"Bir Yara Bir Dilsiz Oda"yı ilk İclal Aydın, sosyal medyasında İclal Aydın Kitap Kulübü'nden çıkan kitabımız diye paylaştığında görmüştüm. Çeken bir yanı vardı. Sonra yayınevi kitabı gönderdi ve ardından biz Can Bey ile TÜYAP'ta tanıştık. "Bu kitabı en çok erkekler okusun!” istiyoruz diyordu ve Tenzile'nin hikâyesini onun gözünden yazmıştı. Yani isterse bir erkek, kendini bir kadının yerine koyabiliyordu. Nihayetinde hepimiz insandık, ne önemi vardı cinsiyet yarışının?

Daha dün bir başka canın acısıyla sarsıldık. Artık adımızın bile bir önemi yok. Şiddet, özellikle biz kadınların ensesinde; takip ediyor. Can Çelebi ile kitabını konuştuk tabii. Konusu şiddet ve Can Bey de bir psikolojik danışman olduğundan sohbet uzadıkça uzadı. Daha sayfalarca da konuşulur ya, burası için bir yerde kesmek gerekiyordu.

Bu tür hikâyelerin hiç yaşanmadığı ve dolayısıyla yazılmadığı günler umuduyla…

Can Çelebi ile ilk romanı, Bir Yara Bir Dilsiz Oda'yı konuştuk

İlk okuma yazmayı öğrendiğimde dünyalar benim olmuştu

- Can Bey, sizi tanıyarak başlayalım istiyorum. Bize kendinizi anlatır mısınız? Tüm duygularınız ve kaleminizle?

1966 yılında görev yaptıkları Kütahya'da bir memur ailenin en küçük çocuğu olarak doğdum. İlk ve ortaokul eğitimimi Ankara, Çankırı ve Diyarbakır'da, daha sonra lise öğrenimimi Ankara Çankaya Lisesi ve İzmir Gazi Liseleri'nde tamamladım. 1986 -1990 tarihleri arasında Dokuz Eylül Üniversitesi Güzel Sanatlar Fakültesi Tiyatro Bölümü'nde okudum. Aslında okuyucular kitabın arka kapağında benim özgeçmişimi bulabilirler; fakat özgeçmişlerimiz daha çok bizim bu güne kadar neler yaptığımızla ilgili bilgiler içerir. İnanın bana, hala arada bir ben de kendime bu soruyu sormuyor değilim. Ben kimim? Sanırım ben bir koleksiyoncuyum. Ya da arşivci mi demeliyim acaba. Birbirimizle etkileşimlerimizin, düşünce ve duygularımızın, içine sızdığı anları biriktiren bir koleksiyoncu diyebilirsiniz. Beni o anlar çekiyor. Onları kendi arşivimde saklayıp zamanı geldiğinde, doğru zamanda, doğru yerde, doğru karakterler için kullanan biriyim.

- Güzel bir tanımlamaydı doğrusu! Yazmaya ne zaman ve nasıl başladınız?

İlk okuma yazmayı öğrendiğimde dünyalar benim olmuştu. Ben sağlık sorunları yaşayan, sürekli sakınılıp korunan, pek dışarıya çıkartılmayan bir çocuktum. Çok konuşmazdım. Daha doğrusu içinden çok daha fazla konuşan bir çocuktum. Kalem kâğıda harfler, kelimeler yoluyla duygu düşünce ve hissettiklerimi yazabilmek, söyleyemediklerimi özellikle aileme - çevreme iletmek için müthiş bir yol oldu. Onlara/ diğerlerine küçücük kâğıtlarda notlar yazıyordum. "Benden bunu yapmamı istediniz ama aslında ben…” ya da "O yemeği sevmiyorum, benim sevdiğim yemek… " Hatırlayabildiğim kadarıyla aile fertleri bunu ilk başlarda çok eğlenceli buluyorlardı; bu da benim için yazmaya yönelik bir teşvik oldu - tabii pedagojik boyutu bambaşka bir inceleme gerektiriyor - hatta annem bir süre tüm o notlarımı aile fotoğraflarıyla beraber saklamıştı.

- Eksik kaldığınızı düşündüğünüz yanınız sizi besledi diyebilir miyiz?

Sanırım öyle derin bir bilinç/bir farkındalık oluşmadı. Ben hep engelimi yadsıyıp sağlıklı insanlar gibi yaşamak için çabaladım. Tek bir gözle üniversiteler okudum, çalıştım, yazdım, okudum... Bende çıta her şeye rağmen baya yüksekti. Ta ki 7 yıl önce bir sabah kalkıp sağlıklı diğer gözümün de gerilediğini fark edene kadar. İşte o noktada gerçekle yüzleştim ve kendimi kabul etme surecine girdim. Şimdi görme engelim konusunda konuşabiliyorum. Bunu negatif bir şeymiş gibi yaşamak yerine, gelişen diğer yönlerimi ön plana çıkartmaya çalışıyorum.

- Yazma rutininiz var mı?

Aslında ben yolda yürürken, tramvayda, trende, yatakta uykuya dalarken filan kafamın içinde hep yazıyorum. Fırsat buldukça o yazdıklarımı, tuttuğum notların da yardımıyla, bilgisayarıma aktarıyorum. Bilgisayarım Hollanda Kraliyet Görme Özürlüler Yardım Vakfı tarafından bana özel olarak programlandı. Az görenler, görme sorunu yasayanlar için Super Nova adında özel bir program yüklediler; onun yardımıyla bilgisayar kullanabiliyorum. Yani eğer evde değilsem PC de yazamıyor, küçük kâğıtlara kalemle notlar almaya çalışıyorum.

Can Çelebi ile ilk romanı, Bir Yara Bir Dilsiz Oda'yı konuştuk

… Birazcık vicdanı olan herkesin sorunu vardır, benim de sorunum var

- Bir Yara Bir Dilsiz Oda, sizin ilk romanınız. Kadına yönelik şiddeti, Tenzile'nin üzerinden anlatıyorsunuz. Tenzile ile de gerçekten tanıştınız. Ondan sonra mı yazmak düştü aklınıza?

Evet, ben bir Tenzile ile tanıştım doğru! Bu kitaptaki başkaraktere adını ve hayatından bazı izleri verdi; ama bu romanda anlatılan hikâye kesinlikle o Tenzile'nin birebir hayatı değildir. "Bir Yara Bir Dilsiz Oda” romanında birbirine sarılmış, el ele tutuşmuş onlarca Tenzile var. Eğer soru yaşanmışlık ise, evet Tenzile'lerin gepgerçek yaşanmışlık hikâyeleridir. Diyebilirim ki, Tenzile ile tanışmam onun hikâyesi çerçevesinde, zaten yazıyor olduğum bir hikâyeyi yeniden kurgulamama neden oldu.

- Siz Tenzile'den önce de bu konuyu yazmaya başlamıştınız yani? Peki sizi şiddet konusunda yazmaya iten özel bir sebep var mı?

Hayatım eşitsizlik, ayrımcılık, insan onurunun yok sayılması üzerine düşünerek kurgulayarak nedenlerini ve sonuçlarını düşünerek, onunla mücadele ederek geçti. Eğer bir yerlerde 72 saat içinde 5 kadın katlediliyor, bir kadın özgür olma talebi yüzünden bir kafede, herkesin içinde, çocuğunun gözleri önünde falçatayla boğazı kesilerek öldürülüyor ve bizler o anı canlı canlı izleyebiliyorsak başka seçenek kalmıyor sanırım. Benim fark yaratma amacıyla kendi çapımda çıktığım bu yolculukta yazmak da yöntemlerimden biri.

- Kitap bir erkeğin değil de, bir kadının sesinden yazılıyor. Bu yönden oldukça ilginç. Kadına bunları yaşatan bir erkek ve şimdi bunları yazan da bir erkek. Bu konuda neler söylemek istersiniz?

Galiba aşılması gereken nokta bu! Ne fark eder ki? Aynı şey erkeklerin başına gelseydi, bir kadın bu konuda düşünüp, anlamaya çalışarak, yansıtmayacak mıydı? İnsan olma hakkında kadın erkek diye birbirimizden ayrıldığımız ateşten çemberler yok artık. Biz hepimiz eşitiz. Tenzile'ye bunları yaşatan bir tek erkek değil; eril hegamonik sistem. Bu yönden bakınca ister bir kadına, ister bir erkeğe bunları yasatan kolektif kültürle; azıcık empati kurabilen birazcık vicdanı olan herkesin sorunu vardır. Benim de sorunum var. Sizler bu soruyu sorana kadar da bu perspektiften hiç bakmamıştım inanın.

"Bir erkeğin bir kadının sesinden yazması...” Yooo inanın, hala ilginç gelmiyor bana; olması gereken bu zaten.

- Farklı bir tarzınız var. Kurguda düş, gerçek, zaman kavramı, her şey iç içe. Karışık gibi görünse de her şey o kadar yalın ki!

Çok teşekkür ediyorum. Yazım tarzımın bu şekilde dile getirilmesi mutlu ediyor beni. Konuda, olaylarda, kurguda biraz sert; ama dilde daha duygu, his, algıya odaklı, daha içeriye bakarak yazmayı seviyorum.

- Bunu planlamış mıydınız? Yoksa hikâye mi seçti yolunu?

Evet, en ince ayrıntısına kadar aynen böyle kurguladım. Bir demans hastasının algı biçimiyle, hatırında kalan olayları anlatan bir roman yazmak istedim. (Biz aynen su sıralar insanlık olarak, sorunla ilgili demans yaşıyoruz .) Hikâyede; yaşlanmış, sevdiği kocasını kaybetmenin acısı içinde yer etmiş, kimsesiz, ağır depresif, zaman zaman kopukluklar, evinin yolunu kaybedecek denli unutkanlıklar yaşayan bir kadının sadece bir gününe şahitlik ediyoruz. (Tenzile hastaneye gider ve evine döner.) Ben romanı dışarıdan bir göz olarak değil de, tam da psikolojinin ana meselesi insanın iç dünyasından anlatmayı seçtim. (İnsan dediğin bir makine, silikon bir vitrin mankeni değil.) Tenzile'nin o hatırladığı anlara dair kalbinden, aklından geçenleri, onun dilinden, hissettiği, algıladığı yaralandığı gibi çok fazla gereksiz detaya boğulmadan – ki zaten atmosfer oldukça ağır – okuyucuya sunmaya çalıştım. Onun izini sürmede, geçmişine, yarasına dair hafızasında kalanlar haritası, öykü boyunca bize yol gösteriyor.

- Bu hastalıklar da sizde özel bir yerde mi?

Sanırım Demans ve Alzheimer algı biçimini hastanın içinde bulunduğu duygu durum üzerinden anlama çabamda, 3 yıl önce aynı hastalıktan kaybettiğim, birebir her safhasını gözlemlediğim annemin etkisi var biraz… Ben ayni zamanda uzun yıllar hasta ve hasta yakınlarıyla çalıştım.

Can Çelebi ile ilk romanı, Bir Yara Bir Dilsiz Oda'yı konuştuk

Röportajın tamamı için ensonhaber.com/kitap

*

Damla Karakuş

[email protected]kadinvekadin.net

Instagram: biyografivekitap