13.05.14

Ada kendini sessizliğe fazla kaptırmıştı. Kapana kısıldığını hissettiği duygulardan kaçmanın yolunu bulmuştu işte; meraktan ölse bile Ali'ye bir şey sormamaya karar verdi. Halbuki dili iki kelam etmek için yanıp kavruluyordu.

Neden sonra kendi iç dünyasıyla yaptığı sohbet Ali'nin sesini yükseltmesiyle son buldu. Ada, adeta uykudan uyanmış gibiydi. Ali belki de kaçıncı kez "Bir şey demeyecek misin?” diye soruyordu.

Ne diyebilirim ki Ali

Ada bir süre daha ifadesiz bir şekilde Ali'nin yüzüne öylece baktı. "Ne diyebilirim ki Ali?” dedi sonunda. Bu aslında bir ünlem değil gerçek bir soruydu. "Ne diyebilirim ki? Ben daha senin ne iş yaptığını bile bilmiyorum” dedi; dayanamamıştı işte. Dilinin ağzının içinde rahatça dönüşünü, bir derin nefes alışını yarı gülüşle hissetti.

Ali de bir an afallamıştı. Bu konudan Ada'ya hiç bahsetmediğini daha yeni fark ediyordu. Gerçekten bu kadar mı başını döndürmüştü her şey.

"Af edersin Ada. Haklısın sana bir şey anlatmadım. Ama öyle kaptırmışım ki kendimi, seninle tanışır tanışmaz gitmek zorunda olmak kısmına fazla odaklanmışım” Biraz sessiz durdu. Ada da bir şey demeyince devam etti, "Ben resim yapıyorum. Binalar için tasarımlar yaparım. Yaz boyunca da Bodrum'da yeni açılacak bir cafenin duvarlarını renklendireceğim. Önceden yapılmış bir anlaşma olduğu için de gitmem gerekiyor. Senin gibi duygularını döken resimler değil belki benimkiler, ama iş işte”

Tıpkı Frida gibi

Ada, Ali'nin resim yaptığını öğrendiğinde yüzü aydınlandı. Demek ellerini bu yüzden diğer insanlardan samimi bulmuştu. Fırça tutuyordu o eller ve boyanın soğukluğunda ısınıyordu. Bu yüzden Ada, Ali'ye aşık olmuştu. Tıpkı Frida'nın Diego'ya oluşu gibi. Kimin kimden daha iyi olduğunun bir önemi yoktu. Önemli olan turuncunun sıcaklığı, mavinin derinliği ve de kırmızının tutkusuydu…

Ali aslında bir ömür bekleyeceği o adamdı…

Dedi ve gitti

"Geç oldu, ben artık gitsem iyi olacak. Nereye gitmen gerekiyorsa git; nerede olman gerekiyorsa orada ol. Hayat kaderinde varsa sana her şeyi geri veriyor zaten. Hoşça kal Ali” dedi ve gitti Ada.

Ali bu sefer onunla gitmekte ısrar etmemişti, edememişti. Arkasından kaybolana kadar baktı ve o da evine gitti. Ali'nin kalbinden geçenler aklına ulaşana kadar evrendeki her boşlukta dolaşıyordu. Ali'nin kalbi, burada kalacaktı.

Yolculuk günü sabahı

Ali aynı haftanın Pazar gününde gitmek için hazırdı. Ada evindeydi bu Pazar. Şövalesinin başındaydı, renklerle oynuyordu. Ne yapması gerektiğini bilmiyordu. Ali'yi birkaç gündür görmemiş, ama her an düşünmüştü. Şimdi renkleri de birbirine karışıyordu işte, kalbi gibi.

Dalmış gitmişti ki, kapı çaldı. Ada çekilmiş bedeni ile kapıya doğru ilerledi. Kapıya ulaşması o kadar uzun sürmüştü ki, sanki evi 2 oda bir salon değil de şatoydu. Kapıyı açtığında heyecanını gizlemek için çok çaba sarf etti. Çünkü günlerdir arasın, gelsin istediği Ali, karşısında duruyordu.

"Akşama gidiyorum Ada, seni görmeye geldim. İçeri girebilir miyim?”

Ada sessizce yürüdü odasına gitti. Tıpkı ilk kez bu eve geldiğindeki gibi. İkisinin hafızasına da o anlar yerleşmişti çoktan. Bir süre sessizce o anı tekrar yaşadılar. Sonra birbirlerine bakıp gülümsediler…

Hayat senin ellerinde güzel Ada

İkisi de sessiz bir anlaşma yapmış gibiydi. Son günlerini değerlendirmeliydiler. Çünkü bir insan sakat olacağını bilse, son gün yatıp kalıp sakat olacağı anı beklemezdi. Koşardı, daha çok koşardı. Ada buna benzer bir düşünceyi daha önce bir yerlerde duymuştu.

Koştular onlar da. Ellerinde fırçalar, paletler, tuvalin üzerinde yollar boyunca koştular. Günün resmini yaptılar, boyalar bir diğeriyle buluştu. Gün, akşama kavuştu…

Mektup

Ali, artık yola çıkmak için gitmeliydi. Galiba bir veda konuşması yapmaları gerekiyordu, ama Ada böyle şeyler de pek iyi değildi. Olur da gelirse diye gitmeden, önceden bir mektup yazmıştı Ali'ye, onu verdi sadece.

Kapıda sarıldılar ve Ali gitti. Havalimanına gidiyordu. Mektubu yolda okumaya başladı:

"Merhaba Ali,

Tanışalı şunun şurasında birkaç gün olduğunun farkındayım. Ama olur ya, insanlar sanki çok uzun zamandır tanıştıklarını hisseder. İşte öyle bir şey şu an sana karşı hissettiğim.

Bana "Gitme!” desen diyorsun. Diyemem ki, buna hakkım yok. Çünkü bu senin gidip yaşaman, görmen gereken bir şey. O yüzden gitmeli ve yapmalısın. Geri döndüğünde eğer aynıysa her şey bakarız bir çaresine.

Biliyorum ki, insanları acıları bu kadar yakınlaştırıyor. Sen o gece benim kanayan tüm yaralarımı sardın sanki. Ve yine biliyorum ki, ben de senin kanayan birçok yerine dokundum.

Ayrılıklar nedir çok iyi bilirim; bu yüzdendir fiziksel anlamda hiç tepki gösteremeyişim, "bir damla hoşça kal” dan mahrum bırakışım seni.

Oralarda kendine iyi bak ve söylediğin o aşk gerçekse gittiğin duygularla geri dön. Belki ben de bu sefer kaçmamak için daha çok sebep bulurum.

Hoşça kal…

Ada”

Arkası yarın

Damla Karakuş

(Bir tutam hayat: Benden kaçma Ada - On birinci bölüm için tıklayınız)

Kadinvekadin.net özel içeriğidir.