Bazen "Dünyaya sadece kitap okumak ve yazmak için gelseydim” diyorum; ne güzel olurdu. Belirli bir görevle yeryüzüne gönderilmiş bir varlık, düşünsenize…

Hoş o zaman da diğer olan şeylerin merakı içimi kemirirdi, onu da beceremezdim ben. İnsanın içinde bir duygu var, çoğu zaman tanımlanamayan… Bilmem hissedebildiniz mi? Hani düşünürsün ya "Yaşadıklarımın neresindeyim?”, "Bu adam, bu kadın, bu iş, bu hayat beni nereye götürüyor?”, "Ben şimdi bunları yaşamasam acaba yaşayacaklarım ne olurdu?”...

Sorular tanıdık geldi mi? Hah, işte bahsettiğim, şimdi içinize düşen "Yaaa, evet!” duygusu. Bu sorular karşısında insan atıl kalıyor, çünkü çok cevabı var ve hiç cevabı yok. Çünkü insan andan kaçıp geçmişi düşünmeye ya da gelecek olan için merak ve kaygı üretmeye meyilli. Çünkü hep bir şeylere yetişme telaşı, hep bir şeyleri kaçırdım eyvahları…

Çünkü işte hayat bu…

şükretmek

Belki de yanlış şükrediyoruz

Geceleri bizi uyutmayan, "Keşke orada şunu da söyleseydim” dedirten, yapmak istediklerimizi sorgulatan bir hayat bu. Aslında hayat hep aynı, değişen ve gelişen biziz. Hangimiz bir sene önceki halimizle aynıyız ki? Sene şurada duradursun, hangimizin bir konu hakkındaki düşüncesi anında değişmiyor ki?

Bizi bir yere götürmeyen, kaygan zeminler üzerinde yürümeyi imkansız kılan içimizdeki bu kaygı işte. Hep bir şeylerin kötü gideceğine dair endişe duyma hali. Çünkü "Şükür!” demek aklımıza gelmiyor. Çünkü biz aslında belki de yanlış şükrediyoruz. Bunu hiç düşündünüz mü?

şükretmek

Anılar üstüne

Çok canım yanıyordu. Kolay kolay dökmek istemem içimi, ama yanımda hep sevdiğim dostlarım "Şükürler olsun ki” vardır. Yine böyle bir andı. Canım arkadaşım beni dinledi ve konuşmanın sonu "Senden çok daha kötü durumda olanlar var, şükret haline!” şeklinde geldi.

Fındıklı sahilinde denize karşı oturuyorduk, hava soğuk. Onun kalkması gerekti, gitti. Giderken son cümlesini tekrar ederek; "Şükret haline!”

O gitti, ben oturduğum bankta halime hayıflanmaktan çoktan vazgeçmiş, gözyaşımı pınarlarıma gömmüş, o son cümleyi düşündüm çarşaf çarşaf açılarak grileşen denize bakarak. Evet, doğruydu, benden daha kötü durumda olanlar da vardı. Hatta beterin beteri de vardı. Ama benim şu deniz gibi içimi bulandıran, şükretmek için bir başkasının kötü anına sevinmem gerektiğiydi. İşte buna içim dayanmadı. O gün o bankta şükrettim, hep yaptığım gibi. Ama benden kötüleri düşünerek değil, sadece sahip olduklarıma ve içimdeki sahip olabilme gücüne sevinerek. Benden daha kötü olan insanların durumu bana güç vermemeliydi. En azından onlara dua etmeli, iyi dileklerde bulunmalıydım içimden. Bir başkasının acısı olamazdı benim yaralarımın merhemi…

Umudumun hiç bitmeyişine şaşkınlıkla ve içimde taşıdığım sonsuz sevgiye minnetle şükrettim.

şükretmek

Şükürler olsun ki

İnsan böyle bir şeydi işte, umdukları ve buldukları uyuşmayınca sızlanan, uyuştuğunda da bunun bir nimet oluşuna aldırmadan şükürden uzaklaşan. Bizi Allah'a yaklaştıran her duygu nasıl da özel ve şükür duyulası oysa…

Hadi siz de söyleyin aramızda şu cümlelerden oluşmuş köprü sayesinde: "Şükürler olsun!”

"Şükürler olsun, bu sabah gözlerimi yeni bir güne açtım”

"Şükürler olsun, işime zamanında geldim ve daha önemlisi bir işim var”

"Şükürler olsun, bugün de ona 'Seni seviyorum' diyebildim”

"Şükürler olsun, bugün de size söyleyecek cümlelerim vardı”…

Şükürler olsun…

Kadinvekadin.net özel haberidir.