Kültür Sanat

Dünyada barış bitti ve bir daha da gelmeyecek

Prof. Dr. Nevzat Çevik, arkeolojiyi anlattı ve barışın yolunun arkeolojiden geçtiğini anlattı.
19-06-2017 10:50:15 Kültür Sanat
Dünyada barış bitti ve bir daha da gelmeyecek

Arkeolojinin önemli isimlerinden Prof. Dr. Nevzat Çevik, Akra Talk'ta konuştu. Objelerin gücüyle, çarpıtmadan tarih anlattığını söyleyen Çevik; "Arkeolojinin en sihirli noktası ve hepimizin ortak sorumluluğu barıştır. Arkeoloji ve tarih bilimi, bilgileri herkese doğru ulaştırabilirse dünyaya barış gelebilir. Biz neyi paylaşamıyoruz? Sınır dediğin nedir ki; binlerce yıldır değişti, dün de değişti yarın da değişecek. Bu kavgaların boşuna olduğunu göreceğiz” dedi. Indiana Jones gibi altın dolu mağara bulduğunu da anlatan Nevzat Çevik, soru yağmuruna tutuldu.

Gerçekleştirdiği kazılarla pek çok ilke, bilimsel keşfe imza atan, insanlık tarihinin akışına çalışmalarıyla ışık tutan, ödüller kazanan, hakkında belgeseller yapılan Çevik, arkeolojiyi yediden yetmişe herkese sevdirmek için sanatın her dalından faydalanılması gerektiğini, zaten fotoğraftan mimariye, resimden müziğe, tiyatrodan edebiyata herşeyin içinden arkeoloji geçtiğini, kendisinin de bir gün roman yazacağını belirtti.

Binlerce yıl önce yaşamış insanla parmak izimiz ilk kez buluşuyor

Arkeolojiye olan ilgisinin bir sevda olduğunu anlatarak konuşmasına başlayan Prof. Dr. Çevik yeraltında binlerce yıl bekleyen bir objeyi ilk ortaya çıkarttıklarında sihirli bir an olarak parmak izlerinin buluştuğunu anlattı. "İki bin beş yüz yıl önce, birisi diyelim ki kaşık yapmış ve yeraltında duruyor. O esere bugün ulaştığımda, çıkarttığımda onu yapanla ilk kez parmak izimiz buluşuyor. O kadar olağanüstü bir duygu ki. Dünyada sadece bir kişi o da ben, o objeyi yapan ustayla seneler, seneler sonra buluşuyorum. Hadi gel de işine sevda duyma, heyecansız ol” diyerek duygularını paylaştı.

Arkeoloji çalışmalarını iş olarak görmediğini de anlatan Prof Dr. Çevik; "O kadar seviyorum ki geceler boyu heyecanla çalışıyorum. Silah ya da para zoruyla kimse kimseyi çalıştıramaz ancak işine sevda duyarsan yapabilirsin. Bu heyecanımı başkalarına da bulaştırmayı seviyorum. Sadece tek bir alana değil her şeye heyecanla yaklaşmak, keyif almak lazım, yoksa nasıl olsa öleceğiz, heyecansız, sevdasız bekleyerek mi ölelim” ifadelerini kullandı.

Objelerin gücüyle yalan söylemeden tarih anlatıyorum

Arkeolojinin bütün bilimlerin toplamı olduğunu anlatan Prof Dr. Çevik şunları söyledi; "Bunu söylediğimde bazı mesleklerdeki arkadaşlarım bana kızabilir; tıptan mimarlığa tüm mesleklerin tarihi arkeolojide, iletişimin de tarihi bizde. Tarihleriyle ilgili bilmediklerini biliyorum ve kendimi o meslekleri yapanlara yakın hissediyorum. Paylaşmayı da bu yüzden seviyorum. Derslerde, sempozyumlarda bir sürü mesleğin tarihini yalan söylemeden anlatıyorum. Bu ne demek? Objelerin gücüyle anlattığım için gerçeği göstererek anlatıyorum. Onun için dürüst şeyler anlatma sevdası vardır arkeolojide… Her şeyin, nesnelerle on binlerce yıllık cevabı vardır”

Cehaletin her gün farkına varmak çok yorucu bir şey

Arkeologların bugünün dünyasına, yaşanan olaylara daha geniş bir perspektiften, 360 derece bakabildiğini anlatan Prof. Dr. Çevik; "Londra'daki bir yangın ya da Güney Doğu'daki terör… Onların on binlerce yıllık tarihini biliyorum. Onun için biz daha geniş ve derin bakabiliyoruz olaylara. Tarihin önünü de arkasını da, sağını solunu, aşağıdan yukarı görüyoruz ve bunu bütün bir dünya ilişkileri içinde konuşabiliyoruz. Herhangi bir geçmiş döneme gittiğinizde, dünyanın siyasi ilişkileri içinde konuşmak ve bu ilişkilerin yüzlerce, binlerce yıl içinde nasıl değiştiğini görmek hepsi bize sürekli öğretiyor. Herhalde kendini en çok cahil hissedenler sanıyorum ki arkeologlar olmalı. Çünkü her çıkan yeni objede bildiğiniz bir şeyi değişiyor. Teorilerin had safhada olduğu bir meslek alanı, tüm bilinenler her bir kazma vurulduğunda değişebiliyor. Cehaletin her gün farkına varmak çok yorucu bir şey” dedi.

Hemşerilerimiz yarım milyon yıl önce bile Antalya'da yaşıyordu

Antalya'nın yaşını soran bir dinleyiciye; "Hangi yaşı?” diyen Prof. Dr. Çevik sözlerine şöyle devam etti. "Arkeolojik, antropolojik, jeolojik, uygarlık hangi yaşı diye ben size sorayım? Antalya'nın insanlık tarihi 500 bin yıl önceye kadar uzanıyor. Yanlış duymadınız! 500 bin yıl önce yurttaşlar, bizim hemşerilerimiz burada yaşıyorlardı ki daha eskisi de var ama bulunan nesneler şimdilik bizi oraya kadar götürdü. Yani yarım milyon yıl yaşında Antalya!” şeklinde konuştu.

Arkeoloji bilimi, savaşın lüzumsuzluğunu en iyi anlatan alandır

Prof. Dr. Çevik; "Buradan şu noktaya ulaşabiliriz, bizler neyin savaşını yapıyoruz? Bence arkeolojinin en sihirli noktası bu ve hepimizin ortak sorumluluğu barış. Arkeoloji ve tarih bilimi, bilgileri herkese doğru ulaştırabilirse barış gelebilir. Biz neyi paylaşamıyoruz? Çünkü sınır dediğin nedir ki; binlerce yıldır değişti, dün de değişti, yarın da değişecek. Bu kavgaların boşuna olduğunu göreceğiz. Tarih ne işe yarar? İşte tarih tam da bu işe yarar. Arkeoloji bilimi, savaşın lüzumsuzluğunu en iyi anlatan alandır. Savaşa harcanan kaynaklar barışa harcansa kimse ölmeyecek. Ama bu bilgi kimseye geçmeyecek çünkü kazananlar yazıyor tarihi ve her şey benim olsun, komşuda bir şey olmasın duygusu kimseyi rahat bırakmıyor” dedi.

Barış bitti ve bir daha da gelmeyecek

İlk savaşın, kavganın insanlığın ilk çağlarında ortaya çıktığını da söyleyen Prof. Dr. Çevik; "Ne zaman ki insan ilk kez ekti, biçti ve elinde tüketim fazlası oldu, yediğini yedi ama artanı sakladı, ona sahip olmayan da ondan çalmaya çalıştı. Tüketim fazlasını depolayan insanla beraber Neolotik'ten beri barış bitmiştir. Ne zaman ki birisi şu toprak benim dedi, diğeri de ona inandı; o gün barış bitti ve bir daha gelmeyecek” ifadelerini kullandı.

Indiana Jones gibi kapıyı açınca ağzına kadar dolu altın buldum

''Filmlerdeki gibi bir kapıyı açıp ağzına kadar altın buldunuz mu?'' sorusuna, buldum diye cevap veren Prof. Dr. Çevik; "Bizim için değerli keşif illa altın bulmak değildir. Yerin altında bir mezar odası buldum, 2100 yıl önceden günümüze hiç el değmemiş halde bizi bekliyordu. Yüzlerce buluntu. Heykelcikler, takılar… Aşırı sevindim! Neden? Çünkü Lykia mezarları, yüzlerce yıl önce soyulduğu için genelde boşturlar. Boş oldukları için de mezarı bulsak da işimize bilimsel olarak yaramıyorlardı çünkü ölü gömme geleneğini bilemiyorduk. Bu mezarı bulunca ulaştığımız bilgi ve bulgular, cevabını bilmediğimiz kaya mezarlarını aydınlatmış oldu. Biz orada altın ya da başka değerli maden bulduğumuz için değil, ilk defa ölü gömme geleneğini tam teşekküllü aydınlatma fırsatı bulduğumuz için sevindik. Çok keyifliydi” dedi.

Prof. Dr. Çevik sözlerini; "Bu mezarları bulduğumuzda, her bilim kendi işini yapıyor. Önce açığa çıkartıyoruz, fotoğraflarını çekip çizimlerini yapıyoruz, sonra eşyaları kaldırıyoruz. Ardından antropologları çağırıp kemikleri kaldırtıyoruz, en son imamı çağırıyoruz dua okuması için” diyerek tamamladı. Söyleşi sonrası, dünyanın en kapsamlı, tek Lykia yapıtı olan "Lykia Kitabı” başlıklı eserini imzalayan Prof. Dr. Çevik, yoğun ilgi gördü.

YORUM YAZ
Doğrulama kodunu yandaki kutuya giriniz :