Düşünün, göl kenarında yapılmış mükemmel bir düğünün balayını yaşayacaksınız. Aman benim başıma gelmez ki canım dedirten nelerin sizin de başına geleceğinden habersiz bir haftanın ilk günü...

Öyle sıradan bir şey olmasın kafanızda beliren ama. Küçük bir kayıkla elinizde uçan balonlar, sizi bekleyen misafirlere doğru yol alıyorsunuz. Gülümsemeniz gereken ne çok kamera var, sayamıyorsunuz. Birazdan hayatınızı değiştirecek o "evet”i diyeceksiniz ve ardından o balonları gökyüzüne salacak; "La Vie En Rose” ile ilk dansınızı edeceksiniz…

Şarkıyı dinlemeden geçmeyelim :) La Vie En Rose

Tüm bunları hayal edebildiyseniz, başlayalım o zaman. Ben tüm bunları yaşadım. Bir masaldan kopup gelmiş cümleler, edilen tüm duaların karşılığı ya da ne bileyim onca stresin, çıkmış sorunun, seni sevmeyenlerin de olacağını bin bir zorlukla kabullenişin ödülü gibi bir geceydi…

Ya öncesi…

Ancak bu ana gelene kadarki bütün anlar, insanları memnun etme çabaları ve hiçbirinin asla memnun olmayacağının yüzünüze kocaman bir tokat olarak dönecek olması, tüm gerçeklerin toplamı oluyormuş. Her şey öyle kafanızdaki gibi olmuyormuş meğer.

Düğün dediğin bambaşka bir stres kaynağı, hatta deposu. Gördüklerime, duyduklarıma inanmazdım. Şimdi ise tüm bunları yaşayan kişi olarak klavyemden bildiriyorum. Size verecek öğüdüm yok. Nasılsa hiçbirini dinlemeyeceksiniz. Çünkü ben hiçbirini dinlemedim. Pişman mıyım bilmiyorum. Büyük sözü dinlemekten hiç gocunmadım; ama kendi bildiğimi okumaktan da hiç vazgeçemedim. İşte zaten tüm yaşananlar da bu iki gerçeğin arasında oluştu…

bir düğün bir gelin bir damat

Düğün sizce ne demek

Düğün, siz onca hazırlık yapsanız da yine rutine dönüp gevrek erik dalına dönüşen, entelliğinizin belini bükmek için homini gırtlak yiyen, adını ezber ettiğiniz en sevdiklerinizin aslında pek de umurunda olmadığınızı acı bir şekilde tecrübe ettiğiniz, sizin ne istediğiniz sorulmadan her kafadan çıkan sesin mutluluğundan ibaretmiş.

Bu aslında sadece bir eğlence anıymış arkadaş ve sen bunu acı tatlı değil; en çok acı yönüyle tecrübe edebiliyormuşsun. Ve yine en en ilginci, perde açılıp seremoni başladığında, prens ve prenses olup her şeye bir - kısa süreli de olsa - amaaannnn çekebiliyormuşsun. Onca enstantane yerini bir yudum mutluluğa bırakıyormuş da, ondan kızılcık şerbeti oluveriyormuş yutulan kanın adı. Bu büyük bir kaos, büyük bir karmaşa. Yaşamış olmama rağmen, tanımlayamadığım ne çok şey varmış...

bir düğün bir gelin bir damat

Ağaç değilsin, yer değiştir

Bu süreçte çok yalnız kaldım. Bunda benim de payım vardır elbet. Sonuçta önce iğneyi kendime batırmayı bilecek kadar adilim. Ancak yine de stresten uzak duracak kadar akıllanmadım sanırım. "Peki siz "Tipik Türk Kızı” mısınız” yazımda da demiştim ya hani; her şey bir yüzükle başladı. Ve yanlış ölçülerle yapılmış, evime uymayan bir koltukla devam ediyor. Hatta şu anda bu cümleleri o yanlış koltuğun üzerinde yazıyorum. Doğrusunu söylemek gerekirse evimde üzerine konumlanabileceğim tek ya o :) Ve ben hala eşyalarımın hazırlanıp gelmesini bekliyorum.

Dünya malında, bir yere kök salıp kalmakta pek gözüm yoktu; ben de onun yerine yeni ve boş kalmış evimde oturup hayıflanmak yerine, 1 haftada Balkanları keşfetmeyi tercih ettim. Şükürler olsun ki, tercihime ortak olan bir de eş seçebilmişim. Yoksa bunca karmaşa hiç çekilmezdi. Böyle işte, belki de aksiliklerin kabuslarından şükrederek arınıyor insan...

bir düğün bir gelin bir damat

Siz neler yaşadınız

Aslında bu benim, senin, bir yerde hepimizin ortak hikayesi. "Yok canım, benim başıma gelmez bu kadarı!” derken yuttuğu o büyük lokmaların üzerine bir bardak su bile içemeyebiliyor insan. Zira geldiğin evde o bardak nerede, bilemeyebiliyorsun.

Allah evlenen çiftin yuvasının bereketini veriyor; ama "Maşallah” demeyi bilmeyenlerin üzerinizde kalan gözleri ile yaşadığınız aksilikler de buradan Balkanlar'a gidiş dönüşlü bir yol olabiliyor tabii. Susmayan telefonlar, yanında çok görünen telefonlar, eli ahizeye gidemeyenler, her şeyi kabullenenler, her şeye karşı çıkanlar… Tüm bunların arasında soruyorum: Ben şimdi büyüdüm mü :)

Ah acınası halime ne kahkahalar atarak yazıyorum şunları… Stres gerçekten bütün kötülüklerin anası! Ben uzak kalmayı beceremedim de ondan bu delirmeye beş kala halleri...

Sahi siz nasıl baş ettiniz?

Anlatsanıza biraz; paylaştıkça azalır, paylaştıkça çoğalırız belki...

Sevgimle...

Damla Karakuş

Kadinvekadin.net özel içeriğidir.