İnsan her zaman olay mahallinde ağladıklarına mı iç geçiriyordur gerçekten? Bir kadın gözyaşları içinde kalkıyorsa sevdiği adamın kollarından bir gece yarısı, canını yakan, o adamın hiç bilmediği geçmişi olamaz mı?

Bir adamı sever bir gün kadın. Ait olmadığı bir zaman diliminde, ait olamayacağı bir yerden gülüşüne bağlanıp gelen bir adamdır bu. Korka korka karşılık vermek ister bu adamın aşkına; peşinden sürüklediği, içinden taşan onca acıyla. Çok sonra öğrenir ki, bu adam da yaralıdır en derininden ve belki de acılarıdır işte onları böyle birleştiren…

'Aşk bu mu?' diye sorar o gece kendine kadın, adamın birkaç gece öncesinden yankılanan sesiyle…

Aşk bu mu

Bir kadının dökülmeye doyamayacağı sakin bir nehir midir sahiden aşk?

Kadının aklından geçirip yüreğine bir türlü sığdıramadığı sorular bölecek belli ki bundan sonra uykularını. Belli ki aşk, önce saracak bütün ruhunu ve en can alıcı sahnesinde bir iç geçirmeyle yakacak bedenini. Adam o güzel gözleri nereye bakarsa baksın, kadın orada olacağını bilmenin mutluluğunu yaşayacak mı, tek hayat kaygısı olacak artık bu.

Adamın o tok sesinden kopup gelen hikayelerin sarhoşluğunda artık gözlerini her kapadığında bir başka dünyada yeniden ilk kez tanışacaklar.

Tanışma manifestosu

Şimdi gözlerini kapadı işte kadın ve yer Fındıklı sahili. Her zamanki gibi en sevdiği köşesine kurulmuş ve kendine kahramanlardan birinin rolünü verip gömülmüşken elindeki kitaba, o tok sesin sahibi gölge ediyor bir anda tepedeki güneşe.

Evet bu bir tanışma manifestosu. Aşkın henüz başladığını söyleyemediğimiz ama varlığını da inkar edemediğimiz, gözlerin buluştuğu o ilk gülüş. Ne konuşulur hatırlanmaz bile ya hani… Sadece rüzgar eser bir an, güneş perdelenir ve o sıcacık gülümseme bütün ruhunu sarar insanın…

Kadın bir anda yanağından süzülen damlanın dudağında bıraktığı tuzla araladı gözlerini. Çoktandır böyle tatlı bir tanışmayı, böyle yakışıklı bir adamla, böylesine ruhani yaşamadığını düşündü ve içinde oluşan o koca boşluk damağında bir kuruluk bırakaraktığında önce daraldı; sonra kadın mutfağa doğru, duyduğu heyecandan habersiz ağır adımlarla ilerledi. Kuruluğun bıraktığı kalan boşluğu bir bardak suyla doldurup yatağına döndü. Biraz önce sahilde güneşini gölgeleyen adamın yüzündeki çizgileri izlerken yüreğinin nasıl da aydınlandığını hissetti ve ellerini adamın o güzel şekillendirilmiş yüzünde gezdirirken gözlerini tekrar kapadı…

Olamaz mı olabilir

Beşiktaş-Kadıköy vapurunda buldu kendini. Bir başka adamla sesli ve bilindik kahkahalar atıyordu. Bu arada tok sesli adam bir başka kadınla hemen arka koltukta, tam da kadının arkasında bir zaman sonra onun kadını olacağından habersiz sırt çevirmiş, karşısında ona gülen bir başka kadına bir şeyler anlatıyordu. Sonra kalktılar birden ve vapurun diğer ucuna yürüyüp birer çay alıp döndüler ayrı hayatlarına…

Birden mekan değişti sonra bir başka zamanda aynı otobüsteler, hatta aynı durakta inip yan yana ve birbirlerinden habersiz yolun karşısına geçtiler. Hatta ve hatta bir başka zamanda kadın bir simit aldı Eminönü'nden. Kağıt para uzattı simitçiye, para üstünü alıp meydanda bir yer buldu kedine ve etrafta dolaşan insanları izleyerek afiyetle yedi. Birkaç müşteri sonra adam geldi ve o kadının parası adamın cebine girdi…

Koku aşktır

Tüm bunları kurarken kadın bir an ürpererek kendine geldi. Bu adamı aslında çok uzun zamandır tanıdığı hissine artık bir neden bulmuştu. Belli ki onda duyduğu bu koku İstanbul'un bütün sokaklarında çok önceden doldurmuştu burnunu. İşte bu yüzden kokusu bu kadar tanıdık ve huzur doluydu.

Koku kokuyu açtı hafızasında bütün gece. Ona nasıl da bir ömür aşık olabileceğine inandığını düşündü ve kendine şaşırdı.

Aşk, aslında buydu galiba. İnsan yaptıklarına ve hissettiklerine şaşırmaya başladığında caddeler boyu, işte o zaman aşık olmuş olmuyor muydu?

Dünyanın en büyük felaketi yanlış bir insanın aşkıydı elbet. Ama belli ki bu adam yanlış zamanda çıkagelen o doğru kişiydi. Kadın yanına uzandı adamın ve sımsıkı tuttu elini, o derin uykusundayken. Öptü dudaklarından masumca ve karşılık bulduğunda içi bir kere daha ısındı. Artık tekrar rüyalara dalabilirdi…

Bir kadın, bir adam, bir hayat, bin umut. İşte bütün bunlar birleştiğinde aşk oluveriyor belki adı ve hepimiz kalbimiz elimizde dolaşıyoruz tüm sokakları. Velhasıl bir güzel rüya görüveriyoruz işte ayaküstü…

Damla Karakuş

Kadinvekadin.net özel haberidir.