Hakan Günday ile Karaköy'de yaptığı bir imza gününde tanıştım. O gün "Piç” kitabını almıştım, o kitaba özel bir şeyler yazmasını istiyordum. "Piç = Hiç” yazdı.

Göz göze geldik, "Bu kitabın aslında sadece adı olacaktı, sayfalarının boş basılmasını istiyordum, ama hiçbir yayınevi bu şekilde bir basımı kabul etmezdi. Ben de içine bir şeyler yazdım” dedi ve bunları aynı zamanda yazarak adıma imzaladı.

O ortamdan ayrılıp Karaköy sokaklarında yürümeye başladığımda beynime hücum eden çok düşünce vardı. "Ben bunu elbet yazarım bir gün” dedim kendi kendime. Ama yazma fikrimin aklıma olayın üzerinden 4 yıl geçtikten sonra düşmesini beklemiyordum. Demek ki her şeyin bir zamanı vardı işte. Hem belki hiç aklıma gelmeyecekti bile, kim bilir…

Her şeyin bir zamanı var

Dalda olgunlaşmayı bekleyen meyvenin, ilk dişini çıkaracak, ilk adımını atacak bebeğin, saydığımız onca günden sonra gelecek olanın, hasta olduğumuz günlerin bitişinin… Her şeyin ama her şeyin kainatta bir döngüsü ve oluş zamanı var. Fiziksel olarak oluşumunu gözlemleyebildiklerimizin dışında bir de beynimizin içinde dönenler var. Tıpkı 4 yıl önce yaşadığım bir anın şimdi gelip beynime sinyaller vermesi gibi.

İşte insan depresyona böle uzun bir süreçte giriyor ya da anlık mutluluklarını sündüre sündüre yaşıyor demek ki. Birinin gözlerinin içine bakıp o ana kilitlemek varken her şeyi, beynimiz olur olmadık yerde evirip çeviriyor onca düşünceyi. 4 yıl önce daha küçük bir genç kızdım sonuçta. Hayranlık duyduğum, yazdıklarından mütevellit hayal dünyasına şaştığım bir yazarın imza gününe giderken ayaklarım yere basmıyordu. Demek ki yazacaklarımın da büyüyüp bugüne gelmesi için zamana bırakmam gerekiyordu.

Zaman her şeyin ilacı

En acılı günlerimizden sonra elinden bir şey gelmeyen dostların dudaklarından dökülür bu cümle genellikle: "Zamana bırak, zaman her şeyin ilacı”.

Bir zamanlar ne çok kızardım bu cümleye; ağırlığını ve aynı zamanda insanın içine sular serpen hafifliğini anlamadığımdanmış. Sabır nedir, kavrıyor insan zamanla. Zamana bırak derken, sabrını bile, ruhunu kanırta kanırta acını çek ve zamanın dolduğunda bir kalem gülümse demekmiş söylenilmek istenen. Şimdi anlamam gerekiyormuş demek. Bunun bile bir zamanı varmış…

Babaannem öldüğünde ölümü öğrendim, sandım ki daha büyük acı yok. Şu dünyada ölümün üstüne acı olabilir mi zaten? Oluyormuş…

Sonra aşık oluyor insan, unutmanın ölümden beter olduğunu düşünüyor. Bir gün karşı komşunun oğlu ölüyor, evlat acısının mukayese edilemez olduğunu öğreniyorsun. Sonra, sen büyüdükçe savaş görüntülerinin ne demek olduğu gözünden sonra aklına çalınıyor; anlıyorsun ki vatan acısı daha çok yakıyor yüreğini…

Her dert sahibine ağır

Acımızı çekerken üzerimize yüklenen yükler, en çok acımız tazeyken ağır. Sonrasına da alışıyor insan. Çünkü yol aynı patikaya çıkıyor, zaman dediğin şey durmadan akıyor.

Sonra anlıyor işte insan, her dert sahibine ağır, sen ondan çok uzaklara gittikçe hafifleyiveriyor. Mevlana'nın da dediği gibi oluyor sonra; öldüm diyorsun yine de yaşıyorsun… Hayat bu, sana geçmez zannettiğin neler yaşattıktan sonra bile gün yüzünü gösterip yüzüne maske edeceğin gülüşler sunuyor. İnsan olmak da böyle bir şey demek ki, bir duygu selinde, nefes alıyorsan hala, hiçbir derdin hükmü kalmıyor.

İşte böyle,

"Öyle garip bir dünya,
Olmaz dediğin ne varsa olur.
Düşmem dersin düşersin.
Şaşmam dersin şaşarsın.
En garibi de budur ya;
Öldüm der durur yine de yaşarsın...”

Onca zamanın anısına

Ben belki 4 yıl öncesi kadar aklım bir karış havada değilim ya da ne bileyim çok düşünmekten kafamı açmış da olabilirim. Ama yine de bir şeylerin zamanı yine gelecek, biliyorum. Bundan 4 yıl sonra da genç kızlıktan tamamen sıyrılıp alımlı bir kadın olacağım elbet.

Yine de değişmeyen şeyler de olur, değil mi hayatta? Mesela bu hayalperest yanım hep kalsın istiyorum, çocuk ruhuma eşlik etsin diye. Sonra bu sene de zamanı gelecek şeyleri sabırla beklemek, yoluma çıkan ne varsa, yerinde ağır dertlere takılmadan yürümek istiyorum.

Umarım siz de o dertlere takılmadan yol alır, zamanı cümbüşüyle karşılarsınız.

Hem "hayat kısa, kuşlar uçuyor”, eşlik etmek gerek…

Damla Karakuş

Kadinvekadin.net özel içeriğidir.