyoruz. Aynı masada yemek yerken bile konuştuklarımız birkaç kelimeyi geçmiyor ve hep birbirinin aynı. Evde varlığıyla yokluğu belli bile değil”

Aysun (42)

"En son ne zaman baş başa bir şey yaptığımızı hatırlamıyorum bile. Çocuklar evden çıktığından beri aramızda bir mesafe var sanki. Aynı masada yemek yiyip aynı yatakta uyuyoruz, ama beraber gülmeyi, beraber dertleşmeyi bırakalı çok oldu. Ama evlilik böyle bir şey değil mi zaten? Sen yemek hazırlarsın, o ekmek alır gelir”

Bürçe (33)

"Eskiden birlikte çok eğlenirdik. Filmler izler, tavla falan oynardık mesela. Şimdi ben televizyon, o bilgisayar başında; geçiyor akşamlarımız. Artık birlikte dışarı çıkmak, arkadaşlarımızla buluşmak konusunda da isteksiz. Bunalımda mıyız acaba?"

Serpil (29)

"Bakıyorum da arkadaşlarıyla beraberken keyfi çok yerinde. Ama evde yalnızsak, hep çok yorgun ve hep uykusu var. Ben de onu beklemekten sıkıldım. Kızlarla takıldığım zaman daha iyi vakit geçiriyorum.

Müşterek hayat

Etrafımıza baktığımızda çok fazla evlilik görüyoruz. Fakat evli çiftlere baktığımızda çok az evliliğin ilişki barındırdığını üzülerek fark ediyoruz. Evet, ortak bir yaşam var. Faturalar ödeniyor, akşam olunca herkes evde toplanıyor, birlikte yemek yeniyor… Ama ne dertler ne sevinçler ne de anlar, özelde paylaşılmıyor. Yabancılaşmış iki insan, sadece adı kalmış "ilişki”yi sürdürmek için oyun oynuyor.

Katlanılan ilişkiler

Bana göre en kötü evlilik ya da ilişki, "katlanılan” ilişkidir. İlişkiler hayatımızı renklendirmek için var. İçi boş bir ilişkiye katlanmak, beslenemediğimiz bir ilişkiyi "Böyle gelmiş böyle gider” diye sürdürmek neden?

İki alternatifimiz var: Ya bizi mutlu etmek şöyle dursun, hayatımıza yük getiren bu ilişkiyi sonlandıracağız ve enerjimizi kendimize ayrı ama mutlu, yeni bir hayat kurmak için harcayacağız; ya da enerjimizi, beklemek veya mutluluğumuzu kadere teslim etmek yerine, ilişkimizi düzeltmeye yönlendireceğiz.

Ya tek uğraşan bensem

"O, hiç çaba göstermezse” dediğinizi duyar gibiyim. Her şeyden önce bir kişinin bile çabalaması, kimsenin çabalamamasından daha iyidir. Üstelik ilişkilerde iyiler de, kötüler de etkitepki ile çoğalır. Sizin çabanız, eşinizi de harekete geçirecektir mutlaka.

En kötü ihtimalle, "Ben elimden geleni yaptım” demenin iç rahatlığını, size başka ne hissettirebilir ki?

Peki ne yapabiliriz

Şimdi bırakın eşinizin ne kadar ilgisiz, ne kadar kendine dönük vs. olduğunu; siz neler yapabilirsiniz, bakalım…

- Öncelikle bu akşam şu çok sevdiğiniz diziyi bir kenara bırakın. Eşinizin de sevdiği bir tarz film seçip, birlikte bir sinema keyfi yapmaya ne dersiniz? Patlamış mısırı ve filmi koltukta yan yana izlemeyi es geçmeyin.

- Yemekten sonra masa toplanacak, bulaşıklar yerleştirilecek, vs. Hepsi bir yarım saat bekleyebilir. "Birlikte bir çay, kahve içelim mi?”; bu soruya belki ilk bir ikisinde "Hayır” cevabı alırsınız, ama bir noktada eşiniz de "Evet” diyecektir. Yeter ki kahveyi keyifli bir sohbetle tatlandırmayı unutmayın.

- Arada eşinize danışmak, fikrini almak istediğiniz konular olacaktır. Eşiniz maç seyrederken birden konuya dalmak yerine öncesinde onunla konuşmak istediğiniz önemli bir konu olduğunu söyleyin ve ne zaman uygun olacağını bir sorun. Böylece eşiniz de konuşmaya hazır olduğunda karşınıza oturacaktır. Bu arada televizyonu kapatmayı ve telefonların sesini kısmayı unutmayın.

- Arada bir kendinize özel zaman ayırın. Her akşamı birlikte geçirmek zorunda değilsiniz. Ayrı ayrı program yapacağınız akşamlardan sonra birbirinize daha keyifli vakitler ayıracağınızı göreceksiniz.

- Eşinizin ilgi alanlarını paylaşmaya, yok sizin dahil olmanız mümkün değilse, onu bireysel olarak desteklemeye gayret edin. Belki siz futbol seyredemiyorsunuz, ama futbol aşığı eşinize kombine bir bilet hediye etmeniz ya da o evde maç seyrederken onun rahatsız olmadan keyif alacağı bir ortam hazırlamanız eşinizi memnun edecektir.

Sevgiler…

Yeşim Varol

Davranış Bilimleri Uzmanı

Kadinvekadin.net özel haberidir.