12.05.14

Ali odanın kapısında öylece bakakalmıştı. Bu odanın farklı bir aurası vardı, tıpkı Ada'nın olduğu gibi. Muhtemelen bu güzel kızı biraz tanıyan herkes bu odaya girdiğinde buranın Ada'yı yansıttığını söyleyebilirdi; ama Ali için her şey fazlasıyla yeniydi.

Eşikten içeri bir adım atabildiğinde odanın ortasına doğru ilerleyebildi. Ada bir kahve mi yapsam diye düşünüp odadan çıktı. Eşofman takımlarını da almayı ihmal etmedi. Bir yandan çok yorgundu. Nerdeyse 36 saat olmuştu uyumayalı.

Bir genç kızın odasında şaşkın adam

Ali bir adım dahi atmıyor, odanın ortasında öylece duruyordu. Gözüne ilk çarpan kapının yanında duran masanın hemen üstündeki duvarda asılı pano oldu. Panoda öğrencilerinin Ada Öğretmenlerine özel yaptığı belli olan çocuk ellerin resimleri, birkaç fotoğraf ve küçük küçük not kağıtları vardı. Onlarda ne yazdığı merakına yenik düşmüş, biraz daha yaklaşmıştı. Kitaplarla dolu masanın üzerinden panoya uzanıp bir tanesini aldı: "Canım Ada, bu evine ilk gelişim. Arkadaşım olduğun için dünyanın en şanslı insanıyım. Seni seviyorum” yazıyordu.

Ali birkaç not kağıdına daha şöyle bir göz ucuyla baktığında anladı ki, evine gelen herkese notlar yazdırıp onları saklıyor, hatta panosunda sergiliyordu. Ada'nın gizemine inceden inceye bir kere daha kapılıyordu Ali.

Duvardaki kağıtlar

Not kağıtlarından sıyrılması zaman aldı Ali'nin. Küçücük odayı kendi içinden tavaf etmeye devam etti. Gözü bu sefer üzerine fener tutulmuş gibi en başta onu şaşırtan kağıtlara tekrar takıldı.

Yatağının hemen yanındaki duvar kağıtlarla doluydu ve üstelik bazıları da boştu. Bu sefer çekingenliğini tamamen atıp yatağın üzerine kuruldu ve baştan sona okumaya başladı. Bunlar belli ki bir adama yazılmıştı. Ada aşıktı. Ali, ne hissettiğini bilmediği bir kuyunun içine düşmüş gibiydi.

Gözü bir yerde takılı kaldı: "Nicedir beni de hayata bağlayan yeni bir duygu var tanıştığım. Ben adına aşk der oldum içimin vazgeçmeyen sesiyle. Ansızın kapımı çalan bu duygu elbette içeri girmek için izin isteme nezaketini göstermedi. Şimdi dağılmış saçlar, sarhoşluktan beter bir bünye haliyle dolaşıyorum caddeleri. Seviyorum seni; taa işte o zamanlardan beri sanki. Tarihin unutulduğu, tek bir ana takılı kalan zamanlar olur ya hani, onlar gibi. Hatta ve hatta doğduğumda adım okunurken kulağıma, bin bir dua ile fısıldamışlar seni”

İçi acıdı Ali'nin… Hiç mi şansı olmayacaktı yani? Bir yanı bunu düşündüğü için kendine kızarken, bir yanı sanki evveliyatı varmış gibi Ada'nın olmadığı bir hayatı düşünemiyordu.

Bu kadar çok mu sevdin Ada

Ali odada kendini kaybededursun, Ada çoktan eşofmanlarını giymiş iki fincanla girdi içeri. Ali'nin yatakta oturuyor olmasına aldırmadı. Sonuçta odasında oturmak için başka bir eşya yoktu. Yatağın diğer ucuna ilişmeden elindeki fincanlardan birini Ali'ye uzattı.

Ali bir garip miydi ne? Sergilenen ilginç bir hayvanmış gibi pür dikkat Ada'yı izliyordu gözleriyle. Onu karşısına oturana kadar inceden süzmeye devam etti ve daha fazla dayanamadı; sordu: "Bu kadar mı çok sevdin Ada?”

Gözlerinden bulutlar geçer ya hani

Ada bu sorunun karşısında öylece kalmıştı. Kimseyle konuşmak istemediğinden içinden geçen her şeyi sadece yazıyordu. Kağıtlar doldukça da boşlarıyla değiştiriyordu. Ama bu sefer kargaşadan değiştirmeye vakti olmamıştı.

Gözlerinden geçen bulutlara kadar görüyordu artık Ali. "Demek bundan kaçtın benden” diyebildi Ali.

Ada o sırada eğdiği başını kaldırdı: "Düşündüğün gibi değil” dedi bir hışımla. Sonra anlatmaya koyuldu. Hiç çekinmeden, gücenmeden, yargılanma hissiyatına kapılmadan. Sanki anlattıkça azalıyor, giderek yok oluyordu Sinan içinde.

Ali'nin gözlerinde, omuzlarında Ada'ya doğru uzanan tarifsiz bir güven vardı. İçini boşaltmanın getirdiği ferahlıkla Ali'ye gülümsemeye bile başlamıştı. Uzanıp elini tuttu; sıcacıktı, yüreği elindeymiş gibi…

Ali, Ada'nın eli ona uzanasıya kadar içinde düşen yıldırımları ona hissettirmemeye çabalıyordu. Belki de kıskançlık için yakıp geçmişti. Ama o elin sıcaklığı ikisinin de yumuşamasına yetmiş, atmosferdeki her şey önemini yitirmişti.

Şu an dünyada sadece Ada ve Ali vardı…

Her şeye değerdi…

Arkası yarın

Damla Karakuş

(Bir tutam hayat: Kapı önü sohbeti - Sekizinci bölüm için tıklayınız)

Kadinvekadin.net özel içeriğidir.